1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Kıbrıslı Türkler ne kadar Trump?
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıslı Türkler ne kadar Trump?

A+A-

 

Sosyal medyadaki yorumunda şöyle dedi Halil Uskuri: “Etrafında Afrikalı öğrenci istemeyen, denizlerin gelir seviyesi düşük, ‘beğenmediği’ insanlar gelir diye paralı olmasını isteyen, LGBT hakları için 2 tane pankarta tahammül edemeyen insanların Trump kazandı diye üzülmesi ilginç bir konu. Üzerine makale yazılabilir”
Gerçekten de öyle değil mi…
“Müslümanların, mültecilerin ülkeye girişini yasaklayacağım” diyen bir ABD lideri var artık… 
Gelin bu konuda bir makale yazalım.
Özellikle muhafazakarlığın gittikçe yukarıya çıktığı yeni dünya düzeninde Kıbrıslı Türkler bu durumun neresinde diye hiç düşündünüz mü?
Bence biz de gittikçe muhafazakarlaşıyoruz.
Ya da yeni gelişmeler muhafazakar olduğumuzu ortaya koyuyor.

Bunlardan bir tanesi de Halil Uskuri'nin de işaret ettiği “Afrikalı öğrenciler” meselesi…
Bu konuda daha önce de yazdım.
Doğal olarak yabancılaştığımız, bilmediğimiz konulara-kişilere ilk gösterdiğimiz tepki genellemedir.
Yanlış bir tepki olsa da 'genelleme', giderek yayınlaşan bir hastalık gibi sorun olmaya doğru ilerliyor Kıbrıs'ın kuzeyinde.
Hasbelkader üniversitelerimiz var.
Eğitim adasıyız…
Öğrenciler geliyor memlekete…
Yabancı öğrenciler… Tabii birçoğunun “öğrenci” kaydı ile ülkeye girdiği ve yasadışı olarak her türlü kirli meselenin içinde olduklarına ilişkin dair güçlü duyumlarımızı da eklemek istiyorum
Eskiden öğrencilerin büyük çoğunluğu Türkiye’dendi…
Şimdi her milletten var, vesselam…
Yabancı insan grupları kentlerimizde bizlerle birlikte yaşıyor.
Bu durum, olumlu ve olumsuz gelişmeler doğuruyor.
Toplumun birçok kesiminden gelen tepkilere bakacak olursak özellikle yabancı öğrenciler konusunda olumsuz tepkiler giderek artıyor.

Dedim ya konu kişisel bir mesele gibi görünse de aslında ‘genel’…
Elbette genelleme yaparak bazı tespitler yapılmasının (doğru veya yanlış) birçok nedeni vardır, burası tartışılır.
Ancak özellikle büyük kentlerimizde kimi siyahi öğrencilerle yerli yurttaşların yaşadıkları sorunların giderek artmaya başladığını söylemek yanlış olmaz.
                                                               

***

Geçmişte kendini “Kıbrıslı” olarak tanımlayan yurdum insanının Türkiyelilere gösterdiği tepkilerin yavaş yavaş siyahi öğrencilere de yönetmeye başlaması ciddi ve ele almaya değer bir sorundur.

Önce toplumdan gelen bazı tespitleri sıralayalım:

• “Arap (zenci) komşularımız var, hiç uyutmazlar bizi, bütün gece şarkı söylerler
• “Araplar taşındı mahalleye, gorkan çıkasın dışarı”
• “Bu Araplar uyuşturucu içer, fuhuş yapar, her türlü pislik bunnarın üstünde”

Bu listeyi uzatabiliriz.
Eminim sizler de bu ve buna benzer cümleleri çok sık duyuyorsunuz.
Peki ama neden?
Neden bizler yabancılara karşı tepkilerimizi ‘genelleme’ yaparak ileriye taşıyoruz?
Neden böylesi ötekileştirici tutumlara girdik?
Ve neden yabancılara karşı daha çatışmacı bir dil kullanmaya başladık?
Siyahi öğrenciler konusundaki tepkilerin genelinin haklı olduğuna dair duyumlarımı eklemekle birlikte böylesi tepkilerin esas nedenlerinin araştırılması gerektiğine inanıyorum, işler sarpa sarmadan…
Algılarımız bizlere memleketin giderek değiştiğine ilişkin sinyaller veriyor, bu bir gerçek…
                                                               
***

Sosyal alanlar ve etkileşim bu tespiti yapmamıza somut fırsatlar yaratıyor.
Devlet hastanesine giden aynı günün akşamı karar kesiyor, artık bittik diye.
Türkiyeli göçmen çocukların ağırlıkta olduğu okulun öğretmeni aynı tespitte bulunabiliyor.
Güpegündüz evi soyulan aynı biçimde…
Şimdi de siyahi öğrencilerin yaşadığı apartmanın sakinleri buna benzer halet-i ruhiye içinde…
Bu tepkileri gösterenler haksız mı? Hayır, değil…

Hangisine yanlışsın diyebilirsiniz ki?
Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiyeli ve Kıbrıslı Türk politikacıların ortaklaşa kurduğu bu çarpık yapı bizlere hayatın her alanında sorunlar doğuruyor.
Her şey karmaşıklaşmış, her şey bir birinin içine geçmiş.
Kimin “yerleşik” kimin mevsimlik, kimin kaçak, kimin öğrenci, kimin geçici işçi olduğu belli değil!
Kıbrıs’ın kuzeyinde kurduğumuz bu yapıda “görünenin” kaçta kaçı vatandaştır? Bilemiyoruz.
Ekonomik paket ithal, sömürülmeye en müsait iş gücü ithal, polis uzaktan kumandayla bağlı, denizin ötesinde bir halt becerememiş rütbeli ya da rütbesiz bürokratlar üzerimizde tatmin oluyor, bundan keyif alıyor, hükümetlerin TC ile arasındaki anne-yavru, abi-kardeş hegemonyacılığı bariz; yapılan sayımda Kıbrıslı Türk veya Kıbrıslılık kimliğimiz “Türklük”  altında eritiliyor.
Ve en iyi ihtimalle bir “diğer”iz.
Belli ki bizi kendi kurduğumuz “devlet” bile “diğer” görüyor!
Yani öteki!..
Benim uğrunda kan döktüğüm, savaştığım anlı şanlı “devletim” bana “Kıbrıslı Türk” olduğumu bile söyleme hakkı vermezken ben nasıl “başkalarının” ya da ötekilerin hakkına sahip çıkabilirim? İşte esas kilit bu soruda dostlar.

Nasıl yabancının hakkına sahip çıkayım ben?
Ben zaten kendi yaşadığım topraklarda ötekiyim, azınlığım, yalnızlaşıyorum.
Gerçek gün gibi ortadadır dostlar.
Memlekette giderek yalnızlaşan, iradesi yok sayılan güdülecek sürü görülen ahali artık kendini tehlikede görüyor.
Yok olmanın tehlikesi bu…
                                                               
***

Peki sorunun çözümü nerede?
İşte bir can alıcı soru daha: Nasıl çözülecek bu mevzu?
Önce Türkiye duruşunda değişiklik yapacak, sömürgeci, yayılmacı duruşundan geri adım atacak.
Bizi kendi kendini yönetebilen bir halk olarak görecek.
Sonra biz, “biz” olmayı başarmak için çabalayacağız.
Bu biz olma çabası ya da bu süreç Kıbrıs sorunun çözümü ile de devem edecek bir süreç aslında…
Federal bir çözüm anlaşmasının imzalanması bizim “biz” olma çabamızın sona erdirmeyecek hatta çok daha başka kanallardan bu mücadele sürecek, bu çok açık.

Türkiye’den ya da başka bir memleketten adaya gelen insanların kimliklerine saygı duyacağız; özellikle fakirin,  yoksulun, dışlanmışın, horlanmışın, tutunamayanın milleti yoktur, bunu bir kenara not ederek…
Elbette değişeceğiz, değişmeliyiz.
Bu değişim ve mücadele sürerken tüm bunlara ek olarak Kıbrıs’ın kuzeyindeki yönetime de büyük görevler düşüyor.
“Apartmanda rahatsızlık veren zencinin” cezasını polis ve mahkeme vermeli örneğin, burası dingonun ahırı değil!..
Toplumsal olaylarda kartal kesilen polis, yurdun genelinde güvenliği-huzuru sağlayacak.
Önce “devlet”, devlet olmanın gereklerini yerine getirecek, asayişe eğilecek.
Biz de olgun birer adalı olarak herkesin kültürüne saygı duyarak, ötekileştirmeyerek birlikte yaşama becerisini göstereceğiz.
Bu saydıklarım olmazsa eğer, “Araplar” dediğimiz Afrikalı öğrenciler bizi uyutmamaya devam edecek.
Bizler de buna tepki göstermeye...
Ve en korkuncu da bu tepkinin büyümeye müsait olması.
Toplumdaki kaynamayı görmek ve soruna erken zamanda el atmak zorundayız.
Bu  yazıda yazdığımız sadece yabancı karşıtlığı meselesi…
Bunun çok daha yansımaları, çeşitleri var hiç kuşkusuz.
Tam olarak uygulanmayan-uygulanamayan sosyal adalet, gelir dağılımındaki eşitsizlik, yabancı karşıtlığı, mikro milliyetçilik, muhafazakar çıkışlar, LGBT  hakları, engelli hakları ve dahası… 
Kısacası biz ne kadar Trump’ız?
Başa dönecek olursak;  ‘etrafında Afrikalı öğrenci istemeyen, denizlerin gelir seviyesi düşük, ‘beğenmediği’ insanlar gelir diye paralı olmasını isteyen, LGBT hakları için 2 tane pankarta tahammül edemeyen insanlar’ olarak Trump'ın kazanmasına üzülmek yerine kendi içimizdeki, kendi yüreğimizdeki, benliğimizdeki Tramplarla mücadele edersek çok daha yararlı  olmaz mıyız?
Ne dersiniz?

-----------------------------------------------

BİR YORUM…

"Arabanın isvicini gıvırdacak cesaretim galmadı"

"Arabanın isvicini gıvırdacak cesaretim galmadı" dedi hayvancı, Serdar Denktaş'ın gözlerine baka baka…
Yalnız hayvancı mı?
Bu hepimiz için geçerli değil mi?
Hayat günden güne pahalılaşıyor.
Akaryakıt da keza öyle…
Yalnız “isvice” değil, cüzdana dokunacak cesaretimiz kalmadı.
Öyle görünüyor ki, döviz yeniden tırmanışa geçecek.
Akaryakıt daha da pahalı olacak.
Dövize endeksli her şeye daha çok para ödemek zorunda kalacağız.
Ve biz çabalamaktan başka bir şey yapamayacağız.

Bu yazı toplam 1835 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar