1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler Neden En Çok Bu Kitapları Okuyorlar?
Kıbrıslı Türkler Neden En Çok Bu Kitapları Okuyorlar?

Kıbrıslı Türkler Neden En Çok Bu Kitapları Okuyorlar?

Uzunca bir süreden beri kafayı takmış durumdayım bu soruya. Bazı gazetelerde yer alan “çok satan” listelerinden ve kişisel gözlemlerimden hareketle, birkaç yıldan beri Kıbrıs’ın kuzeyinde en fazla satan kitapların, genelde “kişisel

A+A-

 

 

 

Uzunca bir süreden beri kafayı takmış durumdayım bu soruya. Bazı gazetelerde yer alan “çok satan” listelerinden ve kişisel gözlemlerimden hareketle, birkaç yıldan beri Kıbrıs’ın kuzeyinde en fazla satan kitapların, genelde “kişisel gelişim”, “birey”in kişisel mutluluğu, sağlıklı ve uzun yaşama olanakları, fizik ötesi ya da doğa üstü güçleri gibi konulara yoğunlaşanlar olduğunu fark ediyorum. Mevlana, sufizm, tasavvuf gibi konularla ilgili kitapların da aşağıda söylenecekler çerçevesinde bu listeye eklenebileceği kanaatindeyim.

Kracauer, Frank Thiess üzerine yaptığı çalışmada, “çok okunan kitapları çözümleme[nin], yapılarını doğrudan belirleyemediğimiz toplumsal tabakaları araştırmayı sağlayabilecek bir araç” olduğunu ileri sürer.[1] 18. ve 20. yüzyıl arasında yapılan tanımlamalar esas alınırsa, klasik anlamıyla bir burjuvaziye ve bir işçi sınıfına sahip olmayan (daha önceki yazılarımı okuyanların hatırlayacağı gibi, bana göre ağırlıklı olarak küçük burjuvalardan oluşan) Kıbrıs Türk halkının, bu “yapısı doğrudan belirlenmeye namüsait” toplumsal tabakalarını araştırmak için Kracauer’ın önerdiği bu aracı kullanmak mümkün mü? Kitap okuma alışkanlığının son derece zayıf olduğu bir toplumda mümkün olmadığı söylenebilir elbette. Ama yine de, okunduğu kadarıyla, çok satanlar listesinin bize bir şeyler söyleyebileceği kanatindeyim ben.

“Hayatta kalma içgüdüsüyle hareket eden günümüzün çok satan kitaplarının okurunun, can sıkıcı soruların suskunluğun derinliklerine gömülmesi kadar arzuladığı bir şey daha yoktur. Cevaplardan haklı ya da haksız yere korktukları için, bilginin ilerlemesinin önüne setlerin çekilmesini isterler. Talepleri şudur: Kayıtsızlık” der Kracauer.[2]

Siyasi iradesi iğdiş edilmiş, kendi iradesiyle bu topraklara dair herhangi bir şeyi değiştiremeyeceğini öğrenmiş, buna karşın bireysel düzlemde bakıldığı zaman aç ve açıkta olmayan bir halkın (ya da bu halkın en geniş kesimini oluşturan küçük burjuavaların) can sıkıcı soruları suskunluğun derinliklerine gömmeyi tercih etmesinde, onlarla uğraşmamasında, belki daha doğrusu onlara kafa yormaktan korkmasında, onlara karşı kayıtsız kalmasında şaşılacak bir şey var mı? Kaldı ki bir başka tarafı daha var bu meselenin. Bu sorulara kafa yormak, ister istemez bu soruların yanıtlarını bulmak ve bulduktan sonra da sorunları çözmek için mücadele etmek zorunda bırakacağına göre insanı ve bu sorunları çözmek için yürütülecek mücadele de “aç ve açıkta olmama konumu”nu kaçınılmaz olarak riske atacağına göre, sistemin size bıraktığını sandığınız son alana, tamamen kendi bedeninize ve ruhunuza çekilmekten başka çareniz var mı?

O vakit evrenin size yaptığı torpilden yararlanmaya, sağlıklı beslenmeye, ömrünüzü mümkün olduğunca uzatmaya, mutlu yaşamaya, doğa üstü ya da fizik ötesi güçlerinizi kullanarak, çevrede her şeyin her gün daha da kötüye gittiği bir ortamda, bir “birey” olarak “hayatta kalmaya” çalışmaktır yapmanız gereken ve aslında yapabileceğiniz tek şey.

O hâlde, kitap okuma alışkanlığının çok fazla yerleşmediği bu toplumda dahi çok satanlar listesi, en geniş toplumsal tabakanın “hâlleri”ni anlamak konusunda birtakım veriler sunuyor bize:

a) Bu tabaka, içten içe çok ciddi toplumsal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya olduğumuzun bilincindedir.

b) Buna karşın, Kıbrıslı Türklerin toplumsal ve siyasal sorunları çözme, toplumu ya da siyaseti dönüştürme iradesine sahip olmadığı kanaatindedir.

c) Dahası, böyle bir çabaya girişmenin her şeye karşın sahip olduğu “aç ve açıkta olmama” durumunu da riske atacağından emindir.

d) Yine de, Kracauer’in dediği gibi, “insan, sadece ekmekle yaşayamaz”.[3] Dolayısıyla bu insanların da, karınlarını doyurmak ve günlerini gün etmek dışında kendilerini manevi yönden tatmin edecek, sosyal bir statüye sahip olmalarını sağlayacak bir şeylerle uğraşmaları gerekir. İşte bunun yolu, sağlıklı ve uzun yaşamak, kişisel gelişimini sağlamak, bedeninin ve ruhunun olanaklarını araştırmak ve bu konudaki gelişmişliği aracılığıyla toplumda kendine bir yer açmaktır.

e) Bu durumun doğal sonucu, Kıbrıslı Türklerin önemli bir çoğunluğunun, toplumsal ve siyasal sorunlara kayıtsız kalan, yani toplumsal varlığını mümkün olduğunca sıfırlayan ama kişisel varlığını (bireysel demiyorum çünkü birey her durumda toplumsal bir varlıktır) gün geçtikçe gürbüzleştirmek için çaba harcayan insanlara dönüşmesidir.

Bu şartlar altında, bu insanların bencil ya da ben merkezci olmalarını herhâlde yadırgamamak gerekir.     

   


 

 

 


[1] Siegfried Kracauer, Kitle Süsü, İstanbul, Metis Yayınları, 2011, s. 67.

[2] Kracauer, Kitle Süsü, s. 70.

[3] Kracauer, Kitle Süsü, s. 66.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1552 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler