1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslıtürklerde Zenofobi (Yabancı Düşmanlığı)
Kıbrıslıtürklerde Zenofobi (Yabancı Düşmanlığı)

Kıbrıslıtürklerde Zenofobi (Yabancı Düşmanlığı)

Fatma Türkoğlu: Zenofobi, Yunancada yabancı anlamına gelen “ξένος” (ksenos) ve korku anlamına gelen ve dehşet tanrınsın ismi olan “φόβος” (fobos) kelimelerinin birleşiminden meyda

A+A-

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

Fatma Türkoğlu (FEMA Aktivisti)

fatma@feministatolye.org

 

Zenofobi, Yunancada yabancı anlamına gelen ξένος”  (ksenos) ve korku anlamına gelen ve dehşet tanrınsın ismi olan “φόβος” (fobos) kelimelerinin birleşiminden meydana gelir. Psikolojide fobi, kişinin herhangi bir şeyle veya durumla karşı karşıya geldiğinde rahatsızlık duyması, korkması durumunu nitelemek için kullanılıyor. Mesela klostrofobi kapalı yerde kalma korkusudur ve “klostro” kapalı kalmak manasını taşır. Fobiler aslında irrasyonel korkulardır. Bu bağlamda zenofobi yabancıların varlığından rahatsızlık duymak anlamına geliyor. Bu rahatsızlık hem korkuyu hem de nefreti içeriyor.  Bu nefret kimi zaman bir topluluğun içindeki göçmenlere veya azınlıklara; kimi zaman da çeşitli kültürel özelliklere karşı olabiliyor.

Göçmenlere ve azınlıklara karşı fobisi olan topluluklara örnek bulmak çok kolaydır. Örneğin Avrupa’da Müslümanlara karşı gelişen nefret bunlardan biri ve nedenlerine baktığımızda emeğin ucuzlaması, Müslümanların nüfus dengesini değiştirmesi veya suça karışmaları gibi şikâyetler bulunuyor. Diğer yandan azınlıklara karşı fobisi olan bir topluluk bulmak için bu kadar uzağa gitmeye gerek yok. Türkiye’de özellikle Kürtlere karşı nefret çoğu sözle açığa çıkabiliyor. “Burası sakin çünkü burada Kürt yok.” “Kıbrıs’ı bozanlar da zaten Kürtler” Hatta bunu gözlemlemek için dili incelemeye gerek bile yok çünkü Türkiye’de sırf Kürt olduğu için saldırıya uğrayan pek çok insan var. 

Çeşitli kültürel özelliklere yöneltilen zenofobi ise örneğin dile giren yabancı kelimelere karşı alınan tavırda,  kişilerinin aksanlarına yöneltilen alayda veya o kültürün özelliklerine yöneltilen küçümsemede gözlenebilir. 

Kıbrıs’ın kuzeyinde ise hem göçmenlere hem de göçmenlerin kültürlerine karşı zenofobi gözlemek mümkün hatta bunun kimi zaman ırkçılıkla dahi iç içe geçiyor olduğu aşikâr. Türkiye’nin özellikle güney ve güneydoğu illerinden Kıbrıs’ın kuzeyine göçen Türkler ve Kürtler kimi zaman adaya yasal kimi zaman ise kaçak yollardan çalışmaya geliyorlar. Hayat şartlarının Kıbrıs’a kıyasla çok zor olduğu Türkiye’de bilindiği gibi özellikle bu illerde yaşayan insanlar yoksulluğun, şiddetin ve her türlü ayrımcılığın içine doğuyorlar.  Bu şartlarda hayatta kalma savaşı veriyorlar ve genelde –özellikle Kürtler için dilin de bir engel olmasıyla-  eğitim alamıyorlar. Bu nedenle kültürleri, yaşan tarzları ve pek çok özellikleriyle Kıbrıslıtürklerden farklılar.

Bu farklılık ise Kıbrıslıtürkler tarafından akıl almaz boyutlarda yadırganıyor. O derece ki denize mayo ile değil de şalvarla girdikleri gazetelerde haber olarak yayımlanma niteliği taşıyor. Kürtlerin Kürtçe konuşması ve Türkçeyi haliyle düzgün konuşamamaları aşağılanması gereken bir öğe olarak görülürken çoğu göçmenin maddi koşulları dolayısıyla gaz sobası, klima gibi ısınma yöntemlerine yerine odun yakmayı daha ekonomik olduğu için tercih etmeleri bir çeşit “ilkellik” olarak algılanıyor ve rahatsızlık verdiği nedeniyle yadırganıyor. Kontrolsüz nüfus akışı ile suç oranları arasındaki artıştan sorumlu tutulmaları ise kendilerine yöneltilen en ciddi suçlama niteliğinde. Göçmenler hırsız, dolandırıcı, tecavüzcü, karısına şiddet uygulayan maço, kavgacı ve katil olarak nitelendiriliyor. Bu nefret ise kimi kelimelerle Kıbrıslıtürklerin günlük konuşmasına yerleşiyor. “Gacolar” ve “garasakallar” kimi Kıbrıslıtürklere göre “ne kadar iyi olurlarsa olsunlar en kötü Kıbrıslıtürkten bile kötüdürler”; “yüzünüze gülenlere, iyi görünenlere de aldanmayın arkanızdan iş çevirirler”; hatta “kanları bozuktur, genlerinde vardır.” Özellikle “kana” referansla söylenen bu söz olayın kimi zaman bir tür ırkçılık boyutuna kadar vardığının kanıtı niteliğinde. Zaten ırkçılık ve milliyetçilik ile zenofobi arasında doğrudan bir bağ mevcut.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ise sistemli bir faşist ideoloji değildir ama ırkçı öğeleri, milliyetçi ve düşmanca diğer öğelerle birleştiren ve çok geniş bir kitleye yayılan refleks gibi bir düşmanlık varlığını günden güne güçlendiriyor. Bu ayrımcılık çoğu zaman da sınıfsal nefret olarak çıkabiliyor karşımıza. Örneğin “zaten bunlar bir tek odada on kişi kalıyorlar” gibi maddi olanaksızlıklardan kaynaklanan durumlar toplumdaki öfkenin sebeplerinden birini oluşturabiliyor. Aslında bu nefretin sınıfsal olmadığı anlar çok ender durumlar.  Kimi Kıbrıslıtürk “okumuş, aklı başında” olanlarla bir derdi olmadığının altını çizebiliyor. Kimi durumlarda ise İslamafobi ile iç içe geçebiliyor göçmen düşmanlığı. Örneğin kapalı kadınlara “gerici” gözüyle bakılabiliyor.

Elbette zenofobi kendini haklı çıkaran gerçeklere dayandırıyor kendisini. Yani kontrolsüz nüfus akışıyla suç oranlarının artışında doğru orantı bulunduğu, hapishanelerdeki pek çok suçlunun TC kökenli olduğu, Türkiyelilerin seksist olduğu, modernist bir bakışla gerici olduğu yanlışlanabilmesi imkânsız olgular.   İşin ciddiyeti de tam bu noktada beliriyor; çünkü ideolojilerde veya başka bir kelimeyle ifade etmek gerekirse dünyayı algılayış biçimlerinde esas mesele neyin gerçek olup olmadığından ziyade gerçekler arasındaki bağlantıların nasıl kurulduğu ve gerçeklerin hangi bağlamda yorumlandığı. Nasıl ki komünizmin Yahudilerin milletleri mahvetmek için gizli emellerine alet ettiği bir araç olduğunu kanıtlamak tam da o emeller gizli olduğu iddiası nedeniyle imkânsızlaşıyorsa, iyi görünen bir Türkiyelinin de bir gün karşısındakini sırtından vurmayacağını kanıtlamak imkânsız. Kısacası faşizm/ırkçılık/zenofobi yanlışlanamaz. Yanlışlanamadığı için de yanlış olmadığı düşünülür.

Gerçekler arasındaki bağlantının nasıl kurulduğu noktasına dönecek olursak örnekler üzerinden teker teker açıklamak en iyisi olabilir. “Bunlar zaten tek odada on kişi kalırlar” argümanı doğrudur mesela ama bu argümanı öne süren kişi olayın iç yüzünü hiçbir zaman merak etmiyor veya dert etmiyor; çünkü hiç kimse isteyerek sekiz dokuz kişiyle yaşam alanını paylaşmaz.  Suç oranları artmıyor değil fakat nüfusun fazla olduğu bir ülkede suçun artması en beklenen gelişme olmakla birlikte suç oranları her zaman ekonomik kalkınmaya bağlı olarak artıyor veya azalıyor. Örneğin kapitalist oldukları halde sosyal demokrasinin yaygın olduğu ve insanların büyük çoğunluğunun orta sınıfı oluşturduğu Norveç, İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri suç oranı en düşük ülkelerken; açlıkla boğuşan Afrika, Güney Amerika ve Asya ülkelerinde suç oranları çok yüksek. Kıbrıslıtürklerin sandığının aksine zaten dünyanın büyük çoğunluğu insanların her an başlarına ne gelebileceğini tahmin etmeden yaşadıkları ülkeler.  Dolayısıyla suç gerçekliğiyle yüzleşen bir insanın öfkesini suçluya değil de yoksulluğa ve şiddete yöneltmesi de bir seçim olabilirdi. 

Türkiyeli göçmenlere karşı kullanılan en önemli suçlamalardan biri de “tecavüzcü, tacizci” oldukları ve artık kadınların sokakta yürüyemediği yönünde.  Cinsel şiddet dünyanın her yerinde sadece kadınların değil, çocukların, LGBTQ bireylerin ve erkeklerin de karşılaştığı çok ciddi bir işkence yöntemi ve suç. Elbette ağır şekilde cezalandırılması ve cezanın caydırıcılık adına uygulanması da gerekiyor. Lakin cinsel şiddetin yegâne uygulayıcısını Türkiyeli göçmenler olarak göstermek doğru kabul edilemez. Olaya diğer bir açıdan bakacak olursak Kıbrıslıtürk nüfusu şu an göçmen nüfusunun üçte birinden bile daha az olabilir. Bu nedenle hem cinsel şiddet suçundan hem de başka bir suçtan yakalanan kişinin göçmen olma olasılığının elbette Kıbrıslıtürk olmasından üç kat daha fazla olması gerekiyor.  Bunun yanında ataerkini daha çok içine sindirmiş olan göçmenlerin, erkeğin egemenliğinin daha tartışılmaz olmasına paralel olarak kadına karşı her türlü şiddeti daha fazla uygulaması gerçeğin kendisiyken bu gerçeği zenofobi yaratmak için kullanmak bir seçim oluyor. Bunun yerine feminist bir tavır benimseyerek öfkeyi göçmenlerin varlığına değil de her ülkede acı bir gerçek olan cinsel şiddete yöneltmek daha manalı olmaz mı? Bununla birlikte zenofobi Kıbrıslıtürk erkeklerin kadına karşı uyguladığı her türlü şiddeti de görmezden geliyor. Hatta bir örnekle anlatmak gerekirse eski eşiyle birlikte olduğu gerekçesiyle abisinden şiddet gören bir kadının “zaten bunu hak ettiği” öne sürülerek Kıbrıslı erkeğin uyguladığı şiddet göz ardı edilirken haklı da çıkartılıyor.

Özetle anlatmaya çalıştığım ırkçı, milliyetçi veya zenofobik ideolojilerin kendilerini toplumda gözlemlenebilen veya istatistiksel bazı verilere dayandırırlarken aslında kendilerini haklı çıkarıyorlar fakat bu haklılık hakiki değil daha ziyade yorumlamadan kaynaklanan ve eksik bilgiye dayanan tehlikeli bir yanılgıdan ibaret. Kimi zamansa hiçbir zarar görmedikleri kültürel özellikleri manasız bir şekilde nefretlerinin bir gerekçesi olarak gösterebiliyorlar çünkü zaten nefretleri dolayısıyla karşıtlık geliştirdikleri topluluğu daha fazla aşağılık göstermenin ve küçümsemenin yollarını aramaya koyuluyorlar.

 

 

 

Bu haber toplam 1165 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler