1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'KIBRISLI TÜRKLERİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM ADİL DEĞİLDİR'
KIBRISLI TÜRKLERİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM ADİL DEĞİLDİR

'KIBRISLI TÜRKLERİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM ADİL DEĞİLDİR'

Avrupa Parlamentosu AP’deki en deneyimli Rum siyasetçilerin başında gelen eski Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides, ABHaber'e son gelişmeleri değerlendirdi

A+A-

 

 

Avrupa Parlamentosu AP’deki en deneyimli Rum siyasetçilerin başında gelen eski Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides, ABHaber'e son gelişmeleri değerlendirdi. AP Hıristiyan Demokrat Grup üyesi Kasulides, Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili çok çarpıcı tespitlerde bulundu. Rum politikacı ABHaber'e Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.İlk defa bir Rum politikacı açık bir şekide Türklerin içinde bulunduğu durumunda adil olmadığı tespitinde bulundu.

AP üyesi Kasulides net bir şekilde Kıbrıslı Türklere adil davranılmadığını dile getirdi ve “Rumlara karşı da adil davranılmıyor” dedi.Kasulides bunun için ''Eğer iki taraf da bu adaletsizlik ve eşitsizliğe son vermek istiyorsa, aşırı talepkar havalarından sıyrılmalı ve mantıklı bir uzlaşı yolu bulmaya çalışmalıdır.'' dedi.

 

MÜLAKATTA ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR

-Annan planına Rum halkı demokratik olarak hayır dedi.Artık rafa kalkmış ve tarih olmuştur

-İsrail ile eskiden beri çok yakın ilişkilerimiz vardı.Bunlar yeni şeyler değil.

-Müzakereler için karamsarım.BM'nin bugüne kadar ortaya koyduğu çözüm önerileri, her zaman uygulanması zor ve karışık plan metinleri olmuştur. Ayrıca iki toplum liderini motive edici, ortak bir ortam yaratamamaktadır. Müzakerelerin AB nezdinde devam edilmesi motive edici olur

-Eroğlu'nun düşünceleri Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul edilemez bir anlayıştır.

-Ne yazık ki, hayatın her noktasında adaletsizlik ve haksızlık hüküm sürmekte. Doğrudan ticaret hukuku yasasının onaylanmaması, direk uçuşların gerçekleşmemesi adil değildir. Ya da Kıbrıslı Türkler'in diplomaside, uluslararası global dünyada her alanda spor, müzik gibi temsil edilmemesi de adil değildir.Eğer iki tarafta bu adaletsizlik ve eşitsizliğe son vermek istiyorsa, aşırı talep kar havalarından sıyrılmalı ve mantıklı bir uzlaşı yolu bulmaya çalışmalıdır.

-Sıfır sorun politikasıyla Türkiye güçlendi.Sıfır sorun politikası her kadar da tüm konularda çözüm üretemese de yine de Türkiye'nin inisiyatif alması konusunda önemli bir adımdır.

-Eskiden zamanın Kıbrıslı Rumlar aleyhinde geçtiğine inanırdım ve telaşa kapılırdım. Fakat bugün zaman, bugün Kıbrıslı Türkler'in aleyhine hızla çalışmaktadır.

-Her ne kadar da Rusya uzun vadede kendi çıkarlarını düşünse de Türkiye ile işbirliğini devam ettirmek zorunda olduğunu biliyor.

-Müzakereler Hristofyas Özersay arasında yapılmaktadır

-Suriye konusunda ise Türkiye şu an da yapıcı ve arabulucu olmaya çalışıyor bu da olumlu bir gelişmedir. Esad rejimi ile güzel ilişkilerine rağmen, demokrasi adına Batı dünyasının yanında yer almıştır.

 

ABHaber: Sayın Kasulides, öncelikle sizin gibi deneyimli bir Kıbrıslı Rum Siyasetçi ile mülakat yapma fırsatını bulduğumuz için teşekkür ediyoruz.

Kasulides: Ben de sizinle bu mülakatta görüşlerimi Türkiye ve Kıbrıs Türk kamuoyu ile paylaşma fırsatı bulduğumdan dolayı memnuniyetimi dile getirmek isterim.

 

ABHaber: Size ilk sorumuz Annan Planı hakkında olacak. Bilindiği üzere, Annan Plan'ı Kıbrıs Rumlar tarafından çoğunluk olarak reddedildi. Peki, size göre, halkınızı Annan Planı'na referandumda ''hayır'' demeye iten nedenler nelerdi?

Kasulides: Annan Planı yapısı nedeniyle çok karışık ve anlaması zor bir antlaşma metini idi. Buna rağmen Annan Planı'nı referandum döneminde şahsım ve siyasi partim(DISI) adına Avrupa Birliği'ne tam üye olmadan önce desteklemiştim. Fakat ülkemde demokratik bir platformda gerçekleştirilen referandumda Kıbrıs Rum Halkı bu plana hayır demiştir. Bana göre, halkımın hayır oyu kullanmasında en önemli faktör plan metninin çok karışık detaylar içermesi ve manipülasyona açık oluşuydu. Planın kamuoyunda değerlendirilmesinin doğru bir şekilde izlenmesi de pek mümkün olmadı. Bu yüzdende bu plan, günümüz şartlarında, Kıbrıs Türkler ''evet'' demesine rağmen rafa kalkmış ve tarih olmuştur. Bu sebepten dolayı, artık 'Annan Planı'nı halen daha irdelememiz ve konuşmamız doğru olmaz. Demokratik nedenlerden dolayı bu plan halkım tarafından reddedilmiştir. Daha öncede bilindiği üzere, Avrupa Birliği çatısı altında, Hollanda ve Fransa'da, Avrupa Birliği Anayasası'nı yapılan referandumlar çerçevesinde onaylamadılar. Hatta Avrupa Birliği Anayasası rafa kalkınca, 2009'da Lizbon Antlaşması referanduma sunulmuştur. Fakat İrlanda halkıda kendi iç dinamiklerinden dolayı, yapılan referandumda bu antlaşmaya onay vermemişlerdi.Bizim dışımızdaki bu iki örnekte de görüleceği üzere,eğer halklar yorumlamakta güçlük çektikleri veya çekinceleri olduğu konuları referandumlar aracılığı ile reddediyorlar.

Annan Planı ve Kıbrıs Rum halkına tekrar bakacak olursak, Kıbrıs Rum Halkı Annan Planı'nın, uygulanmasının zor olduğu ve karışık olduğu kanısına varmışlardır. Bunun yani sıra, karışık gördükleri Annan Planı'nın onları kaosa götüreceğinden korkmuşlardır. Bu yüzden mevcut durumun devam etmesini uygun görmüşlerdir.

 

ABHaber: Annan Planı'nın rafa kalktığından ve tarih olduğundan bahsettiniz. Buna rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye üye oldu. Peki, sizce, iki toplum lideride şimdiki müzakere surecinde, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği nezdinde nasıl bir yöntem izlemeleri gerekmektedir?

Kasulides: Ne yazık ki, Birleşmiş Milletler nezdinde gerçekleştirilen müzakere sürecine karamsar bir açıdan bakıyorum. Birleşmiş Milletler'in bugüne kadar ortaya koyduğu çözüm önerileri, her zaman uygulanması zor ve karışık plan metinleri olmuştur. Ayrıca iki toplum liderini motive edici, ortak bir ortam yaratamamaktadır. Bu yüzden görüşme ve müzakere surecine Avrupa Birliği nezdinde devam edilmesi motive edici olacağını düşünmekteyim. Çünkü herhangi bir birleşme olduğu takdirde, adanın iki toplumu da Avrupa Birliği Çatısı altında buluşacaktır. Eğer AB çatısı altında süren müzakere surecinde, Kıbrıslı Türklerin ''acquis communautaire''(AB'ye yasal katılımı) rahatlıkla sağlanacaktır.

Hristofyas ile Eroğlu'nun yürütmekte olduğu müzakere süreci kısır bir döngü içerisinde devam etmektedir. Özellikle Kıbrıslı Türk lider Sayın Eroğlu, bu süreçte Annan Planı temellerinde uzlaşılan mutabakatın zaten çok ötesine geçmiştir. Kendisi, "federasyon" temelinde daha çok iki ayrı devletin bir çatı altında buluşmasından bahsetmektedir. Hatta savunduğu fikirler konfederasyon çizgisinden öteye giden bir anlayıştır. Savunduğu temel ilkelere göre, anlaşma iki ayrı devletin iyi ilişkiler çerçevesinde bir çatıda birlik misali birleşmesidir. Eroğlu'nun düşünceleri Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul edilemez bir anlayıştır. Çünkü federasyon temelinden uzaktadır. Sayın Eroğlu'nun savunduğu fikirler, tamamen Rauf Denktaş'ın temsil ettiği konfederasyon temelinde bir anlaşma modelinin kötü bir kopyasıdır. Karışık ve küçük ayrıntılarda kaybolan bir anlaşma metni yine başarısız olacaktır. Örneğin, dönüşümlü başkanlık veya çapraz oylama konuları gibi. Bir birleşme olacaksa sadece iki tarafında uygulayabileği tek bir sistem olmalıdır.

 

ABHaber: Peki Sayin Kasulides, size göre en iyi çözüm ne olabilir?

Kasulides: Benim felsefeme göre en iyi çözüm, merkezi zayıf bir federasyon modelidir. Bu tamamen birbirinde bağımsız iki devlet olma anlamına gelmemektedir.Benim savunduğum modelde, iki taraf merkezi gücü sulandırılmış, fakat temsili gücü yüksek olan iki federe devlet anlayışını içermektedir. Federe Devletler, merkezi yönetime, tabiî ki de konfederasyon modelinin tersine, sorumlu olacaktır. Hayati önem taşıyan yargı ve yürütme merkezi hükümetin güdümünde olacaktır. Fakat merkezi hükümet dar ve kısıtlı bir çerçevede yerel yönetimler, vergi toplama vs. gibi konularda söz sahibi olacaktır ve esas yetki ve sorumluluk federe devletlerde olacaktır. Bu sistemi savunmamdaki sebep ise eğer merkezi devlet yerel ve finansal konularda yükü hafif olursa, anayasal ve yargı gibi hayati konularda verimliliği etkin olur. Ayrıca, Zürih ve Londra Antlaşmaları'ndaki gibi karışık bir anayasal süreç ortaya çıkmaz. Bilindiği gibi bu anlaşmalara göre cumhurbaşkanı ve yardımcısı gibi sıfatlar ve merkezi güçlü bir yönetim yaratılmıştı. Fakat belli bir süre bu zarfında bu sistem yürümemişti. Bu anayasa modelini artık kopya etmenin bir anlamı yok.'Merkezi zayıf federasyon' temelinde, Kıbrıs Türklerin daha çok temsiliyet hakkı olacaktır. Ayrıca Kıbrıs Türkler'in garanti anlaşmasına ihtiyacı yoktur. Çünkü Avrupa Birliği iki toplumunda, bir birleşme olması halinde garantörü olacaktır.

 

ABHaber: Kıbrıslı Türkler'in Garanti Anlaşması'na ihtiyacı olmadığını ve Avrupa Birliği'nin garantör bir rol üstleneceğini belirttiniz. Fakat Kıbrıs Türk kamuoyunda, Avrupa Birliği'ne karşı bir güven eksikliği oluşmaya başladı. Kıbrıs Türk toplumunda özellikle, Avrupa Parlamentosu'nda kurulan Kıbrıslı Türkler için Yüksek Seviyede Temas Grubu üyelerinin Kıbrıs Rum yanlısı olduklarından dolayı Kıbrıs Türkler için hayati önem taşıyan yasa taslaklarının veya yardımların engellendiğini düiüncesi hakim. Avrupa Parlamentosu Üyesi ve AP Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi olarak bu konudaki düşünceniz nelerdir?

Kasulides: Avrupa Birliği'ne üye olmamızdan dolayı öne sürülen bir takım manüpulasyonlar (söylentiler) var. Şahsim adına, yapılan eleştirilere (Rum Yönetimi üye olurken Kasulides dışişleri bakanıydı) cevap olarak şunu söyleyebilirim: Bu temas grubunda ve parlamentoda Kıbrıs Türk yanlısı üyelerde bulunmaktadır ve Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmaktadır. Ne yazık ki, hayatın her noktasında adaletsizlik ve haksızlık hüküm sürmekte... Gönül isterdi ki, Kıbrıslı Türkler'de bizimle birlikte Avrupa Birliği'nde ve Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilsinler. Doğrudan ticaret hukuku yasasının onaylanmaması, direk uçuşların gerçekleşmemesi adil değildir. Ya da Kıbrıslı Türkler'in diplomaside, uluslararası global dünyada her alanda spor, müzik gibi temsil edilmemesi de adil değildir. Fakat siyasi konjuktürden dolayı bu olmamıştır.

Bizim bakış açımızdan da adil olmayan ve haksızlıklar vardır. 1974'te Türkiye'nin müdahalesi ile halkımızın çoğunluğu göçmen olup, mallarını kaybetmiştir. Değişen kuşaklara rağmen, halen daha üç kişiden ikisinde bu konu sosyal bir travma olarak insanlarımızın aklında yer işgal etmektedir. Bunun yanı sıra, Kuzey'de Karpaz Yarımadası'nda esir halde azınlıkta yaşayan vatandaşlarımızın hakları gasp edilmektedir. Bilindiği üzere orada yasayan nüfusumuz yaşlıdır ve bu gençlerin atalarından miras kalan malların iskânı, genç kuşaklar açısından büyük bir problemdir. Bu malların akıbeti konusu belirsizdir. Yoksa yetkili yönetim tarafından bu mallara el mi koyulacaktır? Ya da din özgürlüğü konusu ve ibadet yerlerimizin korunması konularında Kuzey'deki yönetimin uygulamış olduğu haksızlıklarda vardır.

Eğer iki taraf da bu adaletsizlik ve eşitsizliğe son vermek istiyorsa, aşırı talep kar havalarından sıyrılmalı ve mantıklı bir uzlaşı yolu bulmaya çalışmalıdır. Eskiden zamanın Kıbrıslı Rumlar aleyhinde geçtiğine inanırdım ve telaşa kapılırdım. Fakat bugün zaman, Kıbrıslı Türkler'in aleyhine hızla çalışmaktadır. Kuzey'de demografik yapı her gecen gün Türk yerleşimciler tarafından değiştirilmektedir. Türkiye Yönetimi bilinçli bir şekilde orta sınıfına mensup olmayan, fakat alt tabakada sıkıntı çeken vatandaşlarına yeni bir olanak sunmak adına Kıbrıs'a nüfus olarak aktarmaktadır. Bu sayede onlara Kıbrıs'ta istihdam olanakları yaratmaktadır. Bu sürecin, gerçek Kıbrıslı Türkler aleyhinde çalıştığını ve bu kişiler ve Türkiye'nin mantalitesi dışında Avrupa Birliği'nin olanaklarından yararlanamadığına inanmaktayım. Bu konuda da Kıbrıslı Türklerin, sendikal platformda örgütlenip bu sorunları gündeme getirdiğini de hatırlatmak isterim. Bu konuda, Avrupa Birliği, sivil toplum örgütlerine ve Kıbrıslı Türk şahıslara, hizmet sektörünün güçlenebilmesi ve ekonomik canlılık yaratılması için zaten uğraş göstermektedir. Bu yüzden Kıbrıslı Türkler AB'den aldıkları yardımları iyi değerlendirip Türkiye'den bağımsız bir ekonomik yapı oluşturmaları gerekmektedir. Bu şekilde Kıbrıs Türkü Türkiye'nin güdümü dışına çıkacaktır.

Yunanistan her zaman Kıbrıslı Rumlara destekte bulunmuştur. Fakat müzakerelerde ve ekonomi yönetimimizde hep bir adim arkada bulunmuştur. Bu yüzdendir ki Yunanistan'ın yaşamış olduğu sorunlara rağmen biz onlardan ayrı bir şekilde kendimizi bir devlet olarak temsil edebiliyoruz. Ama Kuzey'deki yönetim Türkiye'nin güdümünden çıkamamaktadır.

 

ABHaber: Gecen günlerde bildiğiniz üzere, sizin mensubu olduğunuz DISI (Demokratik Seferberlik Partisi)'nin genel başkanı Nicos Anastasiades, 2013 yılında yapılacak olan seçimlerde başkanlık için aday olacağını açıkladı. Yapmış olduğu açıklamalarda, kendisinin müzakerelerde zaman kaybı olmaması açısından, müzakerelere atanmış bir bürokrat göndereceğini açıkladı. Bu fikri Kıbrıs Türk kamuoyunda çok popülist bir söylem olarak algılandı. Bu söylem hakkındaki fikirlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Kasulides: Şimdiki yürütülen müzakerelerde şunu biliyoruz ki, Hristofyas ve Eroğlu görüşmesinden çok, görüşmeler Hristofyas ile Eroğlu'nun özel temsilcisi olan Kudret Özersay tarafından gerçekleştirilmektedir. Hatta duyduk ki Eroğlu bazı toplantılarda hiç konuşmuyormuş. Sayın Anastasiadis'te görüşmelerde ertelemelerin ve zaman kayıplarının yaşanmaması adına müzakerelere tam zamanlı (full-time) çalışan bir bürokrat göndermeyi uygun görmektedir. Zaten Kıbrıs Türk tarafı bu yöntemi Eroğlu ile şimdiden kullanmaya başlamıştır.Daha açık bir ifadeyle müzakereler Hristofyas Özersay arasında yapılmaktadır.

 

ABHaber: Türkiye ile İsrail İlişkileri bildiğiniz gibi 2009 yılından beridir kötüye gitmektedir. Bu yaşanan gelişmelere ek olarak, son zamanlarda Doğu Akdeniz bölgesinde doğal gaz bulunduktan, İsrail ile Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkisi gelişmeye başlamıştır. Bu işbirliğinin gelişmesinde sizce, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin kötüye gitmesinin rolü var mıdır?

Kasulides: Bu iddialar belki de, Türk kamuoyunda böyle algılanmış olabilir. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti ile İsrail arasındaki işbirliği benim dış işleri bakanı olduğum dönemde bile aynı yakınlıkta idi. İsrail Doğu Akdeniz'de ve Ortadoğu'da işbirliği yaptığımız diğer Arap Devletleri'nden hiç farklı bir konumda değildir. Bölge de, İsrail'le iş birliğimiz bizim için çok önemlidir. Bildiğiniz üzere bulduğumuz doğal gaz bölgesini, ekonomik münhasır bölge olarak ilan ettik. Bu noktada da İsrail ile doğalgaz konusunda ekonomik işbirliği protokolü imzaladık. Bu adım ikili ilişkilerde iki ülkeyi de finansal ve ekonomik olarak geliştirecek nitelikte bir yardımlaşma surecidir. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın, bu Türkiye'ye karşı kurulmuş bir Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail Paktı değildir. Yunanistan'ın ekonomik gücünü kaybetmesiyle yeni bir savunma gereksinimi için İsrail'le kesinlikle bir işbirliği söz konusu değil.Bilindiği gibi İsrail güvenlik konularında öncelikle kendisini on planda tutmakta ve bizi de himayesine almaz. İmzalanan protokol sadece Kıbrıs Cumhuriyeti ile İsrail arasında ekonomik bir işbirliğidir.

 

ABhaber: Hazır Türkiye ile İsrail ilişkilerini ele almışken, Türkiye'nin bugünkü dış politikası ve konumu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Kasulides: Açıkçası Türkiye dış politikası Adalet Kalkınma Partisi ve Ahmet Davutoğlu ile kabuk değiştirdi. Türkiye 90'li yıllardaki gibi tüm komşuları ile sorunlu bir ülke olmaktan çıkmak için büyük çabalar saffetti. Ahmet Davutoğlu'nun 'sıfır sorun' politikası Türkiye kamuoyundaki emperyalist düşünceyi kırmaya başladı. Çünkü daha öncesinde Türkiye'nin dış politikası komşularına karşı agresifti. Benimde dışişleri bakanı olduğum 90'lı yıllarda ve 2000'lı yıllarında başında Türkiye dış politikası sanki Türkiye'nin düşman ülkelerle kuşatıldığı algısı ile yürütülüyordu. Ne zaman ki sıfır sorun politikası yürütülmeye başlandı, Türkiye'nin komşuları ile ilişkileri yoluna girdi. Fakat halen sıkıntılar daha bazı konularda sorunlar yaşamaktadır.

 

İsrail ile Türkiye'nin ilişkilerinin bozulması aslında taktik açıdan çok hassas dengeler üzerinde bulunmaktadır. Aslında ilişkilerin kötü bir durumda olması, Türkiye'nin Ortadoğu da ve Doğu Akdeniz'de bölgesel bir güç olması konusundaki hedefini göstermektedir. Türkiye bölgede İsrail'i dengede tutmaya zorlayıp, diğer Arap Devletleri'nin sempatisini kazanmıştır. Aynı zamanda ticari ve ekonomik atılım içerisine girmiştir. Bu başarıda Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun önemli katkıları vardır. Türkiye bu şekilde ekonomik gelişimini artırıp, İstanbul, İzmir ve Ankara dışındaki kesimlerinde de orta sınıfın gelişimine ivme kazanmıştır. Özellikle dış politikanın meyvesi olarak, Doğu'da ve Güneydoğu'sunda inanılmaz gelişimler meydana gelmektedir. Tabii ki sıfır sorun politikası her kadar da tüm konularda çözüm üretemese de yine de Türkiye'nin inisiyatif alması konusunda önemli bir adimdir. Özellikle, Ermenistan'la yürütülen 'futbol diplomasisi' çok etkileyici bir başlangıçtı. Daha sonrasında sonuç alınamadı ama önemli değil. Ya da 90'lı yılların aksine Rusya ve Suriye ile geliştirilen ilişkiler önemli bir gelişmeydi. Her ne kadar da Rusya uzun vadede kendi çıkarlarını düşünse de Türkiye ile işbirliğini devam ettirmek zorunda olduğunu biliyor. Suriye konusunda ise Türkiye şu an da yapıcı ve arabulucu olmaya çalışıyor bu da olumlu bir gelişmedir. Esad rejimi ile güzel ilişkilerine rağmen, demokrasi adına Batı dünyasının yanında yer almıştır. Fakat yıllar sonra İran'la kurulan iyi ilişkilerde, Suriye konusunda Türkiye ile Iran arasında gerilim yaşanmaya başlanmıştır. Bu gelişmede gayet dikkat çekicidir ve altının çizilmesi gerekir.

 

ABHaber: Sayın Kasulides, son olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'de donem başkanlığı Temmuz 2012 de başlayacak. Bu dönemde AB, Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkisi hakkındaki düşünceniz nelerdir?

Kasulides: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yapacağı AB Dönem Başkanlığı'ndan emin olabilirsiniz ki bu en olumlu ve en tarafsız bir başkanlık olacaktır.Umarım Temmuz 2012'ye kadar bir çözüm bulunabilir, fakat bu konuda iyimser değilim. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti bizi AB Dönem Başkanı olarak muhatap olarak kabul eder ve ikili görüşmeyi kabul ederse, bazı uygun müzakere başlıklarının açılıp ve müzakere edileceği bu sabah (28 Şubat 2012) Dışişleri Bakanımız Markulli'nin Avrupa Parlamentosu Dış ilişkiler Komisyonu üyeleriyle yaptığı toplantıda vurgulandı. Umarım AB-Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkileri bizim başkanlığını yürüteceğimiz dönemde gelişir ve çözüme kavuşur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 693 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler