1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs’ın işi kolay değil
Kıbrıs’ın işi kolay değil

Kıbrıs’ın işi kolay değil

Son günlerde “su yüzüne” çıkan bir sorunu konuşmak üzere Ekopolitik’in düzenlediği bir toplantı. Ekopolitik’in hep yapmaya çalıştığı ve yapa yapa da yapmasını öğrendiği, değişik bakış açıları, değişik dünya görüşleri olan kişileri

A+A-

Kıbrıs’ın işi kolay değil

·        “Kıbrıs Türkleri alışık olmadıkları tipte suçlarla karşılaşıyor, bu suçların oranları alışılmadık rakamlara çıkıyor. ‘Kim yapıyor bu işleri’ diye sorunca, cevap, hemen hemen şaşmaz bir biçimde, Türkiye’den gelen birtakım kişiler oluyor”

·        “... Demek ki Türkiye’de suç oranlarını biraz daha düşük tutmak için bu gibi yeteneklere sahip yurttaşlarımızı Kıbrıs’a ihraç etmek yöntemini uyguluyoruz. Ama belli ki Kıbrıslılar bu yöntemin sonuçlarından pek hoşnut değiller. Peki ne olacak? Bu gidişin bir çaresi yok mu?”

·        “... KKTC’nin bir İçişleri Bakanı var, ama polisi o yönetmiyor! Bu konuyu kurcalayınca, Kıbrıs’ta zaten hükümetin filan bir emir vermediğini, bu gibi yetkilerin Kolordu Komutanı ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Büyükelçiliği’nin elinde olduğu söyleniyor...”

·        “... Yerleşmek üzere gelenler cami istiyor. Bir de eğlenmek üzere gelenler var tabii. Onlar da kumarhane, otel vb. istiyor. ‘Kıbrıs ekonomisi’ diye bir şey varsa o da her şeyden önce bu kesime bağlı olduğu için, ada böyle asalak bir ekonomiye mahkum...”


Murat BELGE
TARAF


Son günlerde “su yüzüne” çıkan bir sorunu konuşmak üzere Ekopolitik’in düzenlediği bir toplantı. Ekopolitik’in hep yapmaya çalıştığı ve yapa yapa da yapmasını öğrendiği, değişik bakış açıları, değişik dünya görüşleri olan kişileri bir araya getirip tartışma konusu olan sorunu bir arada ve birbirleriyle “yumruklaşmadan” konuşacakları bir ortamı hazırlamaktı amaç. Bir gece kalıp dönmem gerektiği için toplantı bitmeden ayrıldım; nasıl bittiğini de henüz kimseyle konuşup öğrenemedim. Ama ayrılıncaya kadar ilgiyle izlediğim, birçok şey öğrenip birçok şey de düşündüğüm bir toplantı oldu.
Ben de toplantının sırasını izleyeyim. Yıllar öncesinden adını bildiğimiz, Kıbrıs Türk kesiminde Dışişleri Bakanlığı yapmış Kenan Atakol vardı katılımcıların arasında. Başka bir yerde işi olduğu için ilk sözü o aldı ve konuyu açtı.
Kenan Atakol, Rauf Denktaş’ın yakını, dolayısıyla Kıbrıs’ı Türkiye olmaksızın düşünemeyen biridir. Zaten söze de öyle, “Türkiye bizim canımız, her şeyimiz” diyerek başladı. Öyle başladıktan sonra da, adada “Türkiye” niçin bir şikâyet konusu oluyor, bunu anlattı. Anlattığı aslında oldukça basit, düz bir konu.
Kıbrıs Türkleri alışık olmakları tipte suçlarla karşılaşıyor, bu suçların oranları alışılmadık rakamlara çıkıyor. “Kim yapıyor bu işleri” diye sorunca, cevap, hemen hemen şaşmaz bir biçimde, Türkiye’den gelen birtakım kişiler oluyor.

"BENİM EVİM DE SOYULDU"

Nedir “suç”? Bayağı ciddi. Bir kere hırsızlık, evlere girip soymak, iyiden iyiye yaygınlaşmış. Atakol, “Benim evim de soyuldu” dedi. Az sonra, toplantıyı yönlendiren Vamık Volkan kendi evinde de aynı şeyin olduğunu söyledi.
Ama yalnız “soygun” ya da “hırsızlık” değil sorun. “Irza tecavüz” olayları olmadık biçimde artmış. Ve son olarak, “cinayet” de artmış.
Bunları dinlemek bana zaten sık sık düşündüğüm şeyleri bir daha hatırlattı: bu ülkede insanı ne kadar kötü yetiştirdiğimizi. Eğitebildiğimiz bir türlü, eğitemediğimiz bir başka türlü. Belki bütün dünyada var böyle bir gidiş. En genel nitelemeyle “vicdansızlık” diyeceğim bir sevgisizlik, vahşet. Ama korkarım, bizde bunun örneği çok daha fazla çıkıyor. Çünkü bizim insanlara “eğitim” diye verdiğimiz şeyin içinde de şiddet var... Tıka basa şiddet. Bunu eğitim sistemimize koymuşuz, çünkü insanlara “Düşmana böyle yap” diyoruz. Diyoruz da, kimin, ne zaman, niçin “düşman” olacağına o karar veriyor.

“KIBRIS’A SUÇLU İHRACI”

Neyse, demek ki Türkiye’de suç oranlarını biraz daha düşük tutmak için bu gibi yeteneklere sahip yurttaşlarımızı Kıbrıs’a ihraç etmek yöntemini uyguluyoruz. Ama belli ki Kıbrıslılar bu yöntemin sonuçlarından pek hoşnut değiller. Peki, ne olacak? Bu gidişin bir çaresi yok mu?
Toplantıda söz alanlardan bazıları, nüfus kâğıdıyla gelen (biliyorsunuz, Kıbrıs’a gitmek için pasaport da gerekmiyor) kişilere, bazı Avrupa ülkelerinde bize sorulduğu gibi, “Neden geldin, hangi adreste kalacaksın, kaç paran var” türünden sorular sorulması gereğini söyledi. Bazıları, bu tip bir sorgulamanın Türkiye’den başlayabileceğini, böylesinin daha etkili olacağını ekledi.
Bu da basit, kolay bir çözüm. Ama konuştukça, sorunların bunlardan ibaret olmadığı görüldü.


İÇİŞLERİ BAKANI VAR, POLİSİ YÖNETMİYOR

Türkiye’den Kıbrıs’a pasaport yerine nüfus kâğıdı göstererek gitme imkânı açıldığından beri suç oranları yükselmiş. İlk akla gelen çare, “gelen”in kim olduğunu daha iyi araştırmak, adres sormak, para sormak vb. Bence bunlar iyi çözüm değil; ama akla aykırı değil, uygulayanlar var...
Peki, “Kıbrıslı polis” dediğimiz adam kim? Yüzde 7’si Türkiye’den giden Türklermiş! Olabilir, bu da sorun değil. Kimden emir alıyorlar? Kıbrıslılardan gelen cevaba göre, orada mevzilenmiş Türk kolordusunun komutanından alıyorlarmış!
Yani KKTC’nin bir İçişleri Bakanı var, ama polisi o yönetmiyor! Bu konuyu kurcalayınca, Kıbrıs’ta zaten hükümetin filan bir emir vermediğini, bu gibi yetkilerin Kolordu Komutanı ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Büyükelçiliği’nin elinde olduğu söyleniyor.
Şimdi böyle bir durum, böyle bir “yapılanma”, başlı başına ciddi bir huzursuzluk, hoşnutsuzluk, şikâyet konusu olmaz mı?
Nitekim oluyor.

Konu nicedir “şişeden çıktı”. Bizim oraya yollanıp toplantı yapmamızın nedeni bu. Zaten sokakta yürürken, bir yerde otururken, bu konu bir şekilde açılıyor.
Beni hava alanına götüren şoför (iyi bir adam) Türkiye’denmiş. Yol boyunca bu konuları anlattı. O da Kıbrıslı Türklere kızıyor. “Bizim buraya gelip paraları Kıbrıs dışına çıkardığımızı söylüyorlar, şikâyet ediyorlar. Kendileri ucuza, sigortasız çalıştırmak için Rusya’dan, Kafkasya’dan gelenleri çalıştırıyorlar. Para oralara gidiyor.” Yani, “rivayet muhtelif” laf arasında, 1996-2000 arasında işlerin iyi, ekonominin parlak olduğunu söylüyor. O parlak zamanda kazandıklarıyla kendisinin Türkiye’de bir ev, bir de arsa aldığını ekliyor! Bizim toplantı Kenan Atakol’un konuşmasıyla başlamıştı ve Kenan Atakol Türklerin bazılarının varlık biçiminin haklı şikâyetlere yol açtığını söylemişti. Konuşmalar ilerledikçe, onun verdiği örneklerin aslında sorunu açmaktan çok örtmek eğiliminde olduğunu anladım. Çünkü o suç işleyenlerden söz etmişti. Oysa suç işlemeyenlerle de sorun var. Konuştukça bunlar çıkıyor.
“Ne olursa olsun, Türkiye burada kalmalı” diyenler, “Bizim bu nüfusa ihtiyacımız var” diyerek durumu savunuyorlar. “En yoğun ‘Kıbrıslı Türk’ nüfusu nerede yaşar? Burada, Kıbrıs’ta mı? Londra’da mı” diye sorduğumda Londra’da yaşadığı cevabını aldım. Bu da -anlatılanlar çerçevesinde- şaşılacak bir durum değil.

“GİDİN SANAYİ BÖLGELERİNE BAKIN”

Konuşmalar devam ediyor. Biri söz alıyor, “Gidin sanayi bölgelerine bakın,” diyor; “iş sahipleri, sermaye sahipleri oranı hep Türkiye’den gelenler lehine değişiyor.”
Yani ortada birçok ekonomik olgu var. Belki en önemli değişim bu düzeyde yaşanıyor. 1974’ten bu yana kurulan düzen Türkiye’den adaya gelenler lehine çalışmış.
Ama o eski yıllarda, yetmişlerde aileleri buraya gelip yerleşmiş Türkler durumu böyle görmüyor, böyle değerlendirmiyorlar. Onlar da “dışlandıklarını” anlatıyorlar. Kıbrıslı Türklerin nerede ne kötülük olsa Türkiye’yi suçlama yolunu seçtiklerini söylüyorlar.
Ekonomiden bu gibi konulara geçiyoruz. Kıbrıslılar, başka bir aşağılanma biçiminden şikâyetçi. “Bize tembel diyorlar.” Bu, hemen, Başbakan’ın “besleme” hakaretini gündeme getiriyor (zaten hep gündemde). “Besleme”den, “Siz zaten milliyetçi değilsiniz. Sizin Müslümanlığınız da Müslümanlık değil” suçlamalarına geliyoruz. Belli ki bu iki “suç atfı” Türkiye’deki iki ayrı meşrepten çıkıyor. Biri, adım başında cami yapılmasından söz ediyor. “Din İşleri Başkanı” (“müftü” demekmiş) böyle olmadığını, yapılanların da gene Türkiye’den gelenlerin isteğini karşılamak için yapıldığını söylüyor.
Yerleşmek üzere gelenler cami istiyor. Bir de eğlenmek üzere gelenler var tabii. Onlar da kumarhane, otel vb. istiyor. “Kıbrıs ekonomisi” diye bir şey varsa o da her şeyden önce bu kesime bağlı olduğu için, ada böyle asalak bir ekonomiye mahkum.
Yani sorun çok. Ciddi bir çözüm fikri, programı, çalışması yok.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1134 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler