1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs’ın Dönem Başkanlığı
Kıbrıs’ın Dönem Başkanlığı

Kıbrıs’ın Dönem Başkanlığı

Brüksel... Kıbrıs’ın dönem başkanlığına çok az bir zaman kala, Brüksel’deyiz. AB’nin kalbinin attığı şehirde. Çoğunluğunu Kıbrıslı Rum gazetecilerin oluşturduğu kalabalık sayılacak bir gazeteci grupla Kıbrıs’ın dönem başkanlığı a

A+A-

 

 

Brüksel... Kıbrıs’ın dönem başkanlığına çok az bir zaman kala, Brüksel’deyiz.

AB’nin kalbinin attığı şehirde.

Çoğunluğunu Kıbrıslı Rum gazetecilerin oluşturduğu kalabalık sayılacak bir gazeteci grupla Kıbrıs’ın dönem başkanlığı arifesindeki ortamı anlamaya çalışıyoruz.

Avrupa’yı korkutmaya devam eden ekonomik krizin etkileri sürerken, Kıbrıs’ın dönem başkanlığında da ana konu ekonomi olacak.

Özellikle Yunanistan ağır bir ekonomik kriz altındayken, belli ki, Kıbrıs için bu durum ajandasını ayrıca zorlaştıracak. Zira 17 Haziran’da yapılacak Yunanistan seçimlerini AB çevreleri büyük bir heyecanla bekliyor. Çünkü, ekonomik krizin siyasi bir kaosla birleştiği Yunanista'da halk, bu seçimle aslında Euro bölgesinde kalıp kalmamayı da oylamış olacak, Avrupalılara göre.

O yüzden seçim süreci yakından izleniyor. Ve böyle bir ajandayla Kıbrıs’ın ne yapacağı da...

Ancak özellikle altını çizmekte fayda var....

Kıbrıs’ın dönem başkanlığı özellikle Lizbon anlaşmasıyla sembolik bir sürece dönüşmüş durumda.

18 ay boyunca, Polonya ve Danimarka ile ortak bir Trio çalışması yürütecek Kıbrıs, Temmuzdan itibaren de 6 aylık dönem başkanlığına başlayacak.

Çalışmaları daha çok, önceden belirlenmiş ortak ajandaların yürütülmesine odaklanacak. Tek başına bir yaptırım ya da etkileyicilik oluşturmayacak.

Konuya buradan bakılınca, özellikle Türkiye’nin gösterdiği hassasiyetin eşyanın kendisinden de büyük olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Ve bu hassasiyetlerin pratik bir gerçeklikten öte, siyasi bir tavır olduğu, belki bilinçli olarak bu siyasetin parçası olarak özellikle yükseltildiği düşüncesi daha fazla ağırlık kazanıyor.

Kıbrıs’ın dönem başkanlığı küçük bir ülke için şüphesiz ki, her şeyden öte prestij demek.

Diplomatlar özellikle küçük ülkelerin dönem başkanlığından daha avatajlı çıktıkları görüşünde.

"Turizmleri olumlu yönde etkileniyor, prestijleri ve görünürlükleri yükseliyor."

Türkiye’nin Kıbrıs dönem başkanlığı sürecinde ilişkilerini donduracağı açıklamaları, birçok AB yetkilisinin olduğu gibi diplomatlarının da ihtiyatlı konularından biri.

Kıbrıs üye bir ülke.

Türkiye AB için önemli bir aday.

Dolayısı ile bunu yükselen bir krize çevirmeden, kazasız olarak bu süreci mümkün olduğunca «şişi de kebabı da yakmadan» atlatmak istiyor, AB.

Nitekim, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, görevi devralmasının ardından ilk ziyaretini gerçekleştirdiği Türkiye'de tam da bu duruma uygun bir açıklama yapıyor; "Kıbrıs üye bir ülke. Bu bir gerçek. Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dönem başkanlığını tanımamasını eleştiriyorum ama bunu da bir gerçeklik olarak not ediyorum."

Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz ise, Avrupa’yı gerçekten endişelendiriyor.

Zira sadece Yunanistan değil, domino etkisiyle diğer AB ülkelerinin de batışa geçeceği düşüncesi hakim. O yüzden Yunan halkının, bu seçimlerde nasıl bir karar vereceği, Avrupa geneline yayılmaya başlayan Yunan öfkesi için de belirleyici olacak.

Yunanistan, hiçbir öneri getirmeyip kurtarma planlarına direnmesiyle ciddi bir antipati topluyor, çünkü.

"Örneğin, Almanya daha iyi bir AB ve ekonomik büyüme için 500’den fazla proje üretirken, İspanya 5 kapsamlı proje sunarken, Yunanistan sıfır öneri getirdi" diyor, Hans Martens.

Martens Avrupa’nın en önemli düşünce kuruluşlarından biri olan, European Policy Center'in Başkanı.

Yılların tecrübesiyle çizdiği olumlu tablo, aslında pazarın psikolojisini de özetleyen türden.

"Eğer ben Yunanistan'dan sonra sırada İspanya var dersem, tabii ki İspanya da sıraya girer. Şimdiden hangi ülkelerin ekonomik krize gireceğini sıralamayı ben anlayamıyorum."

Martens’e göre, bu kriz de Avrupa'nın çeşitli dönemlerde yaşadığı farklı krizler gibi atlatılacak. Ve bunun için de reçetenin büyümeye odaklanıp projeler geliştirmek olduğuna vurgu yapıyor.

İşte burada Türkiye formülü bir kez daha devreye giriyor.

Avrupalı gazeteciler, büyüyen kocaman bir pazar olarak Türkiye'nin krizden çıkmak için Avrupa karşısında ciddi bir şans olduğu görüşünde.

İtalyan gazeteci Maria Laura Franciosi, Kıbrıs'ın bölünmüş dönem başkanlığının "anormal" bir durum olduğunu düşünen gazetecilerden.

40 yıllık tecrübesi ile normalleşmeyi ve bir çözümü diliyor. Hatta son derece ilginç bir de projesi var; Venedik'ten Avrupalı sanatçılar ve gazetecilerle birlikte hareket edecek bir gemiyle Kıbrıs'a gelmek, Kraliçe Kornaro'nun adasında, Avrupa'yı farklı yönleriyle de tanımak.

Tabii ki aynı zamanda tanıtmak.

Mağusa ile Kıbrıs efsaneleriyle ve devam eden siyasi anlaşmazlığıyla, Avrupa'ya Kıbrıslı Türkler'in gerçekliğini de göstermek...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 822 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler