1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler Hâlâ Lider Bekliyorlar!
Kıbrıslı Türkler Hâlâ Lider Bekliyorlar!

Kıbrıslı Türkler Hâlâ Lider Bekliyorlar!

Son zamanlarda katıldığım tüm panel ve konferanslarda, konu dönüp dolaşıp Kıbrıslı Türklerin lider ihtiyacına geliyor. Birçok kişi bizi bu krizden ancak büyük bir liderin çıkarabileceğinde hemfikir. Otoriter, hiyerarşik ilişkilerden oldum olası hoşlanmay

A+A-

 

 

Son zamanlarda katıldığım tüm panel ve konferanslarda, konu dönüp dolaşıp Kıbrıslı Türklerin lider ihtiyacına geliyor. Birçok kişi bizi bu krizden ancak büyük bir liderin çıkarabileceğinde hemfikir.

Otoriter, hiyerarşik ilişkilerden oldum olası hoşlanmayan biri olarak çok düşündürüyor beni bu yaygın kanaat. İlginçtir, tam da bu dönemde, kitaplarını her zaman ilgiyle takip ettiğim Irvin D. Yalom’un, Türkçede Mart ayında yayınlanan Spinoza Problemi adlı romanını okuyorum. Kitapta, Nazi önderlerinden Alfred Rosenberg’in bir psikiyatrist tarafından bibliyoterapi yöntemiyle tedavi edilmeye çalışılmasını anlatıyor Yalom. Bibliyoterapi kavramına ilk kez yine onun kitaplarından birinde rastlamıştım daha önce.[1] Internette yaptığım kısa bir tarama sonucunda, bu yöntemin psikiyatride ciddiyetle ele alındığını öğrendim. “Doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturmak olarak tanımlanabilen bibliyoterapi[nin] okuma yoluyla tedavi” anlamına geldiği söyleniyor.[2] Bu kavramın Eski Yunan’da bir kütüphanenin giriş kapısında yer alan “İnsanın Ruhunun İyileştirildiği Yer” yazısıyla ilgisine yapılan vurgu[3] da son derece dikkat çekici.

Spinoza Problemi’nde, Rosenberg’i tedavi etmeye çalışan psikiyatrist, bu amaçla Spinoza’nın Etik’ini[4] kullanıyor. Rosenberg’in Spinoza ve Etik ile ilişkisi paradoksal. Spinoza cherem/herem ile cezalandırılmış (aforoz edilmiş) olmasına karşın, Yahudi kökenli bir filozof. Dolayısıyla ilk bakışta Rosenberg’in onun kitabı aracılığıyla tedavi edilmeye rıza göstermesi şaşırtıcı olabilir. Ancak büyük Alman düşünürü Goethe’nin ondan çok etkilenmiş olması, Rosenberg’in Spinoza’yı reddetmesini engelliyor.

Kıbrıslı Türklerin lider arayışı/beklentisi üzerinde düşünürken bu kitapta okuduklarımın beni etkilemiş olmasının sebebi, Rosenberg’in hastalanmasına yol açan, Hitler tarafından onaylanma ihtiyacı. Kitapta, Rosenberg, şu sözcüklerle açıklar ihtiyacının büyüklüğünü: “Bütün benlik algımın Hitler’in bana dair görüşlerine dayandığını hiç olmadığı kadar açıkça görüyorum... Bundan kurtulmalıyım. Onun tarafından onaylanma arzumun kölesi oldum”.[5]

Bu, birçok insanın özel yaşamına yön veren, çoğu zaman onu alt üst etme kapasitesine sahip bir sıkıntıdır. Kişinin özsaygısının, bir başka kişinin (örneğin babanın, annenin, sevgilinin, hocanın, şeyhin, liderin) ya da çoğunluğun sevgisine bağlı olması durumunda, Spinoza’ya göre, bu “boş özsaygı”dır. Çünkü bu tip sevgi değişkendir ve buna ihtiyaç duyanı sürekli kaygılı kılar, hastalandırır.

Oysa lider arayışı, aslında, tam da bütün davranışlarınızı onun arzuları ışığında şekillendireceğiniz ve bu davranışların doğruluğundan ancak onun tarafından onaylandığınız zaman emin olabileceğiniz bir otorite arayışıdır. Dolayısıyla, liderin varlığı, kaçınılmaz olarak, kişinin özsaygısını bir “boş özsaygı”ya dönüştürme potansiyeli taşır. Ona duyulan sevginin/inancın/sadakatin derecesine bağlı olarak kişi, sürekli olarak onun onayına ihtiyaç duyar, onun başkalarına kendisinden daha fazla ilgi göstermesinden rahatsız olur. Dahası, liderin onu görmezden gelmesi, kişiyi kendini yok sayma riskiyle karşı karşıya bırakır.

Kıbrıslı Türklerin bugün ısrarla bir liderin ortaya çıkmasını gözlüyor oluşları, muhtemelen, çok uzun yıllardan beri vesayet altında bulunmalarıyla da ilgilidir. Aslında vasinin konumu da yukarıda açıklanmaya çalışılan liderin konumundan farklı değildir. Daha önce birçok yazıda sözünü etmiş olduğum gibi, vasi de, vesayet altındakinin davranışlarının doğruluğunu ancak onun onayı sayesinde anlayabileceği bir tür “üstkişi”dir. O, yalnızca kendi için değil, vesayet altındaki için de iyinin ne olduğunu bilendir. O nedenle vesayet altındaki kendisiyle ilgili bir kararının doğruluğundan emin olmak için dahi onun onayına gereksinim duyacaktır. O onaylamadıysa, bu, vesayet altındakinin yanlış yolda olduğunu gösterir. Onun tarafından onaylanmamak, vesayet altındakinin kendinden şüphe etmesine, giderek özsaygısını yitirmesine yol açar.

O nedenle, galiba şu andaki lider yokluğu Kıbrıslı Türkler için bir fırsat olarak dahi görülebilir. Gerçi vesayetin en ağır biçimdeki varlığı karşısında lider arayışı bu vesayeti dengeleme amaçlı bir arayış olarak da değerlendirilebilir ama unutmamak gerekir ki lider de, vasi de, son tahlilde, sizin kendi özgür iradenizi başka birine teslim etmeniz anlamına gelir. Kıbrıs Türk halkının bugünkü ihtiyacı lider değil, özsaygı ihtiyacıdır. Ve bu ihtiyaç, ancak, Kıbrıslı Türkler, kendilerini yönetecek birilerini beklemeksizin, kendi kararlarını kendileri verdikleri ve yanlış yapmayı ve bedelini ödemeyi de göze alarak kendi hikâyelerini kendileri yazmaya başladıkları zaman karşılanacaktır.



[1] Irvin D. Yalom, Schopenhauer Tedavisi -Bugünü Yaşama Arzusu-, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2005, s. 42.

[2] http://www.yardimcisaglik.com/page/334/, erişim tarihi: 27.5.2012.

[3] Uğur Öner-Binnur Yeşilyaprak, “Bibliyoterapi: Psikolojik Danışma ve Rehberlik Programlarında Çocuk Edebiyatından Yararlanma”, http://www.pdrciyiz.biz/kuramlar-t5208.html, erişim tarihi: 27.5.2012.

[4] Benedictus de Spinoza, Ethica, çev. Çiğdem Dürüşken, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2012.

[5] Irvin D. Yalom, Nazi Subayının Paradoksu -Spinoza Problemi-, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2012, s. 370.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1073 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler