1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kıbrıs’ta kahvehane kültürü ve Baf Ülkü Yurdu kahvehanesi…” 1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kıbrıs’ta kahvehane kültürü ve Baf Ülkü Yurdu kahvehanesi…” 1

A+A-

Ulus IRKAD

Şimdi sorsanız Kıbrıs’ın her tarafında kahvehaneler vardır ama bu kahvehaneler eskisi gibi midir onu merak ederim. Dikkat ettiğim kadarıyla eskiler hayata veda ettik sonra kahvehaneler de yavaş yavaş önemlerini kaybediyorlar. Bundan 30 veya kırk yıl öncesinde gerek Lefkoşa’da, gerekse Baf’ta ve diğer kaza ve köylerde kahvehanelerin toplum kültüründe önemli yerleri vardı.

 

TREN YOLU’NDA BİR KAHVEHANE…

Babamın babası aslen Kaleburnulu Kahveci Mustafa Hısım’dı. Lefkoşa’da Tren Yolu Sokağı’nın tek kahvehane işletmecisi oydu ve bu kahvehanenin birçok müdavimleri vardı. Taksici Nevvar Dayı’dan tutun, Çoban Dayı ve Yoğurtçular da vardı bu kahvehaneye gelen. Dedem hayatını kahvehanecilikten kazanırdı. Günlük gazeteler de gelirdi bu kahvehanelere. Hatta dedemin kahvehanesi Barış Gücü Kampı’nın (Şimdiki Karayolları Dairesi) de karşısında olduğu için İngilizce gazeteler de bulunurdu burada. Ben de bir süre dedemin yanında kahvecilik yapmış, kahve veya içki servisleri yapmıştım müşterilere. Barakadan yapılmış derme çatma bir kahvehaneydi Mustafa Hısım’ın kahvehanesi. Buralarda elbette ki günlük dedikodular yapılırdı ama bunun yanında o günlerin politik konuları da konuşulurdu. Gene şuradan buradan duyulan fıkralar da söylenir hep birlikte gülünürdü. Örneğin Çoban Dayı’nın Mesarya’dan getirdiği haberler ve söylediği olay ve hikayeler dinlenmeye değerdi. Yanıbaşımızdaki amca çocukları Derviş ve Bülent’in yanında çalışan tenekeci rahmetli Enver’in burnundan çıkardığı sesiyle “Öyleymiş” demesini çok iyi hatırlarım. Tenekeci amca, çocuklarının ikisi de, Enver de artık yok şimdilerde. Hepsi de rahmetli oldular. Hele hele Kıbrıs’ın siyah derili saf insanlarından aynı dükkanda çalışan Selim Arap’ın 1974 sonrasında dükkanda içki içtikten sonra eve sarhoş sarhoş giderken trafiğe kurban gitmesi de hazin olmuştu, onu da rahmetle anarım.

 

BAF ÜLKÜ YURDU KAHVEHANESİ…

Aynı özellikleri Baf Ülkü Yurdu Kahvehanesi’nde de gözlemlemiştim. 1960’lı yıllarda çevremi daha yeni öğrenmeye başladığımda dedem Hamza Erdoğan ve babam, Baf Kurtuluş Lisesi öğretmenlerinden Hüseyin Irkad, bu kahvehanenin müdavimleriydiler. Dedem kırk yıllık yol memurluğundan sonra emekliye ayrılınca her sabah Ülkü Yurdu Kulübü Kahvehanesi’nin vazgeçilmez müşterilerinden biri olmuştu ama bana anlattığına göre de 1930’lu yıllardan itibaren bu kahvehanede devamlı olarak oturuyordu. Tatillerini ya burada ya da köyü Karpaz’daki Kaleburnu’nda (Anne ve babamın babaları kardeşti ve ikisi de Kaleburnu köyündendi) geçirmeyi severdi.

1940li-yillar-baf-kiraathanesi.jpg

 

KAUÇUK AĞACININ ALTINDA…

Ülkü Yurdu Kahvehanesi’nin en büyük özelliği kauçuk ağacının altına oturulunca ister istemez karşıdaki denizi karşınıza alırdınız. Hele hele kahve höpürdeterek sabahın yaz sıcaklığında sohbetlere dalıp konuşmak oldukça zevkliydi.  Kauçuk ağacının çok uzun bir hikayesi vardı. Mesela Baf’ın dört aydın adamı Dr İhsan Ali, Dedem Hamza Erdoğan, Gazeteci ve İngiliz’in 1954 yılında sürgün ettiği Talat Taşer’le 1936 yılında genç genç trafik kazasında yitirdiğimiz aydınlarımızdan Avukat Süleyman Şevket bu ağacın altında 1930’lu yıllarda toplum, memleket ve II. Dünya Savaşı meselelerini tartışırlarmış. 1950’li yıllardan sonra birçok Milli gün ve tartışma ile toplantılar da bu ağacın altında olmaktaydı.

 

İHSAN ALİ, KIBRISLIRUMLAR’IN DA BU KULÜPLERE ÜYELİĞİNİ SAVUNURDU…

Baflı Kıbrıslıtürk lider rahmetli İhsan Ali 1950’li yılların başlarında Baf’taki Türk Birliği ve Ülkü Yurdu Kulüpleri’ne Kıbrıslırumlar’ın da üye olmasını ısrarla savunur. Ona göre bu birleşme sağlanırsa adanın bölünmesi ve milliyetçilikler ortadan kaldırılacaktır. Ona göre AB olayı ileride etken olacak ve AB etkisinin olduğu bir ülkede de taksim ve ulusçuluğun olması imkansızdır (İhsan Ali bu görüşlerini 1955 öncesinden savunmaya başlamıştı, dikkatinizi çekerim). Tabi gene vurgulayayım o yıllarda Dr İhsan Ali, Türkiye’de Ecevit’le, oraya sürgüne giden Talat Taşer aracılığıyla temasa geçmiş ve Ankara’da Akis adlı bir dergiyi hemen hemen beraber çıkarmaktadırlar. Ecevit dahil o dönemdeki Sol Kemalistler (Ergenekon dışında düşünülmesi lazım çünkü 1950’li yıllardaki Sol Kemalistleri Ecevit dahil, adanın bölünmesine karşıdır, Ergenekon örgütüne ve son zamanlardaki davalarına bakılırsa, dikkat edilirse, adanın bölünmesi hedeftir, bu arada 1980 yılından sonra Ecevit’in de taksim ve bölünme yanlısı olduğu dikkat çekicidir. İlhan Selçuk dahil bütün Sol Kemalistlerin artık 1980 sonrasında taksimden yana- ve bugünkü Ergenekon’dan yana taraf aldıkları da gerçektir. 1963 yılından sonra Kıbrıslıtürk liderleri ile İhsan Ali arasındaki bu fikir tartışmasının İhsan Ali’nin Kıbrıslırum kesiminde kalmasıyla noktalandığı da bilinmektedir. Bunun yanında İhsan Ali’nin, Türkiye’deki Kemalist solculardan farklı olarak, ölene kadar AB yanlılığını ve Kıbrıslılığı savunduğu da bir gerçektir.

 

DEDEM DENİZ MANZARASINI SEYREDERDİ…

Ülkü Yurdu Kahvehanesi’nin diğer bir özelliği de giriş holünde bilyardo masasının olması,  içerde çay ve kahve ocaklarının bulunduğu bir küçük oda, bir de tam bu odaya bitişik kağıt oyunlarının oynandığı masaların bulunduğu oda bulunurdu. Babamı bazen burada veya tavla veya sohbet ederken bulmaktaydım ama dedem Hamza Erdoğan daha fazla kahvehaneye oturup sohbet etmek ve denizin manzarasını seyretmek için giderdi. Annem babamı arattığı zaman sık sık babamı oyun odasından çağırırdık ama babam eve geldiğinde bu kapalı odadan ötürü üzerine sinen sigara kokusu dayanılmaz olurdu... Annem bu yüzden babamın bu odada kağıt oynamasını sevmezdi. Esasına bakılırsa ben de bu odadan hoşlanmazdım, bu yüzden büyüdüğümde hiç kahvehanelerden hoşlanmadım veya dışarıdaki sohbetlere katılmak hoşuma giderdi. Bu tavrım dedemin etkisinden dolayı mıydı? Herhalde öyle olacak, galiba dedemin etkisi benim üzerimde oldukça büyüktü.


Kayıplar Komitesi çalışmaları şimdilik “internet” üzerinden…

Koronavirüs, “kayıp” çalışmalarını da vurdu ve ancak “internet” üzerinden bazı çalışmalar devam ettirilebiliyor.  Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki ve güneyindeki ofisleri, tüm diğer işyerleri gibi kapalı ve gerek “kayıplar”la ilgili kazılar, gerekse laboratuardaki analizler de tamamen durmuş vaziyette… Kayıplar Komitesi’nin kazılar ve laboratuar dışındaki “araştırma”ya yönelik çalışmalarının artık “internet” üzerindeki platformlardan yürütülmekte olduğu belirtildi. Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi’ne sorduğumuz bir soruya verilen yanıtta şöyle denildi:  “Merhaba, Basın bildiri metinleri ortak metin olarak dağıtılmaktadır. Kazı ve laboratuvar dışındaki çalışmalar online platformlar üzerinden devam etmektedir.”

 


Aysozomeno’dan tarihi bir fotoğraf…

91312746_3391166517564465_1631462753522679808_o.jpg

Sotiris Savva arkadaşımızın “Kıbrıs’ın geçmiş yılları” sosyal medya grubunda paylaştığı Aysozomeno’da çekilmiş bu çok ender fotoğrafla ilgili olarak, Aysozomenolu (Arpalık) arkadaşımız Kemal Fegan şöyle yazıyor:

“Bu fotoğraf, 7.2.1964 tarihinde Aysozomeno'da (Arpalık) çekildi. Tanıyabildiklerimi yazıyorum. Soldan; Birinciyi görünmediği için tanıyamadım, Rasiha Yusuf Mülazimoğlu çocuğu ile (Hüseyin Seferoğlu'nun kızı), Arap Ali'nin oğlu Sait'e benzettim (Bilenler yazsın), Aysel Dizliklioğlu (Mustafa Şaban dayımın kızı), Şefket dayının kızına benzettim (Bilenler yazsın), Sermin Hüseyin Seferoğlu (şimdiki soy ismini bilmiyorum).”

Hatırlanacağı gibi bazı Kıbrıslıtürkler, Aysozomeno dışında bir provokasyon tezgahlamış ve bir Kıbrıslırum polisini öldürmüşler, bundan köyün “Teşkilat” başkanı bile haberdar olmamış ve sonuçta ortalık kan gölüne dönüştüğünde, Aysozomenolular, Lurucina’ya göç etmek zorunda kalmışlardı… Bu konuda Ali Fegan arkadaşımızla (kendisi köy muhtarı Lefkaridi’nin oğludur) yaptığımız geniş röportajı bu sayfalarda yayımlamıştık…


“Dedem Bekir Gaççari’nin anısına…”

Birtan GÖKŞAN

Dedemiz Bekir Veli

GAÇÇARİ namı değer

Dediğinde şaka yapsın

Uyanırdı ölüler.

 

İçerdi zivaniya

Mezesi guyruk yağı

Yapardı şakasını

Basardı kahkahayı

 

Dizliğini geyerdi

Sarardı guşağını

Guşağına saklardı

Deriden cüzdanını

 

Ya Şahi'de oturur

Ya Hüseyin berberde

Kim dakılırsa ona

Girerdi başı derde

 

Amacı gırmak değil

Kimseyi da gırmazdı

Biraz burnun büyüdü

Amman, hiç acımazdı

 

Amacı hep güldürmek

Biraz da düşündürmek

Yüzü hep güler idi

Bilmezdi hiç üzülmek

 

Bir katırı varıdı

Bir tahta amaksası

Daşırdı mahsılını

Yoğudu hiç tasası

 

Sekiz evladı vardı

Beş oğlan üçü gız da

Hepsi gurbete gitti

Annem galdı Kıbrıs'da

 

Varıdı börülcesi

Yedi dönüm da bağı

Zeytinleri da vardı

Eksik olmazdı yağı

 

Mutlu bir hayat sürdü

Dedem Lurucinada

Aramızdan ayrıldı

Doksanyedi yaşında.

bekir-gaccari.jpg
(Fotoğraf:  Kardeşim Artun Gökşan Lurucinalı'nın çektiği dedemizin son fotoğrafı ki dedem bu fotoğrafta 97 yaşındaydı.  Dedem Ocak 1981’de vefat etmişti…)

 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1123 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar