1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs'ta bir hayalet kol geziyor: Marjinallik Hayaleti
Kıbrısta bir hayalet kol geziyor: Marjinallik Hayaleti

Kıbrıs'ta bir hayalet kol geziyor: Marjinallik Hayaleti

Celal Özkızan: Marjinal olmak, toplumun değerlerinden, taleplerinden ve gidişatından kopuk bir değerler ve talepler bütününü savunmak anlamına geliyor ki bu da topluma yabancılaşmaktır

A+A-

Celal Özkızan

celalozkizan@yahoo.com

 

 

Sevgili Cemal Mert’in, Gaile’nin 24 Temmuz 2011 Pazar tarihli son sayısında, ‘’Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür’’ başlığı ile kaleme aldığı yazı, kanımca, ciddi bilgi hataları/eksiklikleri üzerine kurulmuştur. Ayrıca, bazı örgütlere/siyasi partilere de asılsız eleştiriler yöneltilmiş ve çok ciddi ithamlarda bulunulmuştur.

 

Yukarıda yapılan girişi açmak ve eleştiriler ile ithamlara cevap verebilmek için, önce Cemal Mert’in yazısındaki ana fikri ve genel çerçeveyi kısaca bir özet geçeyim ve bunu da Cemal Mert’in yazısından alıntılar yaparak anlatmaya çalışayım ki, olası bir “yazıyı çarpıtma” ithamından kurtulayım.  Cemal Mert’in yazısının ana fikri, Kıbrıs’ın solundaki bazı örgütlerin ve kesimlerin (ki Cemal Mert “sol partilerin gençlik örgütleri ve Baraka, Barikat vb. gibi sol akımlar” olarak niteliyor bu örgütleri) kendi toplumlarına yabancılaşmış olduklarını söylüyor, yani aslında bu kesimlere “marjinal” diyor. Bildiğiniz gibi marjinal olmak, toplumun değerlerinden, taleplerinden ve gidişatından kopuk bir değerler ve talepler bütününü savunmak anlamına geliyor ki bu da topluma yabancılaşmaktır. Cemal Mert, yazısının girişinde, Kıbrıs’taki sol hareketin varlığından ve tarihinden söz ediyor ve 1920’lerin öncesinden başlayıp, 1926’da kurulan Kıbrıs Komünist Partisi’nin kuruluşunu da içine alacak bir şekilde günümüze kadar geliyor. Cemal Mert bunu yaparak, Kıbrıs’ta halihazırda bir sol/devrimci geleneğin bulunduğunu belirtiyor ve böylece birazdan aktaracağım eleştirilere ve ithamlara zemin hazırlıyor. Cemal Mert, yukarıda adı geçen örgütlerin “Türkiye’de 1970’li yıllarda yaşanmış devrimci kültür ve onun simge isimlerine  dayanması”nın dikkat çekici olduğunu söylüyor ve şöyle ekliyor: “Kıbrıslı Türk sosyalist gençlerin kendilerini Türkiye’nin 1970’li yıllardaki devrimci figürleri ile özdeşleştirmeleri bence hayret verici bir durumdur. Hem de bunu ‘Ankara elini yakamızdan çek’ sözünü katı bir şekilde savunan akımların yapması da ayrı bir tuhaflıktır.’’

 

Bilindiği üzere, “Ankara elini yakamızdan çek” pankartı Baraka Kültür Merkezi ile özdeşleşmiştir. Bu notu akılda tuttuktan sonra, Cemal Mert’in bir sorusunu ve ithamını -yazısından alıntı yaparak- belirteyim: “Gençlerimiz, niçin Kıbrıslı Türk devrimciler Derviş Ali Kavazoğlu, Fazıl Önder, Naci Talat ve benzerleri ile değil de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi Türkiyeli devrimciler ile özdeşleşmeye yatkın duruyorlar? Bu bence üzerinde kafa yorulması gereken bir sorundur. Çünkü bu durum, genç sosyalist militan kadrolarımızı kendi ülkemizin somut siyasal mücadele zeminine yabancılaştıran, mücadele bağlamını kaydıran, halktan uzaklaştıran, marjinalleştiren ve başka bir biçimiyle Türkiye ile entegrasyonu besleyen bir durumdur. Bu olguya karşı mücadele edilmesi gereklidir.”

 

Eleştirileri yukarıda alıntılayarak aktardım. “İtham” olarak nitelediğim ise, Cemal Mert’in, bu durumun “Türkiye ile entegrasyonu besleyen bir durum” olduğu iddiasıdır ki, Türkiye ile entegrasyona en çok karşı çıkan örgütler hakkında böyle bir iddiada bulunmak ciddi bir ithamdır. Cevabı vermeden önce, cevabı nasıl vereceğimi belirtmem gerek. Cemal Mert, bu eleştirilerini ve ithamını, “sol partilerin gençlik örgütlerine ve Baraka, Barikat vb. gibi sol akımlara” yöneltiyor. Bu nedenle, Baraka ve Barikat dışında bir muğlâklık var eleştiri hedefinin kim/ne olduğu konusunda.  “Sol partilerin gençlik örgütleri” kategorizasyonu iki açıdan muğlâktır. Birincisi, Cemal Mert “sol”u tanımlamadığı için, “sol partiler” diyerek neyi kastettiği tam olarak belli değildir. Örneğin Cemal Mert’in, kısa bir süre önce Yenidüzen gazetesinin “Söz Okurun” kısmında yayımlanan yazısında “çoğulcu mülkiyet” diye tanıtıp açıkladığı toplumsal yapıya bugün bir sol parti olan Kıbrıs Sosyalist Partisi karşı çıkmaktadır. İkinci nokta ise, Cemal Mert’in sol partilerden kastı, kendini sol olarak niteleyen partiler ise bile dahi, bu partilerin politikalarının arasında ciddi uçurumların bulunmasıdır. Öte yandan, “Baraka, Barikat vb.” cümlesinde, “vb.” ile de neyin kastedildiği belli değildir. Sağlıklı bir şekilde cevap verilebilmesi açısından, geriye Baraka’nın ve Barikat’ın pratikleri kalıyor ki Barikat, görece yeni bir örgüt olduğundan ve pratiklerinin gözlemlenebilmesi adına uzun vadeli bir çizgi ortaya koymak için henüz yeterli zamana sahip olmamış bir örgüt olduğundan, Cemal Mert’in eleştirilerine, daha köklü bir örgüt olan Baraka üzerinden cevap verilecektir. Bunun ötesinde, Cemal Mert’in “Ankara elini yakamızdan çek” sözüne yaptığı özel vurgu da göz önüne alınırsa ve bu sözün Baraka ile özdeşleştiği düşünülürse, Baraka’nın pratikleri üzerinden verilecek olan bir cevap, hem daha sağlıklı, hem de daha kolay ve aşikâr olacaktır.

 

Cemal Mert’in deyişi ile “kendine yabancılaşan, Türkiye’de 1970’li yıllarda yaşanmış devrimci kültür ve onun simge isimlerine dayanan, kendini Türkiye’nin 1970’li yıllardaki devrimci figürleri ile özdeşleştiren, kendi ülkesinin somut siyasal mücadele zeminine yabancılaşan, mücadele bağlamını kaydıran, halktan uzaklaşan ve marjinalleşen’’ Baraka Kültür Merkezi’nin yaptıklarına bir göz atalım:

 

1) Kıbrıslı Türkler için çok önemli bir kültür sanat merkezi olan, kültür sanat dernekleri ile tiyatro ekiplerinin kullandığı yegane sahneyi içeren Arabahmet Kültür Evi’nin elden çıkarılmasına ve sadece bir grubun kullanımına (ki bu grup Halkın Adalet Konseyi’dir) verilmesine karşı, Lefkoşa Belediyesi önünde tiyatrolu eylem yapmak;

 

2) Kıbrıs’ta yaşayan insanların en çok şikayet ettiği şeylerden biri olan ‘’denizlerin paralı olması’’na karşı, artık her yaz gelenek haline gelen “beleşe denize girme eylemi” düzenlemek ve bunun anayasal bir hak olduğunu tüm topluma anlatmaya çalışmak;

 

3) Dünyadaki pek çok ülkede var olan “devrimci müzik grubu”nun Kıbrıs’ta ciddi manada olmayışının yarattığı boşluğu doldurmak adına Sol Anahtarı gibi bir yapıyı içinden çıkarmak… İki albümü bulunan Sol Anahtarı, Kıbrıs kültürünün unutulmaya yüz tutmuş şarkılarını (Al Yemeni Mor Yemeni, Gave Yaptım Telveli…) yeniden dile getirmenin yanında, Kıbrıs’ın mücadele tarihine ışık tutacak nitelikteki yaşanmışlıkları ve mücadeleleri de şarkılarına dökmüştür. Hasan Bulliler Destanı, Sevdamız Var, Gavur İmam İsyanı, Üç Balıkçı (Geçmişte iki Kıbrıslı Elen ve bir Kıbrıslı Türk arasında yaşanan bir dayanışmanın şarkılaştırılmasıdır), Vapurum Üç Borulu başta olmak üzere, pek çok eser ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra, eylemlerin vazgeçilmez sloganı olan “Evine Dön Ayşe” de, yine Sol Anahtarı’nın ikinci albümünde şarkılaştırılarak yer almıştır.

 

4) Kıbrıslı Türkler için çok önemli bir yeri bulunan Çağlayan Parkı’nın isminin, “Ankara Çağlayan Parkı” olarak değiştirilmesine karşı direnmek;

 

5) Yaklaşık 7 senedir çok çeşitli tiyatro oyunları ortaya koyan Baraka Tiyatro Ekibi’ni (BTE) oluşturmak… Baraka Tiyatro Ekibi, hem sokak tiyatroları, hem de sahne tiyatroları alanlarında 10’dan fazla oyun ortaya koymuştur. Bu oyunlar arasında, Kıbrıs kültürüne, siyasi gündemine/tarihine, toplumsal yapısına ışık tutan oyunlar da mevcuttur. Örneğin BTE’nin oynadığı son oyun olan ve her gösterimi kapalı gişe oynayan “Ermişliğin Ezgisi” adlı oyun, Sami Erdal Alhun’un yazdığı ve 1984 yılında Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun oyun yazma yarışmasında birincilik ödülüne layık görülen ve Kıbrıs tarihine alternatif ve eleştirel bir bakış açısı sunan bir oyundur. BTE, bu oyunu günümüz Kıbrıs’ına uyarlamıştır.

 

6) Kıbrıs’taki görsel üretime katkıda bulunmak… Ülkemiz insanlarının televizyonlarında hep Türkiye kanalları vardır, ülkemizdeki sinemalar ise hep başka toprakların filmlerini beyaz perdeye yansıtır. Baraka Film Atölyesi Ekibi, gerek Kıbrıslı Türk devrimci hareketinde önemli bir yeri olan Halk-Der’in hikayesini belgeselleştirmesi ile, gerekse de gösterim turnesi yeni tamamlanan “2001’den 2011’e Baraka” belgeseli ile, bu toprakların insanlarının mücadelelerini görselleştirmeye devam etmektedir ki bu Kıbrıs’ta çok ender gerçekleştirilen bir üretim türüdür.

 

7) Kıbrıs devrimci solunun mücadele tarihine ve varlığına kitaplar ve araştırmalar ile ışık tutmak…  Baraka aktivisti Münür Rahvancıoğlu’nun “Kıbrıslı Türk Devrimci Hareketi(Halk-Der)” isimli kitabının yanı sıra, üç ayda bir yayımlanan ve Baraka’nın kolektif olarak oluşturduğu değerlerin çerçevesinden dünyanın ve Kıbrıs’ın yorumlandığı üç aylık Argasdi Dergisi bulunmaktadır.

 

8) Eylemlere ve mitinglere katılan insanların da gözlemleyebileceği üzere, Baraka eylemlerde ithal sloganlar yerine, kendi sloganlarını, ithal mücadele yöntemleri yerine kendi topraklarının ve kültürünün mücadelesine uygun mücadele yöntemini geliştirmiştir.

 

9) Baraka’nın yaz kamplarına katılan insanlar, bu kamplarda, unutulmaya yüz tutmuş hatta yeni kuşaklar tarafından hiç bilinmeyen Kıbrıs çocuk oyunlarının oynandığından haberdardırlar.

 

10) Kıbrıs’ın en önemli şairlerinden biri olan Neşe Yaşın’ın yazdığı “Üzgün Kızların Gizli Tarihi” kitabı üzerinden Neşe Yaşın’a yöneltilen faşist ve cinsiyetçi saldırılar üzerine, Neşe Yaşın’ın da katılımı ile dayanışma etkinliği düzenlenmiştir.

 

Gerek yer darlığından, gerekse de yukarıdaki on madde duruma açıklık getirmeye yetecek kadar bilgi dolu olduğundan, Baraka’nın Kıbrıs kültürüne, Kıbrıs’taki sol/devrimci mücadelenin tarihine ve bugününe yaptığı diğer katkıları yazmayı gerek görmüyorum.

 

Cemal Mert, Baraka’yı (ve ayrıca Barikat ile kim olduklarını tam olarak belirtmediği diğer bazı sol örgütleri) eleştirmiş, eleştirmekten öte de onları “Türkiye ile entegrasyonu beslemek” gibi bir ithama maruz bırakmıştır. Baraka örneğinden de görüleceği üzere, Cemal Mert ya bu örgütler hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir/eksik veya yanlış bilgiye sahiptir, ya da bu örgütlerin, son yaşanan toplumsal olaylar neticesinde kazandığı toplumsal meşruiyeti zedelemek niyetindedir. Eğer yazdığı yazının sebebi, bilgi eksikliği veya yanlışlığı ise, böyle değerli bir yazarın, bilgi sahibi olmadan/sahip olduğu bilgileri teyit ettirmeden böylesine ciddi eleştirilerde ve ithamlarda bulunması, çok üzücüdür. Eğer sebep, yazıda sözü geçen örgütlerin kazandığı toplumsal meşruiyeti zedelemek ise, bu gayet mantıklı ve anlaşılırdır. Hayır, ironi yapmıyorum; zira Cemal Mert’in de parti meclisinin içerisinde yer aldığı parti olan CTP’nin yönetimi, Tayyip Erdoğan’ın ziyareti sırasında parti tarafından hiçbir protesto yapılmayacağını duyurmasına rağmen, Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan en radikal eylem olan Hamitköy protestosuna, başta CTP Gençlik Örgütü’nden olmak üzere CTP’nin tabanından ülkesini seven ve toplumunun onurunu korumak isteyen pek çok insan katılmıştır. Bu da CTP yönetiminin, kendi tabanının, kendi gençliğinin beklenti ve değerlerinden gittikçe koptuğunu göstermektedir ki bunun adı da marjinalliktir!...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1221 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler