1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS’IN KARA ALTINI: HARNIP
KIBRIS’IN KARA ALTINI: HARNIP

KIBRIS’IN KARA ALTINI: HARNIP

Tuncer Bağışkan: DENİZ KENARLARINDAKİ ESKİ HARNIP AMBARLARININ TARİHÇESİ

A+A-

 

 

DENİZ KENARLARINDAKİ ESKİ HARNIP AMBARLARININ TARİHÇESİ

                      

Tuncer Bağışkan

Arkeolog

 

Bugünkü yazımızın konusu, Ortaçağdan itibaren Kıbrıs’ın önde gelen ihraç ürünlerinden biri olan harnıp ile deniz kenarlarındaki eski harnıp ambarları olacaktır. Harnıp, botanik literatüründe “Ceratonia Siliqua” adıyla bilinirken, ticari alanda “Locust Beans”, Arap dünyasında “Harnûb” ile “Harrûb”, Kıbrıslı Türkler arasında “Kara Altın”, “Harub(p)”, “Harnup”,  Kıbrıslı Rumlar arasında “Keratia” ile “Terratsya” (Derraçya), Yunanistan’da “Harupya” ve Anadolu’da ise “Keçi Boynuzu” adlarıyla bilinmektedir. Rivayete göre çölde seyahat eden ‘Vaftizci Yahya’nın (St. John/Johannes) harnıpla beslendiğine inanıldığından “Vaftizci Yahya’nın ekmeği” adıyla da bilinmektedir. Ayrıca, harnıp ağaçlarının koruyucusu olduğuna inanılan “Ayios Yeorgios Terrachotis” adına Mağusa kazasına bağlı Avgorou köyünde bir kilise de ortaçağda inşa edilmişti.   

Harnıp, adanın 600 metreden alçak her yerinde, ovalarda, dağ eteklerinde, taşlık veya kurak topraklarda kendi kendine yetişmesi ve herhangi bir bakıma gereksinim duymadan bol ürün vermesi itibarıyla ‘tanrı vergisi’ olduğuna inanılmaktadır. Yakın geçmişimizde harnıbın üreticilere tek masrafı ürünün ağaçlardan toplanıp limanlara taşınması için işçilere ödenen ücret olduğundan harnıp üreticiliği tercih edilirken, devlete de önemli miktarda ihracat geliri sağlamaktaydı. 1906-1907 yılında harnıp ihracatından 157.452 Kıbrıs Lirası gelir elde edildiği resmi kayıtlardan öğrenilmektedir. Bol şeker içermesi itibarıyla bir enerji kaynağı olduğundan, nakliyat, ulaşım ve tarımsal faaliyetlerin hayvan gücüne dayalı olduğu dönemlerde genellikle hayvan yemi olarak kullanılmaktaydı. Osmanlı ile İngiliz Sömürge dönemlerinde Kıbrıs harnıpları uluslararası pazarda şeker yönünden en zengin ve en iyi ürün sayıldığından, diğer ülke harnıplarına oranla daha yüksek ücrete alıcı bulmaktaydı.

 

ORTAÇAĞDA HARNIP İHRACATI

Kıbrıs’taki harnıp ihracatına ilişkin ilk bilgilerimiz, adayı ortaçağda ziyaret eden gezginlerin verdikleri bilgilere dayanmaktadır. Önceleri Kıbrıs’a uğrayan gemiler sadece yolcu taşırlarken, 1480 yılından sonra ülkelerine geri dönerlerken Kıbrıs’tan aldıkları pamuk, tuz ve harnıp ürünlerini de ülkelerine taşımaya başlamışlardır. O sıralarda Kıbrıs ürünleri Venedik ile Cenevizli tüccarlar tarafından yurtdışına pazarlanırdı. Lüzinyan döneminde ticaret gemilerinin belli başlı uğrak yerlerinden biri de Limasol limanıydı. 1480 ile 1483 yıllarında Kıbrıs’ı ziyaret eden Dominik keşisi Felix Faber, Limasol kentine bakan dağların yamaçlarında bol miktarda harnıp ağaçlarının bulunduğunu ve toplanan ürünlerin Venedik’e ihraç edildiğini yazmıştır. 1486 yılında Kıbrıs’a gelen Conrad Gruneberg de, Limasol limanına kümeler halinde yığılan harnıpların toz toprak içinde olduklarını yazarken, İtalyan asıllı Pietro Casola (1494) ise, Limasol limanının doğal olduğunu, kıyıda bir iskele ile tüccarlar için depo binalarının bulunduğunu yazmıştır. Yine 1553 yılında John Locke de, Limasol limanının Venedik gemileriyle dolu olduğunu ve bu gemilere çok miktarda harnıbın yüklendiğini yazmıştır.  

 

OSMANLI DÖNEMİNDE HARNIP İHRACATI

Venedik döneminde Kıbrıs’ta sürdürülen harnıp ihracatı Osmanlı dönemi boyunca da devam etmiştir. 23 Şubat.1573 tarihinde Kıbrıs Valisi ile Bütçe Sorumlusu’na İstanbul’dan gönderilen bir emirde, tahıl ile pamuk ürünlerinin yabancılara kesinlikle satılmayacağı hatırlatılırken, Kıbrıs’ın önemli yerel ürünleri arasında bulunan şarap, tuz, zeytin, zeytinyağı ve harnıbın sadece Fransız gemileriyle Kıbrıs’a gelen ‘kâfirlere’ satılabileceği belirtilmiştir.

M.S XVI. yüzyılda Osmanlı İdaresi’nin pamuk, ipek, şarap, zeytinyağı, tahıl ve harnıp ürünlerine düşük ücret uygulaması, Venedik, İngiliz, Fransız ve Hollandalı tüccarların Kıbrıs ürünlerini tercih etmelerine neden olmuştur. Ancak bu uygulama korsanlık ile kaçakçılığı tetiklemiştir. O sıralarda bazı yerli ve yabancı kaçakçılar, ıssız kıyılardan Kıbrıs’a giriş yapmaya, üreticilerin mallarını yerel fiyatlarla ucuza satın almaya ve bir iki ay sonra da bunları 2, 4 veya 10 misli fazlasıyla Latinlere veya Avrupalı Protestanlara satmaya başlamışlardır. 

1576-1597 yılları arasında seyahat etmiş olan Osmanlı gezginlerinden Aşık Mehmed’in Menâzırü’l-Avâlim adlı seyahatnamesinde, Kıbrıs’ta şeker kamışından elde edilen şekerin yanı sıra en yaygın ürünün ‘keçiboynuzu’ (harnıb) olduğunu, Limasol iskelesine kısım kısım kümeler halinde yığıldıklarını ve deniz yoluyla Avrupa ile Anadolu’nun uzak yerlerinden gelen tüccarların bunları satın alıp gemilere yüklediklerini belirtmiştir. 1725 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden Venedikli gezgin Pietro della Valle, Limasol  sahili boyunca uzanan geniş yolun harnıp yığınlarıyla dolu olduğunu, büyük ticaret hacmine sahip olan kentin bunları Venedik, Mısır, Dimyat, İskenderiye, Suriye ve İstanbul’a pazarladığını ve o sıradaki yıllık harnıp üretiminin 6000 kantar, kantar başı fiyatın ise 9 para olduğunu kaydetmiştir.  

XVII-XVIII. y.y’larda Kıbrıs’ı ziyaret eden gezginlerden Francesco Piacenza (1668), Gregory Barsky (1726) ve Richard Pococke (1738), Kıbrıs’ta olan bu kadar çok harnıplığın dünyanın hiçbir yerinde bulunmadığını belirtirken, Fransa Kralı XIII. Louis’in (M.S 1610 – 1643) diplomatı olan Louis Deshayes de Courmension de, Kıbrıs’ta gerçekleştirilen pamuk, şarap ve harnıp ticaretinin İskele (Larnaka) ile Limasol’a kısmi bir ekonomik güç kazandırdığını yazmıştır. 1879 yılında Kıbrıs’a gelen Sir Samuel Baker ise, Osmanlı dönemindeki harnıp ihracatı hakkında bilgi verirken 1875 yılında 8.690 ton, 1876 yılında 6.080 ton, 1877 yılında 6.520 ton ve 1878 yılında 4.345 ton harnıbın İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’ya ihraç edildiğini kaydetmiştir.

Osmanlı döneminde her kimin tapulu arazisinde olursa olsun, o arazide yabani olarak bulunan herhangi bir harnıp (veya zeytin) ağacını aşılayan, bakımını yapan ve ilk ürününü toplayan kişi, o ağacın yasal sahibi sayılırdı. Eğer ağacın bulunduğu arazinin sahibi o kişiye ağacın aşı ile bakım harcamalarını ödemezse, ağacın sahibi olma önceliğini yitirmiş olurdu. Bu gibi durumlarda ağacın yasal sahibi sayılan kişi ağacın gövdesine kendi ismini kazır, devlet de ona o ağacın koçanını verirdi.

 

İNGİLİZ SÖMÜRGE DÖNEMİNDE İNŞA EDİLEN HARNIP AMBARLARI

Ortaçağ ile Osmanlı dönemlerinde ihraç edilecek harnıpların yığınlar halinde Larnaka ile Limasol’un deniz kenarlarına döküldükleri ve buradaki limanların yanlarında ambarların bulunduğu bazı yabancı seyyahlar tarafından belirtilmiş olmasına karşın, kırsal bölgelerin deniz kenarlarında harnıp ambarlarının bulunup bulunmadığından ne yazık ki hiç söz edilmemiştir.

1878 yılında Kıbrıs’a gelen İngiliz Bankacı R.H.Lang, Osmanlı döneminde toplanan harnıpların sadece Kıbrıs’ı Bab-ı Ali’den bir nevi kira usulüyle devralan Paşa’ya satılabildiğini, paşanın üreticilere düşük fiyat ödediğinden harnıpların bakımının yapılmaması sonucu ürün miktarının azaldığını, ancak çarşının son yıllarda serbest bırakılmasıyla harnıp ağaçlarının yeniden yaygınlaştığını yazmıştır. Bu durum karşısında harnıptaki devlet tekelciliğinin kaldırılıp ihracatın özel tüccarlara devredildiği, onların da kendi harnıp ambarlarını yapmaya başladıkları tahmin edilmektedir.  

İngiliz Sömürge döneminden başlayarak adanın değişik kıyılarında bulunan harnıp ambarları ile karşılarındaki limanlardan söz edilirken, bazılarının üzerlerinde bulunan tarihler de İngiliz Sömürge döneminde yapıldıklarına işaret etmektedir. Nitekim üzerlerindeki tarihlere dayanılarak Kormacit (Koruçam) Kornos mevkiindeki harnıp ambarının 1905 yılında, Komi (Büyükkonuk) Galounia adası karşısındaki Lumionas mevkiinde bulunan harnıp ambarının 1909 yılında ve Yalusa (Yenierenköy) Limionas mevkiindeki harnıp ambarlarının da 1930 yılında inşa edildikleri anlaşılmaktadır. Ancak yine de Evdim sahilinin doğusundaki Evkaf’a ait olma olasılığı bulunan harnıp ambarının mimari yapısının İngiliz Sömürge döneminde yapılanlardan daha farklı olması nedeniyle, bunun Osmanlı döneminde yapılmış olması da olası görülmektedir.

İngiliz Yüksek Komiseri’nin 27.5.1898 tarihli emirnamesi, ihraç edilecek ürünler ile ihracat vergilerinin deniz kenarındaki hangi ambarlara teslim edileceğini içerdiğinden, o sırada faaliyet gösteren deniz kenarındaki ambarları belirlememiz mümkün olabilmiştir. Bu ambarlar arasında yer alan Kato Pyrgos, Karavostasi (Gemikonağı), Kormacit (Koruçam), Vasilya Vavylas (Karşıyaka Güzelyalı), Girne Limanı, Arapköy Vikla, Aykuruş (Esentepe), Larnaka İskelesi,  Limasol Limanı, Baf Limanı, Peyia, Mağusa Surlariçi ve Chrysokhou (Hirsofu) nahiyesine bağlı Latzi ambarlarını bir kenara bırakacak olursak, 1898-1899 yılları itibarıyla Mağusa ile Karpaz bölgelerinde bulunan Akatou (Tatlısu), Dipkarpaz’daki ‘Chelones’ ve Gastria (Kalecik) ambarlarına hangi köylerin ürünlerini teslim edeceği bilgileri önemli bir ayrıntı olarak görülmektedir. Magusa kazasına bağlı Artemi (Arıdamı), Platani (Çınarlı), Malounda (Mallıdağ), Ayios Nicolaos (Yamaçköy), Trypimeni (Tirmen), Ayios Khariton (Ergenekon), Akanthou (Tatlısu), Flamoudhi (Mersinlik), Mandres (Ağıllar), Davlos (Kaplıca) ve ayrıca Girne kazasına bağlı Kalorka (Bahçeli) köyü ile Melandryna Manastırı ürünlerini Akatou’nun deniz kenarında bulunan Neraies (Kalami) ambarlarına; Karpaz nahiyesine bağlı Gallinoporni (Kaleburnu), Neta (Taşılca), Ayios Simeon (Avtepe), Korovia (Kuruova), Rizo-Carpasos (Dipkarpaz), Melanarga (Adaçay), Elisis ve Yialousa (Yenierenköy) köyleri ürünlerini deniz kenarındaki Dipkarpaz’a bağlı ‘Chelones’ ambarlarına ve Karpaz nahiyesinin geriye kalan diğer köyleri ise ürünlerini Gastria (Kalecik) deniz kenarındaki ambara teslim etmeleri öngörülmüştür.  Böylece sözü edilen bu yıllarda Kıbrıs’tan İngiltere, Aden, Türkiye, Mısır, Avusturya, Fransa, İtalya, Romanya, Rusya, Bulgaristan ve İspanya’ya 24.298 ton harnıp ihraç edilmiş, karşılığında ise £71.578 ihracat geliri sağlanmıştır.

Kıbrıs’ı çevreleyen denizlerin derinliğini gösteren 1936 tarihli British Admiralty haritasında, büyük ticaret gemilerinin uğrak yeri olan ve deniz kenarında harnıp ambarları bulunan  Vasilya Vavilas (Karşıyaka Güzelyalı) , Akanthou (Tatlısu), Phlamoudhi (Mersinlik), Davlos (Kaplıca), Galounia Lumionas, Yialousa (Yenierenköy), Mağusa Boğazı, Evdhimou (Evdim) ve Pissouri (Pisuri) köylerinin yanlarında “Trading Stn” (Trading Station - Ticaret İstasyonu) kaydı bulunması dikkat çekicidir. Bu ambarların işlevlerini ne zaman yitirdikleri şimdilik kesin olarak bilinmiyor olmasına karşın, genellikle II. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1939 yılından sonra kullanılmadıkları, onların yerlerini ise özel kişiler ile kuruluşların yaptıkları makas çatılı depoların aldığı izlenimi edinilmektedir. Nitekim 2. Dünya Savaş’ının devam ettiği 1941 yılında Kıbrıs’ta toplanan yaklaşık 28.000 kişilik ordunun ekmek ihtiyacının karşılanması amacıyla Kıbrıs’a nakledilmesi düşünülen bol miktardaki un ile buğdayın, önceleri deniz kenarındaki kullanılmayan eski harnıp ambarlarına depolanmaları için bunların restore edilmeleri düşünülmüştür. Özel şahıslar ile kuruluşlara ait olan bu harnıp ambarları ise şunlardır: Akatu köyündeki Sotiros kilisesine ait Akatu’nun Nerades (Neraies) koyunda bulunan iki harnıp ambarı, Anoyiralı Kabour Demetri ile Evkaf’a ait olan Evdim’in deniz kenarındaki harnıp ambarları, Cleanthis Morphakis’e ait olan Girne Limanındaki harnıp ambarı, Kormacit Ay.Yorgi Kilisesi’ne ait olan deniz kenarındaki Kornos mevkiinde olan iki harnıp ambarı, Dipkarpaz köy otoritesine ait olan Dipkarpaz Chelones mevkiinde yan yana üç harnıp ambarı; Limasollu M.K. Schisas, Larnakalı  K. Tsirillis, Maronili Polycarpos Timotheou ve Marili (Tatlısulu) Emir Ahmet’e ait Larnaka kazası deniz kenarındaki Zygi köyünde bulunan 9 adet harnıp ambarı; Homer Mavromatis’e ait olan Limasol Sir H. Palmer Sokaktaki 4 adet harnıp ambarı ve Pyrgoslu Diogenis Economou’ya ait olan Pyrgos mendireği yanındaki bir adet harnıp ambarı . 1941 yılı itibarıyla bu ambarların çoğunun bakım-onarım maliyetlerinin düşük olması, kısa bir süre önce kullanım dışı kaldıklarının düşünülmesine neden olmaktadır.

Deniz kenarlarındaki eski harnıp ambarlarının tamamı, sırtlarını bir yamaca dayamış durumda inşa edilmişlerdir. Eğimli düz damları, ya mekanın içine inşa edilen kemerlerle, ya da ahşap veya taş kolonlarla taşınmaktadır. Hayvanların sırtlarında veya hayvanların çektiği arabalarla ambarlara getirilen harnıplar, yamacın üst başında bulunan binaların arka kapılardan ambarın içine boşaltıldıktan sonra torbalara doldurulup ihracata hazır duruma getirilirlerdi. Kıbrıs’a gelen yabancı bandralı büyük tonajlı yük gemileri, uygun limanları bulunmayan harnıp ambarlarına yanaşamadıklarından,  bunların karşılarındaki derin sularda demirlerlerdi. Harnıpla dolu olan torbalar, ambarların yanına kadar yanaşan mavna veya yelkenli sandallara yüklendikten sonra açıkta demirleyen gemilere taşınırlardı. Bu şekildeki taşımacılık Ortaçağ ile Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi İngiliz Sömürge döneminde de devam etmiştir. Ancak bazı kentlere büyük tonajlı gemilerin kıyılara yanaşmalarına olanak yaratan limanların inşa edilmesiyle eski ihracat şekli ile deniz kenarındaki harup ambarları işlevlerini yitirmişlerdir. İlerleyen yıllarda ise bunların bazıları yıkılarak yerlerine değişik yapılar inşa edilmiştir.

 

GİRNE LİMANINDAN HARNIP İHRAÇ EDİLMESİ

1767 yılında Kıbrıs’a uğrayan Caresten Niebuhr, Girne kazasından toplanan harnıbların tamamının Girne Limanı’ndan İskenderiye’ye gönderildiğini yazmıştır. 1769 yılında özellikle İskenderiye’ye gönderilen harnıp ürünü Türk ve Rum tüccarlar için çok önemli olduğundan,  doğudaki harnıbın batıya taşınması için Avrupa’nın çoğu gemileri tutulmuş durumdaydı. 

1769 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden İtalyan gezgin Giovanni Mariti de, Girne Kalesi’nin yanında sadece iki veya üç küçük gemiye yeterli küçük bir limanının bulunduğunu,  karaya kışın değil de sadece yazın çıkılabildiğini, İstanbul ile Avrupa’dan gelen mektupların iki Fransız gemisiyle bu limana getirildiğini ve adanın bu kıyısıyla her türlü ticaretin yanı sıra harnıp ticareti de yapan diğer gemilerin limanın üç mil açıklarına demirlediklerini yazmıştır.

XX. yüzyılın ilk on yılında bazı ticari faaliyetler Girne limanından yapılıyor olmasına karşın, harnıp ihracatı çok az ve sınırlı idi. Sözü edilen yüzyılın başlarında faaliyet gösteren Girne’nin zenginlerinden Demosthenes Severis’in, harnıp ağaçlarına bakmak için Ağırdağ köylülerine para verdiği ve bölgenin harnıplarını toplayıp Smyrna (İzmir) başta olmak üzere değişik ülkelere ihraç ettiği halen anımsanmaktadır. 1917 ile 1928 yılları itibarıyla Girne limanından sandallara yüklenen torbalar içindeki harnıplar, ay şeklindeki limanın karşısındaki derin sulara demirleyen büyük tonajlı ticaret gemilerine taşınırlardı.

 

KARŞIYAKA (VASILYA) VAVEYLA HARNIP AMBARLARI

2010 yılı itibarıyla 95 yaşında olan Yorgozlu İbrahim Hacı Eyyüb’un Vaveyla harnıp ambarlarıyla ilgili olarak aktardığı aşağıdaki bilgiler, 1935 tarihli Admirady haritasındaki “Trading Stn’ (Trading Station - Ticaret istasyonu) bilgisini detaylandırması bakımından önemli sayılmaktadır: Ben 1930’lu yıllarda Yorgoz’un harnıplarını eşeklerimle Vaveyla’daki harnıp ambarına taşıdığımdan bana eşekçi İbrahim derlerdi. Bir seferinde de Kornos’daki ambara harnıp taşımıştım. O sırada Yorgoz köyünün harnıpları Dimitri, Andoni ve köyün muhtarı olan Bavli (Vanni) tarafından toplanırdı. Toplanan harnıplar ilkin yere döküldükten sonra 100 okkalık çuvallara (harar) doldurulurdu. Her gün iki eşeğimle Vaveyla’ya iki torba harnıp taşırdım. Ambara her 180 okka (yani bir kantar) harnıp teslim ettiğimde bana 1 şilin taşıma parası verirlerdi. Büyük gemiler ambarların açıklarında demirledikten sonra, ambarlardaki  harnıp torbaları sandallarla gemiye taşınırdı.”

 

 

MAĞUSA BOĞAZI – MONARGA HARNIP FABRİKASI

Mağusa Boğaz’ındaki Harnıp fabrikası kurulmadan çok önce Karpaz bölgesinden toplanan harnıplar, eşeklerin sırtında ya da hayvan arabalarıyla, Karpaz bölgesinin deniz kenarında bulunan eski harnıp ambarlarına taşınırlardı.  Ancak II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1946 yılında Mağusa Boğazı’nın güneydoğu kıyı şeridine Rum ile Türk Kooperatifleri ortaklığıyla bir harnıp fabrikasının kurulmasıyla bölgenin ürünlerinin buraya getirilmeye başlandığı bilgileri edinilmektedir. İlerleyen yıllarda ambarlara bazı ek binalar da inşa edilmiştir.

Ağustos ayının son haftalarında ağaçlarda kıvamına gelen (ve bir sonraki yıl için de çiçeklenen) harnıplar Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası Ltd. tarafından üreticilerden teslim alınmakta ve içlerindeki balın kristallenmesi için bu ambarlarda 2-3 ay süreyle bekletilmektedir. Sürenin sonunda kırıcılarda kırılan harnıplar kolanlı kepçeler vasıtasıyla üst katta bulunan titreşimli eleklere çıkartılmaktadır. Burada üç ayrı kademede motorla çalışan birer elek bulunmaktadır. Kırılan harnıplar elekler aracılığıyla “kalın etli kısım”, “orta (ince) kısım”, “harnıp tozu” ve “harnıp çekirdeği” olmak üzere 4 kısma ayrılırlar. Kırılan harnıplar genellikle hayvan sanayinde kullanılırken, tozundan da harnıp pekmezi yapılmaktadır.  Harnıbın en pahalı kısmı ise çekirdeğidir. Çekirdeklerin tamamı ihraç edilmekte olup film, kozmetik ve dondurma sanayilerinde kullanılmaktadır. Hangi ülkede yetişirse yetişsin, harnıp çekirdeklerinin büyüklük ile ağırlıklarının ayni olması nedeniyle ziynet eşyalarının tartılmasında ölçü birimi olarak kullanıldığı kaydedilmektedir.   

Çok cüzzi kazanımların ancak büyük uğraşlar sonucu elde edilebildiğini ortaya koyan harnıpla ilgili bir Kıbrıs deyimini okurlarımızla paylaşarak bugünkü yazımızı da sonlandırmış olalım: Harnıp misali, birazcık bal yeyelim diye koskocaman kazzığı yerik”.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1081 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler