1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türklerin Dinmeyen Öfkesinin Sırrı
Kıbrıslı Türklerin Dinmeyen Öfkesinin Sırrı

Kıbrıslı Türklerin Dinmeyen Öfkesinin Sırrı

17.6.2012 tarihinde, “Kıbrıslı Türklerin Nesnesini Bulamayan Öfkesi” başlıklı bir yazım yayınlandı adres’te. Bu öfke, uzun bir süreden beri takılıydı aklımın bir köşesinde. Onu tanımlayabilmek, anlamlandırabilmek, ne gibi sonuçlar doğura

A+A-

 

 

17.6.2012 tarihinde, “Kıbrıslı Türklerin Nesnesini Bulamayan Öfkesi” başlıklı bir yazım yayınlandı adres’te. Bu öfke, uzun bir süreden beri takılıydı aklımın bir köşesinde. Onu tanımlayabilmek, anlamlandırabilmek, ne gibi sonuçlar doğurabileceğine ilişkin tahminlerde bulunabilmek için fırsat buldukça okuyor, düşünüyordum. Çoğu zaman olduğu gibi, yazı yayınlandıktan sonra da konuyu tükettiğim kanaatine ulaşamadım ve araştırmaya devam ettim. Salman Rushdie’nin “Öfke” adlı romanını okumaya da bu sebeple karar verdim.

“Şeytan Ayetleri” ile meşhur olmuş olması Rushdie’nin en büyük talihsizliklerinden biridir herhâlde! Diğer romanları (ki bence hemen hemen hepsi Şeytan Ayetleri’nden daha iyidir) maalesef bu romanın gölgesinde kalmaktan kurtulamamıştır. “Öfke” de bunlardan biridir. İşte bu romanda Rushdie’nin öfkenin kaynağı ile ilgili söyledikleri “Kıbrıslı Türklerin nesnesini bulamayan öfkesi” üzerinde düşünenlerin mutlaka dikkate alması gereken şeylerdir sanırım.

Romanın kahramanı Malik Solanka’ya, kendini toplumun “kaymak tabakası”nı oluşturan zengin ve beyaz çevrelere kabul ettirmek için çırpınan siyah gazeteci arkadaşı Rhinehart ile ilgili olarak şunları söyletir Rushdie: “Rhinehart’ın havalı görüntüsünün sayısız katmanı altında bu küçültücü gerçek yatıyordu: Baştan çıkarılmıştı ve beyaz adamın kulübüne kabul edilme arzusu hiç kimseye, hatta belki kendine bile itiraf edemediği karanlık sırrıydı. Öfkenin kaynağı, işte böyle sırlardır. Öfke tohumları bu karanlık yatakta büyür”.[i]

Kıbrıslı Türklerin öfke tohumlarının büyüdüğü karanlık yatağın biraz deşilmesinin zamanı geldi sanırım. Elbette bu yatağın hazırlanmasında hiç de sır olmayan adaletsizliklerin, haksızlıkların, savaşların, şiddetin, vesayetin, vs. önemli bir katkısı vardır. Ama benim bu yazıda yapmak istediğim, herkesi (ve tabii kendimi de), öfke tohumlarını yeşerten bu karanlık yatağı besleyen ve tamamen kendimize ait olan küçük sırların peşine düşmeye davet etmektir.

Neler olabilir bizim küçük sırlarımız? Birçoğumuzun, hiç de hak etmediğimiz hâlde, Rumlardan kalan taşınmaz malların üzerine oturmuş olmamız bu sırlardan biri olabilir mi mesela? Geçmişin faili meçhullerine ilişkin bilgilerimiz olabilir mi bir kısmımızı rahatsız eden? Çoluğumuzu, çocuğumuzu, yakınlarımızı, particilik, bölgecilik, akrabalık gibi ilişkilerden yararlanarak işe yerleştirmiş olmak, bugün bizden fazla parsa toplayanları gördüğümüzde bu kadar öfkeleniyor olmamızın sebepleri arasında yer alabilir mi?

Sanırım bir de özeleştirisini asla yapmadığımız hatalarımıza ilişkin sırlar var beyinlerimizin en nadide köşelerine özenle saklamaya çalıştığımız. Seçimlerimizdeki yanlışlarımız, en çok şikâyetçi olduğumuz davranışları günü ve yeri geldiğinde aynen sergilemekte beis görmememiz, “hem ağlarım hem giderim” tavrından bir türlü vazgeçemememiz...

Aslında her hâlde biz de, dünyanın başka yerlerinde yaşayan halklardan daha az zeki sayılmayız. Hatalarımızın, yanlışlarımızın, ahlaki zaaflarımızın pek çoğunun farkında olmadığımızı sanmıyorum kendi adıma. Bunlar, kendimizden bile sakladığımız, beyinlerimizi kemiren küçük kurtçuklara dönüşüyorlar bir süre sonra. Ve hiç olmadık yerlerde öfkelendiriyorlar bizi. Kendi kendimizle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı inatla reddettiğimiz müddetçe de öfkelendirmeye devam edecekler. Böyle bir öfkenin nesnesini bulması ya da doğru nesneye yönelmesi kolay değildir elbette.

Eğer doğruysa buraya kadarki akıl yürütmem, içimizdeki öfkenin önemli bir kısmının aslında kendi kendimizden hiç memnun olmamaktan kaynaklandığını kabullenmek zorundayız. Kendi kendimizden memnun olmanın yolu da açık. Hataları örtbas etme gayesiyle onları meşrulaştırmaktan ve tekrarlamaktan vazgeçmek lazım önce. Ama bu da yetmez. Bugüne kadar o karanlık yatağın oluşmasına katkıda bulunmuş her ne varsa, onlarla da yüzleşmeli, hesaplaşmalıyız. Bu öfkenin bizi yiyip bitirmesine izin vermek istemiyorsak, bir an önce doğru kanalı bulup nesnesine yönelmesini arzuluyorsak, yüzleşmenin, hesaplaşmanın bizi sağaltmasına fırsat tanımalıyız.

         



[i] Salman Rushdie, Öfke, çev. Begüm Kovulmaz, İstanbul, Can Yayınları, 2008, s. 85.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1009 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler