1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS’IN KAYIP TARİHİ
KIBRIS’IN KAYIP TARİHİ

KIBRIS’IN KAYIP TARİHİ

Rauf Ersenal, bir zamanlar Kıbrıs’tan kaçırılan tarihi eserlerin kopyalarını yapıyor, bunlarla bir sergi açmayı düşünüyor

A+A-

 

 

Rauf Ersenal, bir zamanlar Kıbrıs’tan kaçırılan tarihi eserlerin kopyalarını yapıyor, bunlarla bir sergi açmayı düşünüyor

 

 

 

Stella Aciman

 

Benim Kıbrıs’a adım attığım günden beri gezmekten hiç vazgeçemediğim ve her gezdiğimde sanki ilk defa geziyormuşçasına keyif aldığım bir mekândır Büyük Han… Tarihi dokusunun yanı sıra, birbirinden güzel dükkânlarında dolaşmak, sahipleriyle sohbet etmek, Lefkara işlerinin içinde kaybolmak ve yorulduğumda bir kenarda oturup çayımı yudumlayarak, dolaşan insanları izlemek ayrı bir keyiftir benim için. Yine bir Büyük Han gezimde tanıştım Rauf Ersenal’la. Birbirinden değişik seramik objelerin arasında gözlerim dolanırken, kulaklarımda O’nun elleriyle yaptığı her bir obje için anlattıkları çınlıyordu. Ben Rauf Ersenal’in Kıbrıs’a dair anlattıklarından çok etkilendim ve sizleri de onunla tanıştırmak istedim…

 

BALIK TUTARKEN MERAK BAŞLADI

 

Tarihe, arkeolojiye, mitolojiye bu merak nereden geliyor?

Tarihçi değilim, tam tersi ben spor akademisini bitirmiş biriyim. Spor akademisini bitirdikten sonra yarım bıraktığım arkeoloji merakıma döndüm. İlk tayinim 1984 yılında Alagadi’nin tam üzerindeki Beşparmak köyündeki ilkokula çıkmıştı. Geçmişten gelen birikimimin üzerine beni çok etkileyen oradaki kısa süreli öğretmenliğim oldu. Çünkü etraf son derece bakir ve tarih kokuyordu. Hafta sonları aşağıya Alagadi’ye iniyorduk. Çocuklarla balık tutuyorduk. O arada ben sürekli gözlem yapıyordum. Deniz kıyısında çok ilginç kızaklar gördüm. Sahilde, denizin içinde oyulmuş taş kızaklardı. Bu kızaklar Fenikelilerin gemi tersaneleriydi. 3-4 tane kızak vardı. Bu kızaklar hep gözden kaçtı, hala da öyle. Çok söyledim ama oralı olunmadı. Sonuçta benim alanım arkeoloji ve seramik. Ada’nın her tarafından gelen seramik parçaları doluydu etraf ve bu da oranın bir ticaret merkezi konumunda olduğunu gösteriyordu. Bunları görmek içimdeki tarih tutkusunu iyice arttırdı. Tabii yıllar sonra insan şunu da anlıyor. Bu topraklarda doğmakla, ağır bir bedel de omuzlarınıza yükleniyor.

 

Nedir bu ağır sorumluluk ve bedel?

Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’nın tarihimiz içerisinde, buradan geçerken bıraktığı o zengin kültür. İşte bu sorumluluğu taşıyamayan insanlarda, yüzyıllar boyu bize ait olan bu kültürün yurtdışına kaçırılmasına yardımcı oldular. Her giden parça, aslında bir ağacın kökünün sökülüp götürülmesidir. Çünkü bizi biz yapan bu kültürlerdir. Manevi boyutu da o parçaların üzerinde yazılandır. Onların sevinçleri, sosyal yaşamları, zaferleri… Her şeyleri yazılı o objelerin üstünde. Aslında sanki binlerce yıl sonrasına mesaj gönderiyor bu insanlar. Ve bunlar buradan gidiyor.  

Çok ters bakardım bu duruma bir zamanlar, ‘niye yaptılar?’ diye düşünürdüm ama bu günkü koşullara baktığım zaman aslında iyi de yapmışlar diyorum.

 

Yani oralarda daha mı iyi korunuyor diyorsunuz?

Maalesef evet… Buralardaki hızlı yapılanma sürecinde kayda geçirilmeden yok olup gideceklerdi. En azından bunları götüren insanlar kayıt altına aldılar ve iyi koruyorlar. Ve bu ülkeyi dünyaya tanıtıyorlar. O yüzden çok da kızmamak lazım. Kayıt altına aldılar ve korudular.

 

GONNO’DAN SERAMİK İŞİNE

 

Seramik yapımına ne zaman başladınız?

Benim kili ellemem ilkokul yıllarıma dayanır ama bu objeleri yapmaya on yıl önce başladım. Mısırlızade sineması yapılırken temelleri kazıldığında gonno dediğimiz kil katmanları çıkmıştı. Öğretmenimiz bize oradan kil almamızı ve yoğurmamızı istemişti ve ‘yapacağınız objeleri bana getireceksiniz ve göreceğim’ demişti. Demek ki temeller o zaman atılmıştı.

 

Seramik eğitimi aldınız mı?

Hayır, eğitim almadım. Aslında en çok sevdiğim şey keşfederek yapmaktı, modelin eğitimi tabii ki çok önemli; kullandığınız malzeme, fırınlama teknikleri, sırlama teknikleri… Desem ki size bunlar hiç ilgimi çekmedi, çekmedi. Ben, bağımsız olarak, deneme yanılma, tekniklere bağımlı kalmadan, kaynak kullanmadan bu işe başladım. Çünkü 2000-3000-5000 yıl önce yapılanları, insanların bunları nasıl yapabildiğini çözmek başka bir heyecan ve güzellik. Çok şeylerini de çözdüm. Ortaya çıkan eserler de bu deneysel çalışmaların sonucunda çıktı. 

 

Tam anlamıyla siz ne yapıyorsunuz?

Yaptığım çalışmalara; Kıbrıs’tan kaçırılan eserlerin bire bir kopyaları denilebilir. Ticari amaçlı değil, belki bir gün, büyük bir projedir ama bunları sergilemeyi düşünüyorum.

 

Yaptığınız eserleri satmıyor musunuz?

Hayır, hiçbirini satmıyorum… Bunlar tamamen sergiye yönelik eserlerimdir, sadece masraflarımı çıkarmak için yaptığım küçük objeler var; seri üretimi yapılabilen, onları satıyorum. Onları da titizlikle yapıyorum. Bu eserlere sahip olmak isteyenler de var; sahip olacakları o küçük objeleri de ülkenizin tanıtımı için onlara sunmak zorundasınız. Ama benim ağırlıklı olarak üzerinde durduğum, çok hayal ettiğim, o kaybettiğimiz eserlerin sergisini açmak, hedefim bu. 

 

Bu işi yapan başka kişiler var mı?

Bu hiç yapılmamış bir şey. Baktığınızda ne bizim ülkemizde ne de başka bir ülkede yapılmış bir şey değil, çünkü çok zor. Rum tarafındakilerin replika diye gösterdiği şeye bakarsanız, onun olmadığını görüyorsunuz, üzülüyorsunuz.

 

KOPYALARIN ASILLARI HER YERDE…

 

Asıllarını nerden buluyorsunuz?

Üzerinde çalıştığım objeler, ağırlıklı olarak New York Metropolitan Müzesindeki 1865-1872 yılları arasında Osmanlı’nın hâkim olduğu ama bir yıl sonra Ada’yı İngilizlere devredeceği döneme ait eserler. Yani bir dönüm noktası…  O dönemde buraya Amerikan konsolosu olarak atanan, Amerikan iç savaş kahramanı General Luigi Almadi Cesnola Larnaka’ya gelir. Ada’ya ayak bastığı zaman zengin doku onu çok etkilemiş. O zaman da insanlar burada oldukça fakir ve açlar. Bunları da görüyor tabii. Bütün Ada’yı dolaşıyor, kazılar yapıyor ve çok önemli eserler çıkarıyor. Bu eserler 35 bin adet 70 ton ağırlığında; o zamanın yelkenli ve buharlı gemileriyle Amerika’ya götürülüyor.

 

Kıbrıs’tan giden eserler en fazla ABD’de mi?

Ben araştırdım… General, Amerika’ya döndüğünde Metropolitan Müzesi’nin ilk genel müdürü oluyor; ilk açtığı bölüm de Kıbrıs’tan götürdüğü eserler. 1872’de dönüyor general ülkesine ve bir kaç yıl içinde müzeyi açıyor… O dönemde bir kadı vardı burada; eserlerin çıkmaması için çok uğraşmış ama engel olamamış. Hatta kadı görevinden alınmış. Bu eserlerin bir kısmı da şu anda İstanbul’da. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin de ilk açılışı bu eserlerle yapılmış.

 

Siz onların kopyalarını mı yapıyorsunuz?

Evet, bir gün ülkemizde bu duyarlılık artarsa; tabii bunun ekonomik, mekân ve sergilenme boyutları var. Bu imkânlar sağlandığı zaman sanırım bir ilk de ülkemizde gerçekleştirilmiş olacak. Bu bir örnek de olacak. İnsanlarımızın bu eserlerin akıbeti konusunda bilgisi yok. En önemlisi bu eserlerin ne kadar önemli olduğunu, en azından bundan sonra ülkemizdeki tarihi eserlere değer verilmesini getirecek ve  toplumsal bilinci artırabileceğiz.

 

Kıbrıs’a ait eserler başka hangi müzelerde var?

British Museum’ da var mesela… Kıbrıs’tan kaçırılan binlerce eser var başka ülkelerde. Üç kıtanın medeniyetleri buradaydı ve onlar pek çok eser bıraktılar. Kıbrıs’ta arkaik dönem dediğimiz; kendine ait dili, kendine ait alfabesi olan bir Kıbrıs ırkı vardı. Onların çok yoğun eserleri ve Akdeniz bölgesine özgü olduğu kopya olmadığı, bakıldığı zaman da anlaşılan eserler var. Örneğin Kıbrıs kuşları vardır; onlar o kadar güzel stilize edilmiş ki,  bir benzeri bile yok ve sadece Akdeniz havzasında var. Balıkçıl kuş da vardır çok stilize edilen.

 

“BİR ÖBJE BİR YILLIK BOŞ OTURMA SAĞLAR”

 

Eski eser kaçakçılığı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Burada çeşitli faktörler söz konusudur. Dışarıdan bunları teşvik eden insanlar var, ülkemizde de böyle şeylere tevessül eden insanlar var, birbirini tamamlayan verilerdir bunlar. Dışarıdan talep edenler vardır, paralıdırlar; içerde de parasız, ekonomik sorun yaşayan insanlar vardır ve bunu bir gelir kapısı olarak görürler. Üçüncü boyutu da vardır; fazla denetim yapılmaması… Bunlar bir araya geldiği zaman bazı insanların iştahını kabartıyor, bulduğu bir obje belki de kendisine bir yıl çalışmadan para sağlayacaktır. Ama ülkenin kayıplarını hiç düşünmez bunu yaparken. Bu kayıp çok büyüktür. Bu nedenle bunların önlenebilmesi için halkın bilinçlendirilmesi gerekir. Cezaların da daha caydırıcı olması gerekir. 1974 öncesi kaçakçılığına baktığım zaman o yıllardaki kadar yok, çok güzel yasalar geçirildi, dolayısıyla kaçakçılık azaldı.  

 

Sizce Ada’dan en çok hangi dönemde eski eser kaçırıldı?

Osmanlı’dan İngiliz’e geçiş dönemi en fazla kaçakçılığın olduğu dönemdi. Savaş yıllarında da kaçakçılık oldu. General bunları kayıt altına aldı aslında biz bugün kayıtları görebiliyoruz, yani kaçakçılık denilemez tam ona. Sonraki dönemde ise hiç kayıt altına alınmadan çıkarılan eserler var. Özellikle İngiliz döneminde yasalar da çok yumuşaktı, ağır cezaları yoktu, hatta ticareti bile serbestti. Bundan cesaret alarak, örneğin köylerde sürekli kazı yapıyordu köylüler, eserleri götürdükleri tescilli izinli satıcılar vardı, onlar da barış gücü askerlerine satıyorlardı. Onlar da dokunulmazlıkları olduğu için yurt dışına götürebiliyorlardı. Bu çerçevede çok eser yurt dışına çıktı. Bugün baktığımızda bir şekilde bunları bir kütüphane şeklinde internet üzerinden görebiliyorsunuz. 1960’lı yıllarda Kıbrıs’ta görev yapmış İsveçli şahsın şu eseri satılıktır diye görebiliyorsunuz. İllegaldir, sertifikalıdır diye… Bunlar hep yapıldı aslında. 1974’ten sonra yasalarla bunlar durdu. Kötü tarafı ne biliyor musunuz? Anıtsal yapıdaki değerleri yıkıp yerle bir etmemiz; objelerden ziyade mekânları, örneğin mezar alanları… Alagadi sahilindeki gemi kızağının molozlarla doldurulması gibi.

 

Kaybından dolayı sizi en çok üzen eski eser hangisi?

Pek çok eser var; içinden birini seçmek aslında çok zor. Yeni liman yapılırken, Bizans dönemine ait, 1974 öncesinde biz küçükken yüzmeye gittiğimiz, bugün limanın arkasında askeri bölge olan, ilk ciddi hasar gören erken Bizans dönemi şapeli vardı orada. Turistleri çekecek bir yer olduğunu bilemedik, koruyamadık. Yeni liman yapılırken burası oldukça hasar gördü. Askeri bölgede kaldığı için tam olarak yıkılıp yıkılmadığını da bilemiyoruz. Son zamanlarda da Karpaz Bölgesi’nde de eski mezarlık alanları taş ocağı yapıldı.

 

“EN SEVDİĞİM MÜZE ST. BARNABAS”

 

Kıbrıs’ın her yerini dolaşıyor, tarihi eserleri inceliyorsunuz; çok etkilendiğiniz bir anınız var mı?

 

Yıl 1995… Evimizi yeni bitirmiş, taşınmıştık. Akşamüzerleri denize gidiyorduk. Bir gün dolanırken çok küçük, baktığınızda hiçbir anlamı olmayan, yerden almayacağınız bir parça buldum. Üzerinde yan bakan bir yüz, ince kaşlar, iri gözler. Yani tipik bir Fenike görünümü… Sadece bir baş, testi parçası. O parçayı Girne kalesindeki arkadaşlara götürdüm. ‘Bir gün arkeologlar kazı yaparlarsa bu objeler de oraya aittir. Bir kenara atılmasın’ diye düşünerek teslim ettim. 2003 yılında kapılar açıldı. İlk ziyaretim müze oldu. Dolaşırken bir köşeye geldiğimizde iki tane tors, yani insan vücudu gördüm. Çok güzel işlenmişti. Yakından baktım, yanında bir fotoğraf vardı. O fotoğrafa bakınca bizim mahallede İsveç kazı ekibi tarafından yapılan kazılarda ele geçirilen torslar olduğunu anladım. O bulduğum parça da kaleye teslim ettiğim o torsun eksik parçasıymış. Ne kadar önemli, bir basit küçük parça…

 

Kıbrıs’ta en çok hangi müzeyi seviyorsunuz?

St. Barnabas Müzesi bana göre mükemmeldir. Orada benim dikkatimi Arkaik döneme ait iki tane at arabasının üzerindeki çift çekilmiş ince mavi çizgi çok ilgimi çekmişti. Mavi toprakla yapılmış o çizgiler. Dünyada çok ender bulunan bir topraktır. Ortaçağda, Vatikan’dan Kıbrıs’a gelen bir gezgin, dolaşırken bu mavi toprağa rastlıyor ve ‘Kıbrıs’ta mavi renk toprakla karşılaşmam bana sürpriz oldu çünkü dünyanın en değerli, en pahalı topraklarından bir tanesidir.’ diyor. Kıbrıslılar bundan büyük gelir elde ediyorlardı.

 

Peki bugün hala var mı bu mavi toprak?

Maalesef artık yok bu değerli toprak. Bir şekilde ya kaynağı kurutuldu, ya da üzeri örtüldü ve yok oldu. Benim de hedefim, belki bir gün karşılaşmak mavi toprakla…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 448 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler