1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler, Vesayet ve Droste Etkisi
Kıbrıslı Türkler, Vesayet ve Droste Etkisi

Kıbrıslı Türkler, Vesayet ve Droste Etkisi

“Droste etkisi”ni bir yerlerde okumuştum bir zamanlar. İlk okuduğum zaman da etkilendiğimi anımsıyorum hayal meyal ama nedense unutmuşum, gitmiş. Murat Gülsoy’un tüm edebiyat(sanat)severlere hararetle önerdiğim “602. Gece” ad

A+A-

 

 

“Droste etkisi”ni bir yerlerde okumuştum bir zamanlar. İlk okuduğum zaman da etkilendiğimi anımsıyorum hayal meyal ama nedense unutmuşum, gitmiş. Murat Gülsoy’un tüm edebiyat(sanat)severlere hararetle önerdiğim “602. Gece” adlı kitabında bir kez daha çıktı karşıma.[1] “Bir görüntünün içinde aynı görüntünün küçük ölçekli hâllerinin sonsuz bir döngüde tekrar etmesi” olarak tanımlanıyor[2] bu etki. Adını 1904’te Hollanda’da üretilen Droste kakaolarının paketlerinden alıyor.

Bu etki, insan onun hangi noktada ortadan kalkacağını düşünmeye başladığında, çıldırtıcı bir kapasiteye sahip oluyor. Çünkü aslında bunu düşünmeye başlamak sonsuza düşüş anlamına geliyor. Kakao kutusunun/paketinin üzerinde, elindeki tepside o kakao paketini taşıyan bir hemşire var. Düşünmeye eğilimli olmayan biri için hiç de ilginç bir resim değil. Ancak resimdeki hemşirenin elindeki tepside bulunan paketin üzerinde de, elindeki tepside, doğal olarak daha küçük ölçekte olsa da, aynı paketi taşıyan bir hemşire olduğunu fark ettiğiniz anda sonsuzluğa düşmekten alamıyorsunuz kendinizi. Çünkü her defasında biraz daha küçülse de, elindeki tepside Droste paketini taşıyan sonsuz sayıda hemşireyle karşı karşıyasınız artık.

İnternetten bulduğum resme bakarken, elbette tam olarak aynı şey olmasa da, Kıbrıslı Türklerin vesayetle ilişkisini anımsadım birden. Vesayeti nasıl resmeder bir ressam? Anlatmaya çalışacağım şey için çok fazla fark etmez aslında nasıl resmedeceği. Bir babanın, sağ elindeki fotoğrafa bakarken sol eliyle küçük kızını elinden sıkı sıkı tuttuğunun, kızın koşmak için elini babasınınkinden koparmaya çalıştığının ama babanın ısrarla bırakmadığının resmedildiğini varsayalım mesela. Fotoğraf da aynı anda çekilmiş olsun. Yani, resimdeki babanın baktığı fotoğrafta da, sağ elindeki fotoğrafa bakarken sol eliyle küçük kızını elinden sıkı sıkı tutan, koşmak için elini babasınınkinden koparmaya çalışan küçük kızının elini ısrarla bırakmayan aynı baba var. Ve onun elindeki fotoğrafta da aynı görüntü. Muhayyilenizin genişliğine ve tahammülünüzün sınırlarına bağlı olarak sonsuza dek sürdürebilirsiniz daha küçük fotoğrafları hayal etmeyi. Peki neyi gösterir böyle bir resim bize?

Sizi bilmem ama bana şunu gösteriyor: Uzun bir süre bu resmi görmek istemese de Kıbrıs Türk toplumu ve bugün hâlâ görmemekte dirense de kimileri, resimdeki baba Türkiye’yi, elinden sıkı sıkı tuttuğu kız da Kıbrıslı Türkleri sembolize ediyor. Küçüğün elini tutma, bir yandan onu kötülüklere karşı korumak gibi olumlu sayılabilecek bir amaca yönelirken, diğer yandan da onun koşmasına, gerektiğinde düşüp kalkıp öğrenmesine, kısaca kendini gerçekleştirmesine mani olma gibi olumsuz bir sonuç doğuruyor ister istemez. Bu durum bütün vesayet ilişkileri için geçerli! Aslında benim anlatmak istediğim de bu. Son zamanlarda Kıbrıs Türk toplumu içinde büyük resmi görenlerin sayısı gittikçe artıyor olsa da, asıl marifet düşünme sürecini orada kesmeyip, resmin içindeki küçük resimleri de hayal etmeye devam etmekte. Örneğin büyük resim Türkiye-Kıbrıslı Türkler ilişkisini sembolize ediyorsa, tamamen aynı olan daha küçük resim KKTC Hükümeti-Kıbrıslı Türkler, daha küçük olan, siyasi partiler (ya da liderler)-parti üyeleri ve sempatizanlar, daha küçük resim sendikalar/dernekler (başkanları)-üyeleri, daha küçük olan aile içinde baba-anne (ve çocuklar), daha küçük olan ikili ilişkilerde erkek-kadın vb. ilişkisi olarak algılanabilir.

Baştan beri anlatmaya çalıştığım gibi, aslında resim hiç değişmemektedir. Büyük resim, kendi içinde, kendi kendini, boyutu giderek küçülse de, sonsuz sayıda tekrar etmektedir. Ve bir şeye manalı ve tutarlı bir biçimde karşı çıkılacak, isyan edilecekse, karşı çıkılacak şey vesayet ilişkisidir; bir başka deyişle sistemin kendisidir. Vardığım bu sonuç, elbette, büyük resimle onunla aynı olsalar da ondan daha küçük ölçekte olan diğer resimleri ve onların sembolize ettiği iktidar ilişkilerine karşı yürütülecek mücadeleyi eşit kefeye koymak anlamına gelmemektedir. Ama bu düşünme biçimi, bizi, yalnızca bir iktidar öznesine değil, vesayet ilişkisinin kurucusu ve taşıyıcısı olan her türlü iktidar öznesine karşı, yaşamın her anında mücadele etmemiz gerektiğini hatırlatan doğru bir politik duruşla buluşturabilir. Bu doğru politik duruşun ütopyası, hiç kuşkusuz, her türlü hiyerarşik ilişkiden arındırılmış tam demokratik bir ortamda, bireylerin ve kurumların özneleşmesine ve kendini gerçekleştirmesine olanak tanıyan bir siyasal/toplumsal hayattır. 

      

 

 

 



[1] Murat Gülsoy, 602. Gece -Kendini Fark Eden Hikâye-, İstanbul, Can Yayınları, 2009, s. 19 vd.

[2] http://www.cazete.com/Tasarim/333-Droste-etkisi.html, erişim tarihi: 3.3.2012.

 

 

 

 

 

 


 

Bu haber toplam 1582 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler