1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS'TA AŞK VE OYNAŞ
KIBRISTA AŞK VE OYNAŞ

KIBRIS'TA AŞK VE OYNAŞ

Çocukluğumuzdan itibaren damarlarımıza enjekte edilen Milliyetçilik zehrinden kurtulmaya çalışırken daha masum duran“yurt” ve “yurtseverlik “kavramlarını da sorgulamıştım. Milletin evi olarak yurdu, uğrunda ölünmüş “kutsal

A+A-

 

 

Çocukluğumuzdan itibaren damarlarımıza enjekte edilen Milliyetçilik zehrinden kurtulmaya çalışırken daha masum duran“yurt” ve “yurtseverlik “kavramlarını da sorgulamıştım. Milletin evi olarak yurdu, uğrunda ölünmüş “kutsal” toprakları da mı gözden geçirmeliydik acaba? Milliyetçi literatürdeki “vatan” sözcüğünü daha masum duran “yurt” ile değiştirmek, yeterli miydi? Yıkıcı, savaşı kışkırtan, antagonist bir ideoloji olarak milliyetçiliği mahkum etmek ve millet denen “hayali cemaat” ile kurulan aidiyet ilişkisinin sinsi egoizminden kaçmak, ortak bir bellek, kamusal alan ve başka aşinalıkları paylaştığın insanlarla tüm diğer ortaklaşımları da inkar etmeyi getirmeli miydi? Belleğin mekanı olarak yurtta, ortak  kültür ve anılara sahip olduklarınla oluşturduğun farklı gönül bağları son derece doğal ve organik durumlar sayılmaz mıydı? Bunun, yalancı tarih anlatıları kuran, kategorize eden, kendinden olmayanları dışlayan hatta kıyımdan geçirebilen bir ideoloji ile bir ilişkisi olabilir miydi?  

Çocukluğumun geçtiği bir mekanda otururken yazıyorum bunları. İçimde dünyanın hiçbir yerinde hissedeceğimi sanmadığım bir aşinalık duygusuyla… Şu karşı sokakta yürüyen Küçük Neşe’yi hayal edebiliyorum burada mesela. Aynı sokaklarda şimdiki zamanı adımlarken beni ta o günlerden tanıyan birileriyle ve tatlı bir akrabalık bakışıyla karşılaşabiliyorum. Her şey güzelliklere ve sıcaklıklara dair değil kuşkusuz. Yurt dediğin şeyin sana verdiği onca zulüm de söz konusu... Bazı bakışlar acıtan hatırlatmalar da getirebiliyor çocukluk şehrinin her gün başkalaşan sokaklarında... Senin artık unutmak istediğin şeyleri hala hatırlayan ve bakışlarıyla sana gösteren insanlar söz konusu... Adın çeşitli çağrışımlar ve yargılarla ilişkilendirilmiş durumda... Aşinalıkların oluşturduğu gönül bağlarına bir kaçıp gitme arzusu da eşlik edebilir bu yüzden... Çocukluk şehrin hem mutluluk hem de acı haritanı taşır. Birzamanların o boğucu kasaba sıkıntısı şimdilerde kendini modern mesafe hallerine bırakmış. Yine de her köşede bir tanıdık ve ince bir gözaltı var.

Bazı bakışlar nasıl da gerer insanı... Bakışların sahibinin kafasındaki hikayeyi adın gibi bilirsin. O hikayeyi kuran olaylar zinciri, talihsiz referans kaynakları ve buna ilaveten hırs ve kıskançlık gibi kişisel boyutların karmaşası oradadır. Yapay bir kibarlık, içerdeki  nefreti ve şiddeti örtmeye çalışan bir iletişim gayreti eşlik eder buna... Kafadan geçenler bir alt yazı olarak okunsa dehşet bir durum çıkardı belki de ortaya...

Bazı şeyler asla konuşulmayacaktır hayatta. Varlıkları pragmatist bir biçimde sabitlenmiştir. Aslında insanlar düşman belledikleri, ya da gıcık kaptıkları kişilere gizliden minnettardırlar. Kötücül bir haz eşlik eder düşmanlığa. Bu düşmana karşı açabilecekleri ittifak cepheleri vardır. Ağız sulandıran bir konudur bu... Düşmandan söz ederken kendine dair bir anlatı kurulur en çok da çünkü... Hayali yarışmada tahta oturulur.

Milliyetçi paradigmanın “biz ve onlar” anlatısı mikro düzeyde kendini ilişkilerde gösterir. Düşmanla yaşama alışkanlığıdır özel alanda da tekrarlanan.

Anti sömürgeci bir refleks olarak kucaklanan, idealleştirilen “yurt” tan söz ederken Rebecca Bryant’ın Tebaadan Vatandaşa Kıbrıs'ta Modernite ve Milliyetçilik  adlı kitabında belirttiği gibi bizimle birlikte sofraya oturan ailenin bir ferdinden söz ediyor gibiyizdir. Edebiyatın da acılar çeken güzel kızı olmuştur hep Kıbrıs.

Şimdilerde bu yurt algısı dönüşüme uğruyor sanki... Ulus Devlet öncesinde, insanlar için “yurt” yaşadıkları köyler, kasabalardı. Daha büyük bir bütüne dair yaygın bir kavrayış, ortak bir kamusal alan, modern yurttaşlık kavramının olmadığı zamanlardı bunlar. Günümüzde ise küresel bir mobilite söz konusu. Kimse bir ekonomik, kültürel, sosyal birim olarak kendi ülkesine mahkum değil artık. Yurt da soframıza oturup bizimle yemek yemiyor, dışarılarda “fast food” filan atıştırıyor olmalı...

Kıbrıs adlı güzel kız en son Talat ve Hristofyas ile görüşme masasına otururken görülmüştü. Ne kadar başarısız olsalar, düşkırıklığı getirseler de  başka bir kimyanın ve romantizmin olduğu görüşmelerdi onlar. Eroğlu ile birlikte, daha çok da drahoması paylaşılmayan çalışılan bir geline dönüştü Kıbrıs hanım.

Kimilerinin kalbi  saflıkla hala onun için çarpıyor biliyorum. Onca kargaşa içinde, galip gelen “taksim”e karşılık “ortak vatan” duygusunu yaşatmaya çalışıp, mlitarist, kapitalist egemenliğe karşı durmaya çalışanlar var. Bunca kuşatma altında zafer mümkün mü peki? Zaferi mümkün kılacak olan yalnızca aşktır. Şimdilerde ise kahramanlarımızın aklı oynaşta en fazla...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1341 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler