1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler Mi? Onlar Parya'dır
Kıbrıslı Türkler Mi? Onlar Paryadır

Kıbrıslı Türkler Mi? Onlar Parya'dır

Kıbrıs’ta Helen milliyetçiliğinin doruğa ulaştığı zamanlardı. II. Dünya Savaşı yeni bitmiş, dünya düzeni yeniden düzenleniyordu. Sömürge halkları self-determinasyon hakkını kullanarak peşi sıra bağımsızlığa kavuşuyor, bağımsız devletlerin sayısı sür

A+A-

 

 

Kıbrıs’ta Helen milliyetçiliğinin doruğa ulaştığı zamanlardı. II. Dünya Savaşı yeni bitmiş, dünya düzeni yeniden düzenleniyordu. Sömürge halkları self-determinasyon hakkını kullanarak peşi sıra bağımsızlığa kavuşuyor, bağımsız devletlerin sayısı süratle artıyordu. İşte böyle bir ortamda Kıbrıs Rum toplumu yıllardan beri dillendirdiği Enosis hayallerini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Self-determinasyon hakkının tanınmasını talep eden Kıbrıslı Rumlar, içeride kitlesel eylemler düzenlerken, dışarıda da uluslararası topluluğa sesleniyor, diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyordu. Kıbrıslı Türkler ise Enosisi engellemek için yoğun arayışlar içindeydi. İlk büyük Enosis karşıtı miting 28 Kasım 1948 tarihinde Lefkoşa’da örgütlendi ve binlerce Kıbrıslı Türk “Eonosis’e Hayır” diye haykırdı. Kıbrıs Rum toplumunun verdiği tepki, Kıbrıslı Türklerin Enosise karşı çıkma hakkının olmadığı şeklinde oldu. Kıbrıs Rum bakış açısına göre, Kıbrıslı Türkler azınlıktı ve azınlıkların self-determinasyon hakkı olmadığı gibi, çoğunluğun self-determinasyon hakkını engelleme hakları da olamazdı. Kıbrıs Rum basınında bu doğrultuda sık sık yazılar yayınlanıyor, bazıları “azınlık” derken, bazıları da Kıbrıslı Türklerden “Osmanlı-Artığı”, “Yabancı” veya “Misafir” olarak söz ediyordu.

O dönemde yazılan yazılar arasında Kıbrıslı Türklerden “PARİKİ” olarak söz edenler de vardı. Örneğin, 4 Kasım 1948 tarihli Foni tis Kiprou gazetesi şöyle diyordu: “Kıbrıs’ta Pariki Türklerin adadaki Helen çoğunluğun milli davası karşısında dostça ve sempatik bir tutum içinde olmaları, hatta destekleyici ve dayanışmacı olmaları beklenirdi”.

 “Pariki”, Eski Yunancada “Par” ve “İkos” sözcüklerinin birleştirilmesinden doğdu. “Yan tarafta ikamet eden” anlamına geliyor. Kadim-Yunan’da bir yerde ikamet eden ama yurttaş veya köle olmayan yabancı kimse için kullanılırdı. Örneğin, Isparta’dan Atina’ya gidip yerleşen bir Helen köle değildi ama yurttaş da sayılmazdı. Bu yüzden hiç bir hakka sahip değildi. Sözcük, zaman içinde bir ülkede ikamet eden ve hak-hukuk sahibi olmayan yabancı kişi anlamında kullanılmaya başlandı. Pariki, yabancı diyarlarda yaşayan ve hak sahibi olmayan insan grubu anlamına geliyor. Sözcük Türkçe diline “PARYA” olarak girdi. Sözlüklerdeki anlamı, “her türlü toplumsal haktan yoksun”, “herkes tarafından hor görülen ve aşağılanan kimsedir”.

Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla olan tarihsel mücadelesini PARYA olmayı reddetme mücadelesi olarak da okuyabiliriz. Ve bu mücadelede Kıbrıslı Türkler başarı sağladılar. Kıbrıslı Rumlar zamanla yaklaşımlarını gözden geçirmek zorunda kaldılar. Bugün, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlar kadar “Kıbrıslı” olduğunu, Kıbrıs’ın herkesin ortak-yurdu olması lazım geldiğini ve iki toplum arasındaki ilişkilerin siyasi eşitliğe dayandığını reddeden az sayıda Kıbrıslı Rum kaldı.

Ne var ki, Kıbrıslı Rumlar tarafından kullanıldığı zaman hakaret anlamına gelen bu sözcük, şimdilerde bu şekilde telaffuz edilmese de, Türk milliyetçileri tarafından dolaylı bir dille ifade ediliyor. Kıbrıslı Türkler, “Türk-Kıbrıs’ta” ikamet eden fakat söz ve hak sahibi olmayan bir toplum olarak algılanıyor. Yani, bir tür PARYA…

Kemalist Beyaz Türklerden tutun, Muhafazakar Müslümanlara kadar hepsinin kafasında “Kıbrıs (en az yarısı) Türk’tür” ve Kıbrıslı Türkler bu “Türk diyarında” ancak sınırlı bir söz hakkına sahiptirler. Türkçü lider merhum Rauf Denktaş da böyle düşünüyordu. Nitekim, Annan Planı sürecinde 133 bin Kıbrıslı Türk’ün Kıbrıs’ın geleceğini tayin etme hakkına sahip olmadığı ileri sürmüştü. Denktaş’a göre karar verici olan Türk ulusu idi. Egemen Bağış’ın İlhak’ın bir opsiyon olduğunu söylemesi aynı anlayıştan kaynaklanıyor. Mümtaz Soysal da Egemen Bağış’tan farklı bir şey söylemiyordu: “Siz kim oluyorsunuz da Türkiye’den önce AB’ye gireceksiniz; Kıbrıs bizimdir, oradaki asker ve toprak bizimdir” dememiş miydi?

Evet, işte, Kıbrıslı Türk olmanın “dayanılmaz hafifliği” böyle bir şeydir. Türk Milliyetçiliğinin ister laik, isterse Türk-İslam-Sentezi’ne dayanan versiyonu olsun, Kıbrıs Türk toplumu görünmezliğe mahkum ediliyor. Tıpkı Necip Fazıl Kısakürek’in Kemalist-Laikçiliğin hükümranlığı karşısında Sakarya’nın (şiirde Müslümanları sembolize ediyor) yalnızlığını anlatan “Sakarya Türküsü” adlı şiirinde söylediği gibi, “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya/ Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!”

Peki, kurtuluş nerede? Buradan çıkış “yabancı”, “misafir”, “soydaş”, “diaspora”, “pariki” ve “parya” gibi sıfatları söküp atmak ve içeride ve dışarıda egemenlik icra eden yurttaşlar toplumu olmakla mümkündür. Kıbrıslı Türklerin yurttaş olabilmesi için ise Kıbrıs’ta devlet olgusuna ortak olarak katılmaları şarttır. Fakat bu, iki cephede birden mücadele etmeyi gerektiriyor: Türk milliyetçiliğinin Kıbrıs Görüşüne meydan okumak ve Kıbrıs Rum toplumu ile içinde mücadeleyi de barındıran bir tür iletişim kurmak!

Evet, Kıbrıs’ta devlet olgusuna (statehood, staatlichkeit) ortak olmak için Kıbrıs Rum toplumuyla uğraşmak kaçınılmazdır. Ne var ki, paradoks bir biçimde, Türk milliyetçiliği Kıbrıslı Türkleri Kıbrıslı Rumlarla “kavga” etmekten men ediyor. Kavga etmelerini istemiyor. Barış istediğinden değil, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla “ortak devlet” ve “ortak yurt” kavgası vermesini istemediğinden.

 Kıbrıslı Rumlara gelince. Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti devletini adeta bir sığınak olarak görüyor. İçine girip sığındığı bir korunak…Durum böyle olunca, devlet olgusunu Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya kolay kolay yanaşmıyor.

Velhasıl, Türk milliyetçiliği ile Kıbrıs Rum milliyetçiliğinin diyalektiği, başka türlü söylersek, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında süre giden çatışma Kıbrıs Türk toplumunu ya “görünmez” bir topluma dönüştürüyor ya da araçsallaştırıyor. Buradan çıkmanın tek yolu mikro-milliyetçilik batağına saplanmadan, Kıbrıs’ta devlet olgusuna ortak olmak için mücadele etmektir. İnsanlık tarihinin de gösterdiği gibi, Parya’nın hiç bir seçeneği yoktur mücadele etmekten başka.   

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2769 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler