1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs’ın 'Milli Sporu' Rüşvet
Kıbrıs’ın Milli Sporu Rüşvet

Kıbrıs’ın 'Milli Sporu' Rüşvet

Kıbrıs Rum toplumunda en fazla kullanılan Türkçe sözcük herhalde “rüşvet” sözcüğüdür. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı fethiyle başlayan Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşamı ve bu birlikteliğin yüzyıllara yayılması, günümü

A+A-

Kıbrıs Rum toplumunda en fazla kullanılan Türkçe sözcük herhalde “rüşvet” sözcüğüdür. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı fethiyle başlayan Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşamı ve bu birlikteliğin yüzyıllara yayılması, günümüzde Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olarak tanımlanan iki toplumun arasında kuşkusuz derin kültürel etkileşimlere yol açtı. Başka türlü olması da zaten belenemezdi. Aynı küçük ülkeyi paylaşan ve asırlarca iç içe yaşayan toplumların birbirlerini her düzeyde etkilemeleri ve ortak alışkanlıklar edinmeleri son derece doğaldır. Kıbrıs Rumcasında “Rüşveti” olarak tanımlanan “toplumsal alışkanlık” iki toplumun ortak mirasları arasında yer alıyor. Eskiden beri toplumsal yaşamın her düzeyinde rastladığımız rüşvet olgusu günümüzde siyasi yapıya monte edildi. Yurttaşlarla Patronaj ilişkileri kuran siyasi partiler varlıklarını biraz da rüşvete borçludurlar. Fakat Rüşvet yapmanın raconu vardır. Burada geçerli olan temel kural, göz göre göre rüşvet yapmamak, minareyi kılıfına uydurmaktır.

Adanın siyaset erbabı bu konuda son derece ehil olsa da zaman zaman “marangoz hataları” olmuyor değil. Nitekim geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanlığı sarayından yanlışlıkla dolaşıma giren ve basın bürolarına düşen elektronik bir mesaj bu “hatalardan” biriydi. Yapılan bu “hata” Kıbrıs Rum toplumunun çok yakından tanıdığı “rüşvet” olgusunu bütün boyutlarıyla gözler önüne serdi. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturduğu için yarı-resmi kuruluşların yöneticilerini atama hakkına sahip olan Dimtris Hıristofyas’ın kimin nereye atanacağını belirlemek üzere hazırladığı ve içinde “ilginç” notların yer aldığı liste yanlışlıkla gazetecilerin eline geçti. Belli ki metni hazırlayan “teknik” kadrolar biraz da teknoloji özürlü olduklarından yanlış tuşa basarak listeyi kamusal dolaşıma soktular. Listede yeni atanacak veya görevden alınacak isimlerin yanına şöyle notlar düşülmüştü: “Parti Taban Örgütündendir”, “DİSİ’lidir”, “Ortanın Solundadır”, “İşbirliği Yapmaya Yatkındır” vs. Tabii kıyamet koptu. Muhalefet partileri Hıristofyas ve AKEL’i “rüşvet” ve “partizanlık” yapmakla suçlarken, AKEL de “dinime küfreden bari Müslüman olsa” türünden argümanlarla karşı saldırıya geçti. “Kirli çamaşırlar” ortalığa döküldü. Ortaya siyasi partilerinin birbirlerini aynı şeyi yapmakla suçladıkları absürd bir durum çıktı. Televizyonlarda kurulan panellerde yapılan hararetli tartışmalarda rüşvete kimin daha fazla bulaştığı tartışıldı. Bir programda muhalif milletvekili AKEL milletvekiline “kardeşim, herkes rüşvet yapar ama gizli saklı yapar, siz saklamayı da beceremiyorsunuz” diyordu…

Tartışmaları izlerken geçenlerde yaşadığım bir olay aklıma geldi. Geçtiğimiz Pazar günü gazete almak üzere her Pazar uğradığım Periptero’ya gittim. Gazetelerin manşetlerinde DİKO başkanı Karoyan ile Anastasiadis’in cumhurbaşkanlığı seçimlerinde işbirliği yapmak için görüşmelere, yani pazarlık yapmaya başladıkları haberlerin yer alıyordu. Manşetlere göz attıktan sonra her zamanki gibi Periptocum’la hasbıhale daldık. “Bu ne! bu adam hem AKEL, hem EDEK ve Kilise, hem de DİSİ ile mi pazarlık yapıyor” diyerek hayıflanmaya başladık. “Kardeşim, memlekette yurttaş yoksa, herkes “müşteri” olursa, elbette kimse siyasetçilere hesap soramaz” diyerek serzenişe devam ediyorduk ki, Peripterocu’nun DİKO’lu olduğunu bildiği biri içeri girdi. “İşte bu DİKO’ludur, buna soralım” dedi. “Sayın Yurttaş, DİKO başkanının bu hallerinden rahatsızlık duymuyor musunuz”?, “Duyuyorum” diyerek cevap verdi. “Peki, bir partili olarak, bir yurttaş olarak sesinizi çıkarmayacak mısınız? Yanıt: “Elbette, hayır! Neden sesimi çıkarayım ki! Ben yarın öbür gün adamın kapısına dayanıp çoluk çocuğuma iş isteyeceğim!” Sonra bana dönerek, “Daskale, bu ülkede işler böyle döner. Sizi bazen televizyonda izliyorum. Doğru söylüyorsunuz ama doğru söylemek başka, yaşamak başka!”

Adam bize bir güzel ders verip çekip gitti. Arkasından söyleyecek söz bulamadım. Aklıma T.W.Adorno’nun o muhteşem cümlesi geldi: “Yanlış bir hayat doğru yaşanamaz”. İyi ki bir şey söylememişim. “Yurttaş ile “müşteri” arasında ayırım yapmaya kalkarak zaten yeteri kadar komik duruma düşmüştüm, daha fazla komikleşmenin bir manası yoktu!

Evime döndüm. Pazar keyfi yapmak için gazeteleri açtığımda bütün gazetelerin rüşvet haberleri ve karşılıklı rüşvet suçlamalarıyla dolu olduğunu gördüm…

 

        

 

 

 

Bu haber toplam 1297 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler