1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kıbrıslı Rumlar’da eğitimin özü son 200 senedir değişmedi!” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kıbrıslı Rumlar’da eğitimin özü son 200 senedir değişmedi!” 2

A+A-

 

Hristina Valanidu ile Kıbrıslırum toplumunda eğitimin tarihçesi ile ilgili röportajımızın devamı  şöyle:

 

SORU: Tek iki toplumlu okulun o dönemlerde kurulan İngiliz Okulu olduğunu da söylüyorsun araştırmanda…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
O dönem tek iki toplumlu kamu okulu İngiliz Okulu idi. 1900 yılında “özel bir girişim” olarak kurulmuş ve Britanyalı yöneticiler 1935 yılında bunu bir kamu okuluna dönüştürmüştü.
Britanyalılar Kıbrıs’ın yönetimini devraldıkları zaman eğitim konusundaki otoriteyi dini liderlere bırakmışlardı. O dönem iki toplumu “Hristiyanlar” ve “Müslümanlar” olarak addediyorlardı ve böylece Başpiskobosluğa ve Müftülüğe bırakmışlardı eğitimi. Böylece Kıbrıslıtürkler’in okullarından, eğitiminden Müftü sorumlu idi, Kıbrıslırumlar’ın eğitiminden ve okullarından da Başpiskobos sorumlu idi. Tabii komiteler vardı ve bu komiteler örneğin eğitim politikaları konusunda Kıbrıslırum okulları için Başpiskobos’la işbirliği yapmaktaydı. Eminim benzer şeyler Kıbrıslıtürkler için de geçerliydi, öyle tahmin ediyorum…
Kısacası Britanya idaresinin başlangıcında Britanyalı yöneticiler eğitime karışmıyorlardı. Bir tek Britanya Genel Müfettişi vardı ki o da okulların nasıl çalıştığına bakarak bazı yorumlarda ve önerilerde bulunmaktaydı…

SORU: Araştırmanızda “1920’li yıllarda İlkokulların sorumluluğunun Britanya yetkilileri tarafından devralındığını ancak Orta Dereceli Okullar’da bunun yapılmadığını” belirtiyorsunuz…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
İngilizler başlangıçta eğitimi ellememişlerdi, bırakmışlardı kendince gelişsin… Ancak İngiliz müfettiş gelip de okulları gezip de nasıl çalıştıklarını inceledikçe, okulların Hellenosentrizm’in merkezi olduğunu gördüler ve bunu kabul edemediler… Tabii kendi nedenleri, kendi gerekçeleri vardı bunun için. Böylece 1920’lerde ilkokullar için kuralları değiştirdiler – aslında İngiltere’de de paralel önlemler alıyorlardı. Kendileri için yaptıkları değişiklikleri burada da uyguluyorlardı ancak orta dereceli okullara dokanmamışlardı… Böylece orta dereceli okullar Yunan eğitimine ilişkin kendi programlarını uygulamaya devam ettiler. Britanyalılar orta dereceli okullarda Hellenosentrik eğitimin çok merkezi biçimde verildiğini anlayınca 1930’lu yıllarda bunu değiştirmeye çalıştılar. Biliyorsun 1930’da çeşitli eylemler olmuştu, özellikle Vali Konağı çevresinde, Kıbrıslırumlar Britanya idaresine karşı çıkıyorlardı – böylece Palmer dönemi başlamıştı bu siyasi krizden sonra. Palmer dönemi sert önlemler alıyordu Kıbrıslılar’a karşı, baskıcı önlemler dönemiydi bu. Britanyalılar bir yasa geçirdiler bu dönem ve dediler ki “Eğer devletten para yardımı almak istiyorsanız okullar için, o zaman müfredatı değiştirmeniz lazım..”

Buna göre eğer devletten yardım alınacaksa, İngilizce eğitimi artırılmalı, Yunanca eğitimi azaltılmalıydı. Yunan tarihi eğitimi kaldırılmalı, örneğin Britanya İmparatorluğu (dünya) coğrafyası öğretilmeliydi – böylece öğrenciler nereye ait olduklarını anlayacaktı Britanyalı yöneticilere göre. Belli okullar İngilizler’in bu önerisini reddetti ve “Biz eğitimimizi bildiğimiz gibi yapacağız, sizin paranızı da istemiyoruz” dediler. Lefkoşa cimnasiyosu böyle dedi mesela. Ama Mağusa (Maraş) Cimnasiyosu, Britanya idarecilerinin bu önerisini kabul etti çünkü parası yoktu.

İngilizler bu dönem Hellenosentrizm’i durdurmak ve yerine “Kıbrıslılığı” öne çıkarmak için orta dereceli okulların yönetimine yönelik önlemler ortaya koydular. Bunlar okulların işleyişini, finansmanını, eğitimini ve öğretmenlerin istihdamı ile programları ve müfredatı içeriyordu. Dediğim gibi daha az Yunanca eğitimi, daha çok İngilizce eğitimi öngörülüyordu.

Böylece iki tür okul çıktı ortaya: Devlet yardımına bağımlı olanlar ve devlet yardımına bağımlı olmayanlar… Britanyalı yöneticiler ile Kilise-öğretmenler-yerel yöneticiler arasındaki çatışmadan doğdu bu. Devlet yardımına bağlı okullar, yetkililer tarafından finanse edilmekteydi. Devlet yardımına bağlı olmayan okullar ise herhangi bir devlet yardımı almıyor, Kilise ve Kıbrıslırum elit çevreleri tarafından finanse ediliyordu. Ancak Kilise hep okullardaydı, “Yunan milliyetçiliği” düşüncelerini öne sürmeye devam ediyordu…

Sonra İkinci Dünya Savaşı çıktı… Kıbrıslırumlar da, Kıbrıslıtürkler de askere gittiler İkinci Dünya Savaşı’nda, müttefik ordularında…


SORU: Daha çok işsizlikten ötürü katıldılar askere çünkü iş yoktu… Fakirlik çoktu…
DR. HRİSTİNA VALANİDU: Y
unanistan faşizme karşı savaştı İkinci Dünya Savaşı’nda… Yani Kıbrıslırumlar ya Yunanistan’a gidip bu savaşa katıldı ya da Müttefik ordularına katıldılar. Beklentileri de müttefiklerin kendilerine bu savaşa katılmalarının karşılığında ya “Enosis” ya da başka bir şey vermesiydi… 40’ların sonunda Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmaya çalışılıyordu. Yunanistan’da iç savaş çıkmıştı… Kıbrıs’ta en iyi politikanın ne olabileceği konusunda bir çözüm bulamamışlardı. Yani “Enosis” mi olmalıydı yoksa başka bir şey mi… Yunanistan’ın içinde sorunlar vardı, solcular dağlara çıkmıştı, yeni hükümete karşı savaşmaktaydı. Yani tüm bu karmaşa içerisinde sonuçta Kıbrıslırumlar bir şey elde edememişti Kıbrıs sorunu bakımından…

Adanın siyasi iklimi de Kıbrıslırum okullarını etkilemekteydi, böylece Kıbrıslırum okulları “ENOSİS”in ileri götürülmesi için merkezlere dönüşmüştü. Öğretmen birlikleri ve kilise de burada öncü bir rol oynamaktaydı. Okullarda ENOSİS talebiyle eylemler yapılıyor, İngilizce ders kitapları yakılıyordu!

Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk aşırı şoven grupların cinai aktiviteleri de iki toplum arasındaki nefreti besliyor ve böylece korku ve güvensizliği arttırıyordu. Okullar da bunun dışında değildi.


SORU: 1950’li yılların başlarında sanırım ENOSİS için referandum yapılmıştı…
DR. HRİSTİNA VALANİDU:
O 1950’deydi, Kilise organize etmişti o referandumu.
1953’te Kraliçe Elisabeth’nin Taç Giyme Töreni vardı – bu, Kıbrıslırumlar açısından Britanya’ya karşı tepki gösterilecek bir başka vesileydi. Okullarda İngilizce kitapları yakıyorlardı Kıbrıslırumlar, kendilerinin Britanya İmparatorluğu’nun parçası olmadığını göstermek için.
O dönem Öğretmenler Birliği de kurulmuştu.

Bu dönemin ana özelliği Hellenosentrizm’di, “İşte biz Yunanız, Yunanistan’la birleşme (“ENOSİS”) istiyoruz” idi okullarda…
İngilizler bu dönem belli kurallar getirmeye çalışıyordu, örneğin kimler öğretmen olarak istihdam edilecek gibi Britanya kuralları.
Sonra Kıbrıslırumlar’la Britanyalılar arasında bir çatışma daha çıktı…
O dönem Yunanistan’dan gelen Yunan öğretmenler de vardı Kıbrıslırum okullarında.

1950’lerde bu Yunan öğretmenler İngilizler tarafından okullardan kovulmuştu çünkü İngilizler, bu öğretmenlerin ENOSİS düşüncelerini ve İngilizler’e karşı düşünceleri yaydıklarını düşünüyordu.
Sonra da EOKA ortaya çıktı 1955’te.

Okullar EOKA’nın merkezlerine dönüşmüştü… “Biz Yunanız, ENOSİS için mücadele ediyoruz” deniyordu okullarda… Tabii Kıbrıslıtürkler’in de bu adada yaşadığını kabul etmiyorlardı, “Bu ada her zaman Yunan’dı” diyorlardı… “Bu ada Yunanlılar’a aittir” diyorlardı. “Biz Britanya’dan kurtulma savaşı veriyoruz” diyorlardı. Ve amaçları da ENOSİS’i gerçekleştirmekti, hedefleri buydu.

İşte o nedenle 1960’ta Kıbrıs bağımsızlığını kazanınca, bir takım eski EOKA savaşçıları, böylesi bir anlaşmayı kabul etmenin “utanç” olduğunu düşünüyorlardı.

Aslında 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşması imzalandığında, o dönem Yunan hükümeti bu devleti destekliyordu, ENOSİS’i desteklemiyordu. Kıbrıslırumlar’ın bu anlaşmayı imzalaması için Yunanistan hükümeti de onlara baskı yapmıştı. İmzaladıkları iki toplumlu bir devletti aslında. Bir tür analoji – paralellik – vardı örneğin bakanlıklarda, örneğin Meclis’te… Ve tabii başka alanlarda da… Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Yardımcısı mesela. Yani iki toplumluydu bu yeni devlet.

Ancak eski EOKA savaşçıları, çeşitli bakanlıklarda çalışan bazı Kıbrıslırumlar hiçbir zaman bu anlaşmayı kabul etmediler.
Onlar için bu anlaşma, nihai çözüme giden bir aşamaydı yalnızca.
Büyük hata işte buydu…
Bir diğer sorun eğitimin merkezi bir yapıya sahip olmamasıydı bu yeni devlette. Eğer merkezi bir yapıya sahip olsaydı, o zaman eğitim politikalarını belirleyebilirdi.

Eğitimi Cemaat Meclisleri’nin sorumluluğuna vermişlerdi. Kıbrıslıtürk Cemaat Meclisi ve Kıbrıslırum Cemaat Meclisi, kendi toplumlarına yönelik tüm dini, kültürel ve eğitim konularından sorumluydular! Buna eğitim programları, eğitimin içeriği, müfredat, okullarda okutulacak kitaplar, öğretmenlerin eğitimi ve istihdamı dahildi!

Bu Kıbrıs’ın geleceği bakımından yapılan bir diğer büyük hataydı…
Çünkü zaten Kıbrıslırum Cemaat Meclisi’nde olanlar “Hellenosentrizm” ve “ENOSİS” düşüncelerini yürütmeye devam ediyorlardı.

 

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 1360 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar