1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, 'Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın'
Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın

'Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, 'Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın'

Nikos Moudouros... Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Yönetimi) Başkanlık Ofisi danışmanlarından. Türkoloji mezunu. İstanbul'da bir yıl yaşamış. Doktora tezi, "Türkiye'de İslam Siyaset ilişkisi" üzerine... Ve Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'un damadı. Çok iyi Türkçe k

A+A-

 

 

 

Nikos Moudouros... Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Yönetimi) Başkanlık Ofisi danışmanlarından. Türkoloji mezunu. İstanbul'da bir yıl yaşamış. Doktora tezi, "Türkiye'de İslam Siyaset ilişkisi" üzerine... Ve Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'ın damadı Moudouros ve Kıbrıslı Türkleri anlamak

“Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, ‘Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın...”


<<... Okulda bir şey öğreniyorduk, eve gittiğimizde ise daha farklı bir öykü duyuyorduk. Biliyorsunuz okullarımızda özellikle geçmişte büyük bir problem vardı. Çok milliyetçi bir eğitim veriliyordu. İyi ki evimizde böylesi bir iklim yoktu...>>

<<... Çok üzüldüğüm bir konu var. Kıbrıslı Türk toplumu normal olarak, bunu eleştirmiyorum da ancak kilisenin etkisini olduğundan çok daha büyük sanıyor. Tam öyle değil. Yavaş yavaş laikleşiyoruz. Bunu kabul ediyorum, Kıbrıslı Rumlar daha muhafazakar insanlardır...>

<<... Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, "Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın..." Ama aynı durum, Kıbrıslı Türkler için de geçerli. Çünkü korkular var. Kıbrıslı Türk toplumu şu anda Kıbrıslı Rum toplumunun tüm korkularını anlayabiliyor mu? Bence anlamıyor...>>


<<... Türkiye, her zaman Rum toplumunun ruhunda, canavar bir ülke gibi orada duruyor. Sözde diyorum bunu, ruhunda insanların. Bu yüzden çok önemlidir ki, Kıbrıslı Rumlar'ın Türkiye'yle de ilişkisi olmalıdır...>>

<<... Artık önemli bir çoğunluk Kıbrıslı Türkler'in siyasi eşitliğini kabul ediyor. Büyük bir çaba ve mücadeleden sonra bu noktaya gelindi, psikoloji değişti. Hem bir Kıbrıslı Türk hem bir Kıbrıslı Rum bu devletin başı olabilir diye düşünülmeye başlandı... 10 sene önce bu düşünülemezdi dahi...>>

<<... Türkiye limanları açarsa ama aynı zamanda Kıbrıs sorununun özüne yönelik bir adım atmazsa mahvoluruz hepimiz. 15 yıl kazanabilir Türkiye AB’ye yönelik prosedüründe...>>

<<... 1 yıl Türkiye'de eğitim yaptım. Hayatımın en önemli tecrübesi idi orda yaşamak. Türkiye toplumunu öğrenmek bir ayrıcalık. Kıbrıslı Rumlara öneriyorum, gidip görmelerini, yaşamalarını... Sadece canavar ülke diye tanımasınlar... Ve Kıbrıslı Türklerden ne kadar farklı bir hava, farklı bir yaşam, farklı bir kültür olduğunu gördüm...>>




Nikos Moudouros... Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Yönetimi) Başkanlık Ofisi danışmanlarından. Türkoloji mezunu. İstanbul'da bir yıl yaşamış. Doktora tezi, "Türkiye'de İslam Siyaset ilişkisi" üzerine... Ve Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'un damadı. Çok iyi Türkçe konuşuyor. Yalnızca Türkçe'yi değil "barış dilini" de iyi konuşanlardan. Ve çok keyif aldığım bir röportaja imza atıyoruz birlikte.

BAŞKANLIK OFİSİNDE BULUŞUYORUZ

Ledra Palaca barikatından bir taksi alıyoruz, "Başkanlık Ofisi" diyerek.
Taksici "8 lira" diyor, Türkçe!..
Ticaretin 'dili' erken öğreniliyor...
Foto muhabiri olarak, stajyerimiz sevgili Özgül Saygun bana eşlik ediyor.
Başkanlık ofisinde mesai bitmiş, saat 15.00'e geliyor, ofis, "in cin top oynuyor" hallerinde.
Girişte kendimi tanıtıyorum, "Nikos'la randevum var" diyorum, hemen kapı açılıyor; polis ve kimlik kontrolü yok, şaşıyorum.

EKRANDA KANAL SİM

Nikos Moudouros, son derece sportif ve samimiyetle karşılıyor bizi...
Çok sıcak bir hava...
"Soğuk portakal suyu" söylüyoruz içmek için!..
Taze sıkılmış değil!..
"Konsantre..."
Portakal ülkesinde, adanın bütünü, ne yazık ki yeterince bilemiyor narenciyenin kıymetini...
Odaya girdiğimde televizyon açık, Kanal Sim'i gösteriyor.
- "Uydudan mı?" diye soruyorum.
- "Evet" diyor, "Genelde Kanal Sim'i izlerim, Türkçe yayın yapan tüm gazeteleri de okumaya çalışırım..."
Röportaj öncesinde biraz sohbet ediyoruz, medyanın durumundan, çalışmalarımızdan...
- "Siz önemli bir ilerleme sağladınız" diyor, sonra Haravgi gazetesinden örnek veriyor, "Gazetenin genel yayın yönetmeni, AKEL Merkez Komitesi üyesidir ve mutlaka öyle olur. Ama gazeteci olur. Yani Merkez Komite Seçimi yapılırken, gazetenin başında yer alması için bir de gazeteciyi oraya koyarlar. Ama sonuçta partinin merkez yönetim üyesidir."
Medyanın nasıl daha fazla işbirliği yapabileceğini konuşuyoruz, uzun uzun.

AİLE GÖÇMEN DEĞİL

Önce Nikos Moudouros'u kendi ağzından tanıyalım...

·        - "Lefkoşa'da doğdum 1978'de. Hem anne hem de babam Lefkoşalıdır, göçmen değil. Kıbrıs Üniversitesi'nde Türkoloji eğitimi aldım. İstanbul'a gittim bir yıl. Londra Soas Üniversitesi'nde de eğitim gördüm. Türkiye'ye de oradan gönderdiler zaten. Daha sonra yeniden Kıbrıs Üniversitesi'nde tezimi verdim. AKP ile ilgiliydi."
Peki Nikos Moudouros 'un siyasetle ilgisi ne zaman başladı... "Hep vardı" diyor ve açıyor sözlerini:

·        - "Lise yıllarından itibaren EDON üyesiydim. Hem de Yeniden Yakınlaşma Bürosu'nda fiili olarak çalıştım, her zaman Kıbrıslı Türklerle ilişkilerde rol aldım. EDON'un öğrenci örgütünde de faaliyet gösterdikten sonra AKEL üyesi oldum. Hep siyasetin içindeydim."
"Göçmen bir ailenin çocuğu olmaman senin açından bir avantaj mı?" diye soruyorum. 1974'e dair bir anısı yok zaten, sonradan doğmuş.

OKULDA BAŞKA EVDE BAŞKA

O yılları, adeta "yaşamış" gibi biliyor bir edada anlatıyor:

·        - "Evet ancak ailemizden hep dinliyorduk savaş yıllarını. 60'lı yıllardaki çatışmaları. Gençlik örgütünde de, ana babamdan da hep dinledim, Kıbrıs tarihini çok konuştuk. "
Peki neydi ilk izlenimleri Nikos'un, özellikle çocuklukta, Kıbrıs'a ve Kıbrıslı Türkler'e dair:

·         - "İlk izlenimlerim şuydu, okulda bir şey öğreniyorduk, eve gittiğimizde ise daha farklı bir öykü duyuyorduk. Biliyorsunuz okullarımızda özellikle geçmişte büyük bir problem vardı. Çok milliyetçi bir eğitim veriliyordu. Geçmişte kilisenin etkisi de büyüktü, şimdi öyle değil, yavaş yavaş değişiyor. Çok üzüldüğüm bir konu var. Kıbrıslı Türk toplumu normal olarak, bunu eleştirmiyorum da ancak kilisenin etkisini olduğundan çok daha büyük sanıyor. Tam öyle değil. Yavaş yavaş laikleşiyoruz. Bunu kabul ediyorum, Kıbrıslı Rumlar daha muhafazakar insanlardır. Biz okula gittiğimizde milliyetçi bir eğitimden geçiyorduk. İyi ki evimizde böylesi bir iklim yoktu."

KIBRISLI TÜRKLERİ ANLAMAK

'Empati' kavramı önemlidir.
Çoğu insan, yanlış yorumlar.
"Karşındakinin yerine geçerek onun gibi düşünmek..."
Evet ama yine "kendin" olarak değil.
Adeta "karşındaki" olarak düşünmek.
Tam da, "öteki"nin yerine geçmek, üstelik "öteki" kavramını da reddederek...
"Kıbrıslı Türklerle ilgili empati yaptın mı? Bu coğrafyada Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl hissederdin?" diye soruyorum, Nikos Moudouros'a.

·        - "Tam olarak bunu yapamıyoruz tabii. Ama yapmaya çalışıyoruz. Çünkü şunu da kabul etmeliyiz. Kıbrıslı Türkler şu anda daha zor koşullarda yaşıyorlar. Kıbrıslı Rumlar'ın böyle bir çabası olmalı. Kıbrıslı Rum toplumu şu sınavdan geçmeli, "Eğer Kıbrıslı Türk olsaydın, nasıl yaşardın..." Ama aynı durum, Kıbrıslı Türkler için de geçerli. Çünkü korkular var. Kıbrıslı Türk toplumu şu anda Kıbrıslı Rum toplumunun tüm korkularını anlayabiliyor mu? Bence anlamıyor.

"Nedir bu korkular?" diye eminim siz de merak ediyorsunuz, bir miktar tahmin etsek, etseniz de...
Söz sırası yine Nikos'un:

·         - "Mesela en büyük korku nedir, Türkiye ordusu. Her zaman böyle bir korku var, şimdi de sürüyor. Özellikle savaşı yaşayan insanların ruhunda bu var. Bu korkuyu anlatamıyorlar. Türk ordusu yeniden gelecek ve savaş çıkacak. Korku bu... "

'RUHLARDAKİ CANAVAR'

"Ama barikatlar açıldıktan sonra kuzeye geçiyorlar ve görüyorlar, elinde silah öldürmek için kendilerini bekleyen biri yok" diyorum, Nikos devam ediyor anlatmaya:

·        - Türkiye, her zaman Rum toplumunun ruhunda, canavar bir ülke gibi orada duruyor. Sözde diyorum bunu, ruhunda insanların. Bu yüzden çok önemlidir ki, Kıbrıslı Rumlar'ın Türkiye'yle de ilişkisi olmalıdır.

Peki Kıbrıslı Türklerle ilgili de korkular var mı?

·        - Bence Kıbrıslı Rumlar'ın bir kısmı, Kıbrıslı Türkler ile Türkiyeli arasında bir ayırım yapmıyor.

Ve karşılıklı devam ediyor konuşma:

·        - Peki ama bu ayırım yapılması doğru mu?

·         - Ayırım değil, farkı anlamak da problem. Tabii Erdoğan geldiğinde, böyle bir farkın olduğunu söylemesi de problem. Yani orada Kıbrıslı Türkler'e yönelik söylemler de çok yakışık değildi. Ancak AKP yeni bir hegemonyası var şimdi Kıbrıs'a yönelik olarak, "Hepimiz iyi Türk iyi Müslüman olmalıyız..." Mesela sizin 4 çocuk yapmanız gerekiyor!..

(Gülüşüyoruz tabii... Sonra kaç çocuğun var, diyor. Bir deyince de, işin zor anlamında bir yüz ifadesine bürünüyor...)

·        - Peki ama Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türkler'e azınlık muamelesi yapmıyor mu?

·         - Sayısal olarak bir azınlık durumu var, ancak siyasi olarak da belirli bir çevrelerde böyle bir psikolojiyi inkar edemeyiz. Ancak çoğunluk değil... Artık önemli bir çoğunluk Kıbrıslı Türkler'in siyasi eşitliğini kabul ediyor. Büyük bir çaba ve mücadeleden sonra bu noktaya gelindi, psikoloji değişti. Hem bir Kıbrıslı Türk hem bir Kıbrıslı Rum bu devletin başı olabilir diye düşünmeye başlandı. Kabul etmeyebilirler. Ancak artık bunu düşünebiliyor Kıbrıslı Rumlar. 10 sene önce, böyle bir durum düşünülemezdi bile. Kıbrıslı Rumlar yavaş yavaş kendi tarihleri ile yüzleşiyorlar. En önemli endişem, bu yüzleşme sürecinin, Kıbrıslı Türk toplumuna ulaşamaması. Belki bizim de öyle bir sorunumuz var, bu yüzleşmeyi Kıbrıslı Türk toplumuna ulaştıramıyoruz.

TÜRKİYE LİMANLARI AÇARSA

Benim çözemediğim bir diğer şey Türkiye’nin limanlarını açma konusu.
Türkiye önceleri daha yüksek sesle bunu reddediyordu, şimdi sanki daha ılımlı.
Ancak Kıbrıs'ın kuzeyinde bir "yok oluruz" söylemi var.
Niye yok oluruz ki?
Yani 'çözüm' daha fazla gündemde olur.
Üstelik, şu anda, zaten Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında bir ticaret başladı, her türlü uluslararası ilişki var. Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında böylesi bir bağ, kanımca çözüme yönelik sürece ivme katar, ilişkileri normalleştirir, barışı kolaylaştırır.
Üstelik, Türkiye'nin limanları açmasından, en fazla da Kıbrıslı Rum sermayesinin "ürkmesi" gerekmiyor mu?
Nikos'a, "Türkiye limanları açarsa" diyorum ve susuyorum:

·        - Hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rum tüccarlar, Türkiye sermayesi ile rekabet değil işbirliği istiyor. Rekabet edemez de zaten. Bence hem Kıbrıslı Türk ve hem de Kıbrıslı Rum sermayedarları bunu çok istiyor. Mesela Ercan'ın durumu ne olabilir diye Kıbrıslı Türk siyaset dünyası düşünebilir ama yakınlaşmaya da karşı değil.

Esas endişesini anlatıyor Nikos:

·        - Türkiye limanları açarsa ama aynı zamanda Kıbrıs sorununun özüne yönelik bir adım atmazsa mahvoluruz hepimiz. 15 yıl kazanabilir Türkiye AB’ye yönelik prosedüründe. Her yıl bir başlık açabilir durumda olacak. Peki ondan sonra biz Kıbrıslılar ne olacağız. O da bir soru. Bu yüzden Türkiye ilk olarak Kıbrıs sorununun çözümüne yönelmeli.

TÜRKİYE'DE EĞİTİM YILLARI

Yine eğitim yıllarına dönüyoruz.
Türkiye'ye....
Hemen söyleyeyim, tüm röportajı, hiçbir çeviriye ihtiyaç duymadan, tamamen Türkçe olarak yapıyoruz.

·        - 1 yıl Türkiye'de eğitim yaptım. Hayatımın en önemli tecrübesi idi orda yaşamak. Türkiye toplumunu öğrenmek bir ayrıcalık. Daha ciddi bir veri görebiliyorsun orda. Kıbrıslı Rumlara öneriyorum, gidip görmelerini, yaşamalarını... Sadece canavar ülke diye tanınmasınlar, bilmesinler... Ve Kıbrıslı Türklerden ne kadar farklı bir hava, farklı bir yaşam, farklı bir kültür olduğunu gördüm, bunun faydalarını da...

 

TALAT-EROĞLU-HRİSTOFYAS

Biraz da soru yanıtlarla devam edelim, araya girmeden.

·        - Kıbrıs sorunu ile ilgili umutlu musun?

·        - Umutsuz olmamamız gerekiyor. Zor bir durum var ortada. Bu zaten bellidir. Siz gazeteciler daha fazla bu sorunla ilgili bilgilere sahipsiniz. Ama şunu da dememiz lazım Eroğlu ile bazı müzakereler daha zor. Fikir dünyası Talat’tan çok farklı idi.

·        - Talat’ın kıymetini iyi bilemedik düşüncesi var mı?

·        - Hristofyas her zaman Talat’la aynı görüşte olmayabilirdik ama tartışabiliyorduk, diyebiliyor şu an… Kavga bile edebiliyordu ama sonuçta nihayet bir sonuç çıkabiliyordu. Ama bugüne kadar Eroğlu ve Hristofyas arasında öyle bir ortam asla olmadı; olmaz gibi de…

·        - Erken seçim olur mu güneyde?

·        -  Şu an için olası değildir. Anayasa olarak böyle bir şey yoktur. Rum toplumu şu an zor bir süreç içerisindedir. Ve Kıbrıslı Türk toplumundan gelen büyük bir yardım var biliyorsunuz. Bunun için de teşekkür etmemiz gerekiyor Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza...

·        - Biz de çok uzun yıllar Güneyden elektrik aldık.

·        - Elektrik konusunda iyi gidiyorsunuz gibi Türk tarafı olarak.

TEPKİ VERENLER MUM YAKSIN

·        - Bu elektrik geldikten sonra size bir rahatlama oldu mu Rum tarafında?

·        - Evet, herkes bunun farkında, bazı çevreler tepki veriyorlar ama. Bu çok insani bir konu. Mumla yaşasın tepki gösteren bazı çevreler.

·        - Hristofyas’ın damadı olmak nasıl bir şey?

·        - Bazen çok zor, çünkü herkes dinliyor seni ama sanki Hristofyas konuşuyor, öyle yorumluyorlar yani. Hristofyas çok değerli bir insan ve onun damadı olmak kötü bir şey değil.

·        - Sen DİSİ’ci olsaydın kız verir miydi sana. Akel’ci olmasaydın yani?

·        - Kristina ile hep yakındık, fikir olarak, mücadele olarak. Ortak mücadele ve fikirler insanları yakınlaştırır. Mesela sen çok muhafazakar bir Kıbrıslı Türk kadınla evlenir miydin? Bu o kadar da kolay değil…

·        - Referandumda oy kullandın mı?

·        - Evet, hayır dedim. Ama Kıbrıslı Türklere değil…

·        - Peki, hayır deyince ne oldu?

·        - Daha iyi bir durumda yaşamıyoruz tabi. Hayır dediğimizde çok da mutlu değildik. Hayal kırıklığı yaşadık. Bu plan bize göre iyi bir plan değildi. Ama sorduğumuz soruya hayır dediniz de ne oldu. Daha iyi bir plan istiyoruz diye söylediğimizde yanlış anlamayın. Sadece bizim lehimize demek değil, belki daha işlevsel bir çözüm kastediyoruz. Hristofyas, daha iyi bir plan, Annan Planı'ndan daha iyi derken bunu kastediyor.

 


Tez konusu: AKP!..

·        C.M: Tez konunu nasıl seçtin, nereden AKP'yi mercek altına almak aklına geldi?

·        Nikos: Türkiye’de İslam Siyaset ve İktisat üst başlığıdır tezimin ve Kemalist Burjuvaziden İslami Sermayeye kadar süreç inceleniyor.

·        C.M: Sundun mu tezini, geçti mi

·        Nikos: Evet geçti.

·        C.M: Tebrikler.

 

·         C.M: Nereden nereye?

·         Nikos: Spesifik olarak Kemalist burjuvaziden İslami sermayeye. Türkiye'de ileri bir demokrasiye doğru giden bir süreç yaşıyor. Ben de gördüm ve öyle bir şey var mı diye soru işaretleri yaşadım. AKP konjektürel olarak evet çok büyük ve ilerici diyebileceğimiz adımlar attı ama bunun altını çiziyorum konjektürel olarak yaptı bunu... Çünkü zaten bu parti siyasal islamın bir parçası idi. Bu kadar demokrat ve ilerici olabilir mi. Yani konjektür o zaman 2002, 2004 yıllarında hem global olarak hem de Türkiye’deki durum, Avrupa Birliği süreci, böylesi bir ilerlemeyi emrediyordu. Avrupa Birliği ve  Kıbrıs sorununda daha yeni bir siyaset geliştirilmesi şarttı. Ama sanıyorum AKP’nin Türkiye iktidarında yerleşmesi ile ortaya şimdi farklı bir yüz çıkıyor. Umarım gerçek  yüzü bu değildir. Daha sert bir politikaya giriyor, sadece Kıbrıs sorununda değil Kürt ve AB konularında da böyle görünüyor. Bence AKP'nin artık geçmişte olduğu kadar Avrupa Birliği'ne ihtiyacı yoktur. Daha bağımsız bir dış politika uygulanabilir şu an Türkiye’de hükümet tarafından. Öyle de bir küresel prosedürü var. Sanayi, sermaye artık yavaş yavaş batıdan Anadolu’ya doğru ilerliyor.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1615 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler