1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'KIBRIS'TA ÇÖZÜMDEN YANA OLMANIN POTANSİYEL GÜCÜ'
KIBRISTA ÇÖZÜMDEN YANA OLMANIN POTANSİYEL GÜCÜ

'KIBRIS'TA ÇÖZÜMDEN YANA OLMANIN POTANSİYEL GÜCÜ'

Levent Köker, ZAMAN gazetesinde yazdı; İki gün sonra "Kıbrıs Cumhuriyeti", altı aylığına Avrupa Birliği'nin dönem başkanı oluyor

A+A-

 

 

 

Levent Köker  

 

İki gün sonra "Kıbrıs Cumhuriyeti", altı aylığına Avrupa Birliği'nin dönem başkanı oluyor. Bu durum, Türkiye-AB ilişkileri bakımından yeni ve şimdikinden daha da sıkıntılı bir dönemin de başlangıcı olabilir.Olabilir diyorum zira pek çok gözlemcinin esasen şu ân itibarıyla dahi durma noktasına gelmiş olduğunu belirttiği tam üyelik müzakerelerinin bütünüyle askıya alınması dahi gündeme gelebilecektir. Her ne kadar AB Bakanı Sayın Bağış, "Kıbrıs dönem başkanı olursa AB ile ilişkilerimizi dondururuz" mealinde Başbakan'a atfedilen sözün aslında Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği ile görüşmeyeceği anlamına geldiği yolunda bir açıklama yaparak, niyetin AB ile ilişkileri dondurmak olmadığını söylediyse de, durumun kendisi böyle bir ihtimali içeriyor. Aslında, uzun bir süredir AB tam üyeliği için gereken reformları yapmaktan kaçınıyormuş izlenimi veren hükûmetin belki de bu tutumunu sürdürmesi için Kıbrıs'ın dönem başkanlığını kullanıyor gibi davranması da mümkündür. Üstelik bu, çok da bilinçli bir politika olmayıp, bugünlerde yükselen bir trend gibi görünen milliyetçiliğin kendiliğinden yarattığı bir sonuç da olabilir. Avrupa krizde, Türkiye "yükselen yıldız", belki de AB üyeliği artık çok istenir bir şey olmayabilir artık. Hem zaten AB'nin devam edebilip edemeyeceği de belli değil. Resmî deyişle "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi" de bu krizden çokça payını almıyor mu? Üstelik dönem başkanlığının gerektirdiği bütün yükümlülükleri de yerine getiremeyecekmiş! Tüm bunlar Türkiye'nin gururunu okşayan değerlendirmeler. Hattâ, bu millî gurur okşayıcı tabloya şöyle bir son dokunuş da yapıldı geçenlerde: "Türkiye eğer AB üyesi olsaydı -Kıbrıs'ın yerine denmedi ama öyle de anlayabiliriz bu bağlamda- Avrupa, bu krizi yaşamaz veya daha hafif atlatırdı!"

Bunların hepsi gerçek, hepsi doğru olabilir. Lâkin unutmamak gerekir ki bu değerlendirmelerden hareketle Kıbrıs sorunu çözülmeyeceği gibi Türkiye'nin AB üyeliği süreci de ilerleyemez. O zaman, şu sorulara daha açıkça cevap vermek gerekiyor: Türkiye için Kıbrıs'ta artık çözülmesi gereken bir sorun yok mu ve Türkiye, artık AB üyeliğini istemiyor veya en azından bunu umursamıyor mu? Bu soruların cevabı siyasîdir, yâni siyasî tercihlere bağlıdır ve esasen yukarıdaki millî gurur okşayıcı tablo olarak sunduğum değerlendirmelerin gerçekliği de bu siyasî tercihe göre belirlenmektedir. Siyasî tercihiniz değişirse tablo da değişir ve aslında o kadar da gururlanılacak bir durumla karşı karşıya olmadığımız anlaşılır.

Bir kere, AK Parti açısından "Kıbrıs sorunu"nun unutulabilir olmaması gereken bir "yakın geçmiş"i var. Hatırlayalım, henüz daha Sayın Erdoğan hiçbir demokratın tasvip edemeyeceği bir yasak neticesinde milletvekili ve başbakan değilken, Kıbrıs'ta 40 yıllık çözümsüzlük zihniyetiyle yola devam etmeyeceklerini, çözüm için Kıbrıslırumlardan bir adım önde olacaklarını vurgulamıştı. O dönem AK Parti'yi Kıbrıs gibi bir millî davayı satmakla suçlayan kesimlerden bazılarının şimdi darbe teşebbüsçülüğünden yargılanmakta olduklarını aklımıza getirip ve AK Parti hükûmetinin de şimdi bu kesimlerin yakın geçmişte Kıbrıs için savundukları "bugünkü durum çözümdür anlamında çözümsüzlük çözümdür" anlayışına yakınlaştığını görmek gerekmektedir. Bu çelişkinin farkına varılması ile ancak Kıbrıs'ta çözümü zorlayan yeni hamleler yapılabilir ve aslında Kıbrıs'ın AB dönem başkanlığı zannedildiğinin aksine bu hamleler için bir fırsat da vermiş olabilir.

 

KIBRIS SORUNUNA 'KAd'IN ÖNERİLERİ

Kıbrıs adasının güneyinde, tipik bir Akdeniz kenti olması hasebiyle benim örneğin Mersin'e pek benzettiğim Limasol'da on gün kadar önce bir grup akademisyen ve gazeteci bir araya geldi. Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum akademisyenlerin oluşturduğu Kıbrıs Akademik Diyalog (KAD-Cyprus Academic Dialogue-CAD) tarafından düzenlenen bir toplantıda KAD üyesi olmayan politikacılar ve Türkiye'den ve Yunanistan'dan katılımcılar doğrudan Kıbrıs sorunu ve bunun dolayımında biraz da Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini konuştular. Toplantıya katılanların tümünün ittifakla aldığı bir kararlar manzumesi niteliğinde olmasa da, bizim Abant Platformu toplantılarında yaptığımıza benzer bir tarzda bir sonuç bildirgesi de yayınlandı.

Bu sonuç bildirgesinde dikkat çeken birinci tesbit, Kıbrıs müzakerelerinin şu an için bir tıkanma noktasına gelmiş olmasına rağmen, bugüne kadar elde edilmiş yakınlaşma noktalarının korunması gerektiği, bunlardan artık vazgeçilemeyeceğidir. Bu tesbitin önemi, Kıbrıs'ta varlığı devam eden sorunun çözümünde sağlanan ilerlemelerin muhafazası ve gelecekteki çözüm perspektifinin bu ilerlemelerin oluşturduğu zemin üzerinde gerçekleştirilmesidir. Bu önemli tesbitin ardından, Kıbrıs sorununun çözümünde iki ana aktör olan Türkiye ile Kıbrıs'ın ne yapmaları gerektiği ile ilgili çarpıcı açıklamalar gelmektedir. KAD bildirisine göre bugünkü koşullar normal ve sürdürülebilir değildir. Kıbrıs Cumhuriyeti, kendisini var eden kurucu andlaşmalara aykırı olarak, sâdece Kıbrıslırum topluluğu tarafından yönetilmekte, buna karşılık Türkiye ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin mensubu bulunduğu AB'ye tam üye olmayı hedeflemektedir. Gerçekten, bu normal ve sürdürülebilir bir durum mudur?

Bu anormal ve sürdürülmesi imkânsız durumun değiştirilmesi ve sorunun çözümü için KAD, hem Türkiye'yi ve hem de Kıbrıs'ı bazı adımlar atmaya davet etmektedir. Bunlar, idaresini fiilen Kıbrıslıtürklerin yürütmeye devam edeceği koşullarda ve AB gözetiminde Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara açılması, Maraş bölgesinin BM gözetiminde yerleşime açılması, Kıbrıs'ın da AB üyelik müzakerelerinde sekiz başlığa koyduğu vetoyu kaldırmasıdır. Bunlara ilâveten Kıbrıslıtürklerin adadaki târihî varlığının korunmasının inkâr edilemez önemine de binâen, AB'nin 26 Nisan 2004'te aldığı ve Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılmasını gerektiren kararlarının da âcilen uygulanması çağrısı yapılmaktadır.

Bu adımların vakit geçirilmeksizin atılması hâlinde, hem makûl ve sürdürülebilir olmayan mevcut durumun giderilmesi yoluyla onlarca yıldır devam eden sorunun çözümü yönünde de önemli kazanımlar elde edileceği kuşkusuzdur. Kıbrıs sorunu, konunun en önde gelen araştırmacılarından Niyazi Kızılyürek'in veciz vurgusuyla, "Türk ve Yunan milliyetçiliklerinin çocuğu" olarak dünyaya gelmiştir. Dolayısıyla bu sorunun milliyetçi parametreler dâhilinde çözümü mümkün değildir. Aksine, Kıbrıs sorunu üzerinde yüzeysel olmayan, derinlemesine bir düşünce oluşturma süreci yaşandığında, sorunun çözümünün -biraz iddialı bir söyleyişle ifade edeyim- AB başta olmak üzere dünyanın bugün içinde bulunduğu milli devlet perspektifini aşan, ulusal-üstü arayışlarına da fikrî destek sağlayacak bir potansiyeli bulunmaktadır. Kıbrıs Akademik Diyalog'un çağrısında bu potansiyeli görmek doğrudan mümkün değilse de, benim kişisel kanaatim, sorunun çözülmesi için atılması gereken ilk adımların bu potansiyelin farkına varılması yönünde güçlü işaretler vereceği yönündedir. KAD'ın önerileri ciddîdir. Kıbrıs'ta çözüm bekleyen bir sorun vardır ve sorunun çözümü için bu önerilerin ciddîyetle uygulamaya konulması sadece sorunun çözümünü değil, Türkiye-Kıbrıs-AB ilişkilerini de normalleşme sürecine sokacaktır. Böyle bir normalleşmenin Türkiye'ye katkısı ise yeniden canlanacak bir AB süreci ve dolayısıyla daha demokratik ve daha insanî bir cumhuriyetin gerçekleşmesidir. Artık dilimize yapıştı galiba: "hadi bakalım"!

 

 

 

 

Bu haber toplam 591 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler