1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler Kendi 'Zaferinde' Yenildiler
Kıbrıslı Türkler Kendi Zaferinde Yenildiler

Kıbrıslı Türkler Kendi 'Zaferinde' Yenildiler

Kıbrıs Türk toplumunun derin ve çok boyutlu bir bunalım içinde olduğu ortadadır. Toplumda öz güven ve öz saygıdan eser kalmadı. Kıbrıslı Türkler tam bir umutsuzluk kuşatması altındadır ki, en kötüsü de galiba budur. Dünyaya felaketler saçan Pandora-Kutusu

A+A-

 

 

Kıbrıs Türk toplumunun derin ve çok boyutlu bir bunalım içinde olduğu ortadadır. Toplumda öz güven ve öz saygıdan eser kalmadı. Kıbrıslı Türkler tam bir umutsuzluk kuşatması altındadır ki, en kötüsü de galiba budur. Dünyaya felaketler saçan Pandora-Kutusunda bile umut vardı, Kıbrıslı Türklerde yok! Bunun böyle olmasında elbette birden fazla neden vardır. Fakat ben bu yazıda temel saydığım bazı faktörler üstünde durmak istiyorum.

Konuya bir soruyla girelim. Günümüzde Kıbrıslı Türkler nerede duruyor? Kıbrıs’ın ve Dünyanın Neresindedirler?

Hemen söyleyelim; Kıbrıslı Türkler dünyanın dışındadırlar. Uluslararası Topluluğun, Uluslararası Hukuk ve Siyasetin dışındadırlar. Bu kadarla bitmiyor. Kıbrıslı Türkler Kıbrıs’ın da dışındadırlar. Olayları ne kendi başlarına ne de başka güçlerle birlikte belirleme veya yönlendirme hakkından ve gücünden yoksundurlar. Böyle bir statüleri yok.

Bu noktaya gelinmesinde Türkiye’nin ve milliyetçi Kıbrıs Türk liderliğinin ağır sorumluluğu var. 1974 sonrasında adada kurulacak II. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerin sadece birey olarak değil, siyasi bir toplum olarak da eşitliği kabul edilmiş olmasına karşın, Türk tarafı bu fırsatı hayata geçirme konusunda isteksiz ve iradesiz davrandı. Adaya yığılan on binlerce askerle elde edilen “başarı” Kıbrıslı Türkleri 1964 yılında içine sürüklendiği statüden çıkaramadı. Bir zamanlar adanın %3’ünde yaşamak zorunda kalan Kıbrıslı Türkler 1974’ten sonra adanın %37’sine yayılıp ganimete daldılar ama hukuksal ve siyasi statü bakımından bir adım bile ileriye gidemediler. Askeri “zafer” uluslararası hukukun dışına çıkarak sonuç alıcı olmayan bir güç gösterisine dönüştüğü için Kıbrıslı Türkler hep yerinde saydı. Bu da Kıbrıslı Türklerin “kendi zaferlerinde” yenilmesine yol açtı.

Bu süreçte Kıbrıs Rum toplumu dört elle Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sarıldı ve yaralarını sardı. AB üyesi olduktan sonra da “Türkiye-Korkusunu” üstünden attı. Bugün artık Türk tarafı elinde bulundurduğu “yaptırım gücünü” iyice kaybetmiş bulunuyor. Bu yaptırım gücü 2004’e kadar milliyetçi saplantılar yüzünden etkisiz kalmıştı, 2004’ten sonra ise Kıbrıs Rum toplumunun statüsünde önemli değişiklikler olduğu için etkisizdir. Bugün Kıbrıs Rum toplumunda herkesin hemfikir olduğu bir nokta varsa, o da “kötü çözümleri” def etmek ve daha olumlu koşulların oluşmasını beklemektir. Açıkçası, Kıbrıs Rum toplumunun birinci tercihi çözüme ulaşmak değil, “kötü çözümleri” göğüslemektir. Bu “rahatlık” ve “bolluk”, Kıbrıslı Rumların AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başına yönetmelerinden kaynaklanıyor. Yani, statüko Kıbrıslı Rumlar için “en kötü” seçenek olmaktan çıktı. Bir diğer önemli nokta ise artık Taksimin önemli bir tehdit olarak görülmemesidir. Kıbrıslı Rumlar zaten Taksimle iç içe yaşadığını düşünüyor ve ‘bundan daha kötü ne olabilir ki!’ diye soruyorlar. Ve bütün bunların sonucunda da “Yurt-Kardeşleri” Kıbrıslı Türklere sırtlarını dönüyorlar.

Kısacası, Türk tarafının 1974’te kazandığı üstünlük Kıbrıslı Türklerin siyasi statüsünde hiç bir ilerleme sağlamadan yok olup gitti. Geride dünyadan ve Kıbrıs’tan bakıldığında “görünmeyen” bir toplum kaldı.

Bu süreçler yaşanırken toplumun yapısında da önemli değişiklikler oldu. 1974 öncesinde Kıbrıs Türk toplumu bir hedefe yoğunlaşmış, direnen bir toplumdu. Bu yüzden, çok zor koşullara karşın toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden dayanışmacı bir siyasi cemaat görüntüsü çiziyordu. 1974 sonrasında ise ortaya “ne koparırsam kardır” anlayışıyla davranan ve hiç bir toplumsal sorumluluk duymayan “atomlar” çıktı. Yurttaş-Birey olmadan yaşanan “atomlaşma” kötü-yönetim ve kötü-yöneticilerin ortaya çıkmasında son derece etkili oldu. Tersi de geçerlidir. Yurttaşlık bilincinin zayıf olması, lakayt yöneticilerin ortaya çıkmasına neden oldu. Kurumlar ise hizmet anlayışıyla değil, ayrılıkçı politikanın bir tür “bayrak gösterisi” sayılarak oluşturuldu ve siyasi elitlerin arpalığına dönüştürüldü.

Bütün bunların sonucunda Kıbrıslı Türkler siyasi özne olmaktan çıktı. Kıbrıs Sorunu etrafında oynan oyunda artık Kıbrıslı Türkler yoktur. Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yaşanan bilek güreşinin izleyicisi durumundadırlar. Hatta, üzerinde bilek güreşinin yapıldığı “masadır” da diyebiliriz. Kıbrıslı Rumların bu oyunda dayanma gücü vardır. Devlet, Ekonomi, AB üyeliği, Uluslararası Hukuk bu küçük toplumun elindeki büyük kozlarıdır. Türk tarafının kozları ise sanıldığı kadar büyük değildir. Çünkü o kozların en büyüğü “adayı böleriz ha!” hiddetlenmesidir ki, bu artık çok az Kıbrıslı Rum tarafından bir tehdit olarak algılanıyor. Tarihin bir ironisi olarak, Taksim en çok Kıbrıs Türk toplumunu tehdit eden bir şiara dönüştü. Ve ne ilginçtir ki, toplum bir zamanlar öznesi olduğu Taksim politikasının bugün nesnesi haline geldi.

Evet, yıllarca “Ya Taksim Ya Ölüm” diye haykıran Kıbrıslı Türklerin tam da minerva kuşunun Taksimin “zaferini” ilan etmek üzere uçmaya hazırlandığı bir dönemde can mumu sönüyor…

     

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1673 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler