1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs'ın Kuzeyinde Akıl ve Ahlak Cephesi
Kıbrısın Kuzeyinde Akıl ve Ahlak Cephesi

Kıbrıs'ın Kuzeyinde Akıl ve Ahlak Cephesi

Fransız Sosyalist Partisi’nin Sarkozy’ye karşı yürüttüğü seçim kampanyasının ana sloganlarından biri “normal”miş. Son günlerde Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşananları gördükçe, Fransız sosyalistlerinin seçtikleri sloganın ne kadar ça

A+A-

 

 

 

 

 

Fransız Sosyalist Partisi’nin Sarkozy’ye karşı yürüttüğü seçim kampanyasının ana sloganlarından biri “normal”miş. Son günlerde Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşananları gördükçe, Fransız sosyalistlerinin seçtikleri sloganın ne kadar çarpıcı olduğunu daha iyi anlıyorum.

“Normal” bir ülke üzerinden düşündüğünüzde, seçmene ülkeyi normalleştirmeyi vaat etmenin seçim kazandırması pek mümkün değildir herhâlde. Ama Sarkozy gibi anormal biri varsa ülkenin başında, böyle bir slogan çok cazip bir hâle gelebiliyormuş demek ki! Nitekim sosyalistlerin adayı Hollande’ın, seçilirken, yalnızca soldan değil, sağdan da ciddi bir destek gördüğü biliniyor.

Sanırım, bir belediyede çalışanlardan istenebilecek en anormal şeylerden biri, maaşlarını almadan çalışmaya devam etmeleridir. Bu o kadar anormaldir ki modern dünyada sağcıların, hatta faşistlerin bile aklından geçmez böyle bir talepte bulunmak. Ama bizim ülkemizde bugün, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararın üzerini kazıdığınız zaman altından böyle bir anlam çıkıyor. Belediye çalışanlarına sözler veriliyor, onlarla en üst düzeyde protokoller imzalanıyor, sonra bu sözler tutulmayıp Devlet kendi imzaladığı protokollere uymayınca, çalışanlara, “maaş almayacaksınız ama çalışmaya devam edeceksiniz” deniyor. Dahası, bu anormal durum sanki son derece normalmiş gibi, kimse yaşananların sorumluluğunu üstlenip de istifa etmeye falan kalkışmıyor. Başka iddiaların doğruluk payını ben bilemem ama en azından belediye başkanının, ihtiyaçtan, hatta bütçenin kaldırabileceğinden çok daha fazla sayıda işçi istihdam ettiği ve bugün yaşanan sorunlarda bu hesap bilmezliğin de ciddi bir payı olduğu biliniyor. Normal bir ülkede belediye başkanının derhal istifa etmesi gerekiyor ama bizde birileri hâlâ, sendikanın yaşananlardaki sorumluluk payını araştırıyor ısrarla. “Neden bu kadar çok maaş alıyorlar”, “neden daha fazla işçi istihdam edilmesine karşı çıkmadılar” gibi abuk subuk sorular normalleştirilerek gündeme getiriliyor. Bu ülkede sendikalardan, artık yalnızca kendi çalışanlarının haklarını korumak ve kamu yararını düşünmek değil, kurum ve kuruluşları yönetenlerin hatalarını önceden araştırıp tespit etmek ve gerektiğinde kendi haklarından kesintiye gidilmesini kendiliğinden talep ederek, yöneticilerin basiretsizliklerinin kurum ve kuruluşlara zarar vermesini önlemek, kısacası kurum ve kuruluşları bizzat yönetmek de bekleniyor. Üstüne üstlük kooperatifte, elektrikte ve belediyede sendikalar, kurum ve kuruluşların yönetimindeki hataları çok uzun bir süreden beri anlatmaya çalışmalarına ve ellerini taşın altına koymaya hazır olduklarını defalarca duyurmalarına karşın bekleniyor tüm bunlar.

Bu arada ülkedeki tek anormalliğin Lefkoşa Türk Belediyesi’nde yaşananlar olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Kıbrıs sorunuyla, ülke ekonomisinin durumuyla, TC-KKTC, Cumhurbaşkanı-Hükümet ve Hükümet-yerel yönetimler ilişkileriyle ilgili tuhaf açıklamalar, Sayıştay’ın, Polis’in ve Başsavcılığın yolsuzluk iddiaları karşısındaki suskunlukları, zaten yeterince anormal olan aşa tuz biber ekmeye devam ediyor.

Bu arada, bana göre en anormal yaklaşımlardan birini de, başarısız yöneticilere istifa çağrısında bulunanlara, “sanki onların yerine başkaları gelse daha mı iyi olacak” diyenler sergiliyor. Basiretsiz bir yöneticinin gitmesini talep etmenin, yerine birinin gelmesini önermekten bağımsız olarak demokrasinin gereği olduğunu anlayamayacak kadar tuhaf insanlar orada burada kol geziyor.

Olan biten karşısında aklıma, sevgili Niyazi Kızıyürek’in, 6.5.2012 tarihli Yenidüzen’de yayınlanan “Yunanistan’ın Makedonyası Türkiye’nin Kıbrıs’ı” başlıklı yazısında anlattıkları geliyor. Balkanlarda bağımsızlığına yeni kavuşan bir ülkenin adını “Makedonya” koymasının Yunanistan’da yarattığı akıl dışı tepkilere karşı koymak amacıyla, entelektüeller tarafından, “Mantık Cephesi” adı altında bir cephe oluşturulduğunu anlatıyor sevgili Niyazi. Galiba bugün tam da böyle bir şeye ihtiyaç var Kıbrıs’ın kuzeyinde. Ama sanırım “Mantık Cephesi” kavramı yeterli olmayacaktır ihtiyacımızı karşılamaya. Akılların tutulduğunun son derece açık olduğu bu şartlar altında daha genel bir kavram olarak “Akıl Cephesi”ni tercih edebiliriz belki. Hatta bir adım öteye geçmekte ve ahlaksızlığın diz boyu olduğu bu ülke için ahlakı da aklın yanına ekleyerek “Akıl ve Ahlak Cephesi”nden söz etmekte yarar var. Hem belki böyle bir ek aracılığıyla, bunca yıldır her türlü ahlaksızlığı sergilemekte beis görmeyenlerin bu cepheye sızıp, “değişim”i hiç yabancısı olmadığımız ahlaksız bir akıl aracılığıyla gerçekleştirmeye yönelmeleri de engellenmiş olur.    

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 838 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler