1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıslı Türkler, Devlet ve Milli Kimlik
Kıbrıslı Türkler, Devlet ve Milli Kimlik

Kıbrıslı Türkler, Devlet ve Milli Kimlik

Şevki Kıralp: Devlet, vatandaşlarının sosyal, kültürel ve siyasal ortak değerlerini “milli kimlik” vasıtasıyla muhafaza etmek, ya da saptamakla yükümlüdür

A+A-

 

 

Şevki Kıralp

sevkikiralp@gmail.com

 

 

Devlet, vatandaşlarının sosyal, kültürel ve siyasal ortak değerlerini “milli kimlik” vasıtasıyla muhafaza etmek, ya da saptamakla yükümlüdür. Yurttaşlık, etnik köken, kültür, din ve dil gibi karakterlerden oluşan milli kimlik, ulus devletin halkına çizeceği (ya da halkının önceliklerinden esinlenerek tasarlayacağı) milliyetçilik anlayışının temelini teşkil etmektedir. Siyaset adamları, tasarlayacakları milli kimlik doğrultusunda bu karakterlerden birini veya bir kaçını diğerlerinden öne çıkararak politika oluşturur ve halklarını ulusal anlamda nasıl tanımladıklarını ortaya koyarlar. Milli kimlik tasarısında hem toplumun siyasetçiler üzerinde, hem de siyasetçilerin toplum üzerinde etkisi söz konusudur. Ayrıca, milli kimlik tasarımları, var olan devletlerin siyasi özerklik yapısını yeniden gözden geçirmek, ya da yeni devletler oluşturmak gibi amaçlar taşıyan toplumsal hareketlenmelerin yol haritaları durdurumundadır.[1]

Neophytos Loizides[2] ve Niyazi Kızılyürek’e[3]göre, Kıbrıslı Rumlar 1963 yılından itibaren bir anlamda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki tek fiili hâkimi durumuna gelmiş ve kendi iradelerini temsil eden bir devlet-kimlik bilincine erişmişlerdir. Kıbrıs Rum Milliyetçiliği adı verilen bu anlayış temelinde Rum toplumu Yunanistan’dan bağımsızlığı ilke edinse de, Kıbrıslı Türkleri siyasi ortakları olarak benimsemekte sorunlar yaşamaktadır. Benzer biçimde, Kıbrıs Türk toplumunda da, her ne kadar pratiğe dönüşümü Rum toplumuna kıyasla daha zor olsa da, egemenliğe ve uluslararası alanda tanınırlık arzusuna dayalı bir devlet-kimlik sentezi yükselmektedir.

Hem Koloni döneminin son yıllarında, hem de etnik çatışma döneminde (1963-74), Kıbrıslı Türklerin milli kimliği tamamen “Türklük” üzerinden şekillenmişti. Türkiye’nin desteği ile milli dava yürütmek ve Türkiye’ye bağlanmak gibi hedefler toplumsal uzlaşı halini almıştı. Hem askeri, hem siyasal anlamda Türkiye ile maksimum uyum ve işbirliği sağlanmıştı. 1975 yılında ada toplumları coğrafi olarak birbirinden ayrılınca, güç paylaşımı ilkesinin bu kez federal sınırlara tabi iki eşit toplumun yurttaşlık bağına dayanarak uygulanması gündeme gelmişti.  Fakat toplumlar ve siyasetçiler 11 yıllık etnik çatışmanın etkilerini taşımaktaydı ve “federal Kıbrıslılık” çoğunluğu yansıtan kitlelere oldukça uzak kalmıştı.  

KKTC’nin devlet mekanizması aracılığıyla oluşturduğu milli kimlik tasarımına baktığımız zaman, Kıbrıs Rumlarından siyasi bakımdan kesin biçimde ayrılmayı amaçlayan bir Kıbrıslı Türk yurttaşlık anlayışı egemendir. Ayrıca, bu yurttaşlık bilinci Türkiye ile sıkı bir uyum ve işbirliğine dayanmaktadır. Bu tasarımın büyük ölçüde merhum Rauf Raif Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi tarafından hazırlanarak hayata geçirildiğini vurgulamak yerinde olur. KKTC’nin kurumsal dokusu Türkiye ile uyumu esas alan yapılanmalarla şekillenmekte ve eğitim sistemi Türkiye merkezli olarak harmanlanmaktadır. Dolayısıyla, KKTC’nin Kıbrıs Türkü için tasarladığı milli kimlik, Rum tarafından bağımsız olan, Türkiye’ye sarsılmaz bir milli bağlılık hisseden ve kendi yerel değerlerine kültür bağlamında sempati duyan bir özelliğe sahiptir.

Kitlesel olarak en büyük iki siyasi parti UBP ve Cumhuriyetçi Türk Partisi, milli kimlik tasarımında birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. UBP “Kıbrıslılık” üst kimliğine sıcak bakmamakta ve Türkiye ile çıkar çatışmasına düşmekten kati surette kaçınan bir milliyetçilik yapısından hareketle anavatanına bağlı bir Kıbrıslı Türk yurttaşlığını savunmaktadır. CTP ise etnik alt kimlik (Türklük) ve ulusal üst kimlik (Kıbrıslılık) doğrultusunda şekillenecek ve federatif çözüm ile somutlaştırılacak bir milli kimlik tasarısı doğrultusunda siyaset üretmektedir. Bunun dışında tarihi süreçte özellikle Mustafa Akıncı ve daha nadiren Serdar Denktaş gibi liderlerin, Rum tarafıyla çözüm ümitlerinin azaldığı ve Lefkoşa-Ankara ilişkilerinin gerildiği dönemlerde, “Kıbrıs Türk Milliyetçiliği” adını verebileceğimiz bir ideoloji ile toplumun kendi siyasetini kendisi güderek irade sergilemesini savunduğu görülmüştür. Fakat kitlesel olarak daha küçük oranlar tarafından desteklenen iki liderin çizgilerini temsil eden partilerden Demokrat Parti’nin ayrı egemenlik, Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin (Günümüzde Toplumcu Demokrasi Partisi) ise federasyon çözümüne sıcak baktığını belirtmek yerinde olur. UBP ve Serdar Denktaş’ın ayrı egemenlik konusunda birbirlerinden ayrıştığı nokta ise, UBP’nin Türkiye ile uyumu, Serdar Denktaş’ın ise Kıbrıs Türk toplumunun egemenlik refleksini ön planda tutan söylemler içerisinde olması doğrultusunda değerlendirilebilir[4].

İncelenmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, Kıbrıs Türk toplumunun devlet ve siyasi partiler tarafından teorileştirilen kimlik algılarına olan mesafesidir. Kıbrıs Türk toplumunun milli kimlik algısı kapsamlı bir biçimde “Kıbrıs 2015 İnsiyatifi” tarafından araştırılmıştır. Kıbrıs 2015’in saptamalarına göre, Kıbrıslı Türklerin % 62’si Türklüğü ve Kıbrıslılığı eşit biçimde benimsemektedir. Toplumun % 59’u Türkiye’yi anavatan olarak görmekte, % 46’sı ise adada iki ayrı egemenlik ve iki uluslararası kimlik yanlısı olmaktadır (ki bu miktar mevcut KKTC statüsünün sürdürülmesini ve iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon kurulmasını savunanların önündedir). Ayrıca, toplumun % 79’u, Türkiye’nin garantörlüğünün sürdürülmesinden yanadır[5].

Araştırma bulguları doğrultusunda, Kıbrıslı Türklerin günümüz koşullarında, “Kıbrıslı Türk” yurttaşlığına dayalı egemen bir devlet arzusunda olduğu var sayılabilir. Bu devlet-kimlik tasarısının Rum toplumuyla ortaklığa değil, ayrılığa dayandığını belirtmek yerinde olur. Bununla birlikte, Kıbrıslı Türkler, Türkiye’ye büyük bir güven ve sempati duymaktadırlar. Fakat toplumun mevcut durumu uluslararası alanda tanınacak bir egemenliğe tercih etmesinden ötürü, Türkiye ile ittifakını sürdürse de kendi ayakları üzerinde durabilen bir siyasal ve ekonomik devlet modeli arzulandığı düşünülebilir.   

Toplumda içinde olduğumuz dönemde öne çıkan milli kimlik referansının büyük ölçüde Serdar Denktaş çizgisi ile örtüştüğünü de vurgulamak gerekmektedir. Serdar Denktaş, KKTC’nin mevcut tanınmayan statüsünün sürdürülmesini Türkiye’nin ardına sığınmak, federatif çözümü ise Rum tarafının ardına sığınmak olarak nitelemektedir. Ancak şunu da vurgulamak gereklidir ki, Mehmet Ali Talat federatif çözüm ve “Federal Kıbrıslılık” yönünde siyaset üretirken gündemde AB üyeliği ve Annan Planı vardı. Aynı şekilde, Derviş Eroğlu’nun “çözüm olmazsa mevcut KKTC statüsü ile yola devam ederiz” benzeri söylemleri günümüzde Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından destek bulmaktadır. Serdar Denktaş’ın ve toplumun çoğunluk anlamındaki şu ana özgü reflekslerinin tercihi olan, uluslararası tanınmış, egemen bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti modelinin hayata geçirilmesini elverişli kılacak siyasi koşulların günümüzde mevcut olmadığını ileri sürmek yerinde olur.  Nitekim DP’nin UBP ve CTP’ye kıyasla oldukça küçük bir seçmen kitlesi tarafından desteklenmesi de, toplumun referansları arasında en azından şu an için ilk sırada yer alan devlet-kimlik modelini, yine en azından şu an için ulaşılabilir olarak görmediği şeklinde yorumlanabilir.

Bulgular değerlendirilirken dikkate alınması gereken bir diğer realite ise, araştırma sonuçlarının Annan Planı Referandumu döneminde Kıbrıslı Rum siyasetçileri ve toplumunun “Kıbrıslılık” yerine “Kıbrıslı Rumluk” bilinciyle hareket etmesinden etkilenmiş olmasıdır ki Kıbrıs 2015’in ilgili raporu da buna değinmektedir. Annan Planı Referandumu öncesinde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs arasında, aydınlar, kamuoyu ve siyasi elit tarafından yürütülen ve neredeyse psikolojik savaşa varan milliyetçilik eksenli atışmalar Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye tepkili davranmasına yol açmıştı. Referandumda ise, “Kıbrıslılık üst kimliği” temelinde, etnik realiteleri de dikkate alan federatif çözüm, toplumun % 65’i tarafından kabul edilmişti ki, bu oran neredeyse etnik çatışma yıllarındakini andıran büyüklükte bir toplumsal uzlaşı oranını yansıtmaktaydı. Fakat Rum toplumunun Annan Planı’nı milliyetçi bir coşku eşliğinde reddetmesini izleyen siyasi tıkanıklık, Kıbrıslı Türkleri federatif devlet-kimlik modelinden soğutmuştu.

Sonuç olarak, KKTC’nin devlet mekanizmasındaki milli kimlik tasarısı Türkiye ile uyum ve işbirliğine dayanmaktadır. Toplumun şu anki bilinci, Türkiye ile işbirliği noktasında sorun yaşamamaktadır çünkü toplum Türkiye’yi anavatan olarak benimsemekte ve garantör olarak güven duymaktadır. Fakat uyum anlayışı Türkiye’den siyasi ve ekonomik açılardan bağımsız ve uluslararası alanda egemen bir devlet modeli olarak görünmektedir ve KKTC’nin tanınırlıktan yoksun oluşunun bu arzu ile örtüştüğünü iddia etmek oldukça güçtür. Ekonomik ve siyasi şartlara ilaveten, Türkiye ve Rum toplumunun Kıbrıslı Türklere nasıl davrandığı da toplumun milli kimlik şemasında oluşturucu etkenler olarak görülebilir.

Günümüzde, UBP Hükümeti, küçük çaplı bir “sivil itaatsizlik” ile karşı karşıya olsa da, toplumsal eleştiri devlet-kimlik temelli değil, daha ziyade ekonomik icraatlara yönelik gelişmektedir. Toplumun önceliği ne “Türk” olabilme, ne de “Kıbrıslı” olabilme mücadelesidir ve sosyal refleksler ekonomik darboğazdan kurtuluş arayışındadır.  Toplumun arzuladığı egemen ve tanınan “Kıbrıs Türk Devleti”, siyasi şartlar bakımından şimdilik yakın görünmemektedir. Birleşmiş Milletler diplomasisi, azalan umutlara rağmen Kıbrıs’ı federasyon çerçevesinde birleştirmeye çalışmaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nden tamamen bağımsız bir Kıbrıs Türk idari yapısının tanınırlığa ulaşamayacağı 1983’ten bu yana BM Güvenlik Konseyi tarafından duyurulmaktadır. Öte yandan, BM Genel Sekreteri’nin sürekli olarak bir “son aşama” vurgusu içerisinde olması, Kıbrıs Türk otoriteleri tarafından çözüm ajandasında ciddi bir değişim sinyali olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye ile ilişkiler, Rum toplumu ile ilişkiler ve Kıbrıs Sorunu gündemindeki değişimlerin, Kıbrıs Türkü’nün milli kimlik algısında etkin rol oynamaya devam edeceğini ileri sürmek mümkündür.



 

[1] Breuilly , J., 1993. Nationalism and the State. Manchester: Manchester Press.

[2] Loizides, N.G., 2007. Ethnic nationalism and adaptation in Cyprus. International Studies Perspectives, 8, pp. 172-189.

[3] Kızılyürek, N., 2005. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti : Doğmamış Bir Devletin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.

[4] Bkz: Loizides, a.g.e., 2007

[5] “Cyprus 2015: Research and dialogue for a sustainable  future”. Investigating the future: An in-dept study of public opinion in Cyprus. Interpeace. [Online]. Erişim: www.interpeace.com

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1306 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler