1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs’ın bölünme sürecinde 'Futbol ve Siyaset İlişkisi' üzerine
Kıbrıs’ın bölünme sürecinde Futbol ve Siyaset İlişkisi üzerine

Kıbrıs’ın bölünme sürecinde 'Futbol ve Siyaset İlişkisi' üzerine

Okan Dağlı:Çok kültürlü yapısıyla, toplumların mozaiğinden oluşan Kıbrıs’ta insanlar yüzyıllarca bir arada yaşadılar... Farklı dinler, diller, medeniyetler köken çatışması içinde olmadılar.

A+A-

 

 

Okan Dağlı
dagliokan@gmail.com

Çok kültürlü yapısıyla, toplumların mozaiğinden oluşan Kıbrıs’ta insanlar  yüzyıllarca bir arada yaşadılar... Farklı dinler, diller, medeniyetler köken çatışması içinde olmadılar. Bu uzun dönem, iki kutuplu bir dünyaya doğru yol aldığımız soğuk savaş döneminde, 20. Yüzyılın ikinci yarısında sarsılmaya başladı. 1955 yılı, Kıbrıs’ın bu mozaiksel yapısı için kırılma yılıdır.

İki tarafın ayrılıkçı ve fanatik milliyetçi yer altı örgütlenmeleri, önce Kıbrıslı Rumların sonra da Kıbrıslı Türklerin yer altı teşkilatlarının kurulmasıyla, 1955 yılını takiben hayata geçti. Her iki toplumun bu tip örgütlenmeleri, Yunanistan ve Türkiye’nin ya desteğinde ya da bilgisi dahilinde kuruldu. Dünyada soğuk savaş yıllarına denk düşen bu dönemde Türkiye ve Yunanistan, ABD’nin NATO’ya bağlı ülkelerde organize ettiği derin devlet yapılanması olan Gladio’nun, sadece kendi ülkelerinde değil ayni zamanda Kıbrıs’ta da adresleri oldu.

Merkez ABD, onun altında NATO’ya bağlı ülkelerde Gladio ve onların kontrolundeki ülkelerde anti-komünist ve fanatik milliyetçi örgütler...

Kıbrıs’ın, tüm Ordadoğu’yu kontrol eden stratejik özelliğinden dolayı Sovyetler’e veya Bağlantısızlar Hareketi’ne kaymaması için, NATO ve ona bağlı ülkelerin kontrolunda kalması ana hedefti. Bu konuda küçük bir adada NATO’ya bağlı ülkeler çatışsa da ana stratejiden uzaklaşmamışlardır.

Kıbrıs hep NATO dışında kalsa da, NATO üyesi 4 ülke, ABD, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan, adada bulunan askeri güçleri ve üsleri, dinleme tesisleri v.d ile hep ayni amaca hizmet etmiştirler. ABD ve İngiltere’nin bölgesel çıkarlarının öncelikli olarak korunması için Ada’nın bu süper güçler tarafından kullanılması devam etmiş, Türkiye ve Yunanistan da adada sürekli askeri güç bulundurmuş, askeri ve siyasi varlıkları ile hak iddiaları da günümüze kadar gelmiştir.

Türkiye ve Yunanistan, 1974 sonrası kısa bir dönem haricinde hep “ortak çıkarlar” doğrultusunda NATO içinde yan yana durmuşturlar.

Buraya kadar anlattıklarım aslında çok klasik bilgiler olup, “Kıbrıs’ta Futbol ve Siyaset İlşkisi”ni daha iyi değerlendirebilmek için tekrarlanmıştır.

Emperyalizmin o yıllarda klasik “böl ve yönet –divide and rule-” politikası gereği, Ada’da bölünme planlarının yapıldığı 1950’lerin ilk yarısında, bu işe futboldan başlama kararı verilmiştir. Bir İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs’ın, ABD-İngiltere ikilisi tarafından kontrol altında tutulabilmesi için, adada yaşayan toplumların kavgalı olması şarttır!.. Ada insanlarının birliği, sömürgeciler yada işgalcileri için hep tehdit unsuru olmuştur. Bu tehditin minimalize edilmesi için orada yaşayan toplumların kendi kendileri ile uğraşması, didişmesi ve savaşması gerekmektedir. Bunun için de birbirlerine düşürülmesi ve ayrışması kuraldır. Bu, Kıbrıs’ta milliyetçi temelde olurken, örneğin Hindistan’da dini bir temelde sağlanmıştır. Bu ayrışma bu iki coğrafyada o kadar derin olmuştur ki 60 yıldan fazladır dünyamızda çözülmeyen iki sorun Kıbrıs ve Keşmir’tir, sadece... Belki de bölge halkları için çözülmeyen bu sorun, burayı kontrol eden ve ayrılığı hedefleyen güçler için çözülmüştür aslında!

Bu düşünceyi hayata geçirmek isteyenler için futbol, adamızda iyi bir laboratuar ve deneyim olacaktı, o yıllarda!

Bu kararı verenler, önce ortak bir futbol liginde, yani KOP -Kıbrıs Futbol Federasyonu- nda oynanan futbolu ayrıştırdılar. Yıllarca bizlere söylenen “Rumlar, Kıbrıslı Türkleri KOP’tan attı ve biz de Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu  -KTFF- yi kurduk” söylemi aslında bir masaldan başka birşey değildir. Gerçek, ortak olarak kurup, yönettiğimiz Kıbrıs Futbol Federasyonu olan KOP liginde, 1955 yılında, sezon bitimine kadar orada mücadele ettiğimizdir.

    

3 Nisan 1955’te oynanması gereken Çetinkaya-Pezoporikos maçında stad kapılarının Kıbrıslı Rumlar tarafından kilitlenip, sahaya Çetinkaya’nın sokulmaması ve  KOP 1.Liginden o gün atılmasına dair resmi söylem gerçeklerle bağdaşmamaktadır. O maç aşağıda izah edeceğim şekilde ertelenmiş ve Çetinkaya o yıl Haziran ayında oynadığı son maçla, ligi 4. olarak tamamlamıştır. Ama ne yazık ki yeni sezonda yapılan KOP Genel Kuruluna Kıbrıslı Türkler olarak katılmayıp, oradaki makamlarımızı boşaltıp, oradan atılmaya kendimiz zemin yarattık. Böylelikle toplumların ilk resmi ayrışması ve ayrılık sürecine girmesi bu tarihte başlamıştır.

Bu konuda en kayda değer kaynaklardan bir tanesi de yıllarca KTFF (Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu) Başkanlığı da yapmış, o günleri bizzat yaşamış, Kıbrıs Türk Futbol tarihinde adından yönetici olarak söz ettiren şahsiyet Ahmet Sami Topcan’a aittir. Halkın Sesi gazetesinde 6,7,8 ve 9 Temmuz 1989 tarihlerinde spor sayfasında yazı dizisi yayınlanmıştır. KKTC MOK (Milli Olimpiyat Komitesi) Başkanı olarak 1989 yılında KTSYD (Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği) ile Rum Spor Yazarları Birliği’nin Ledra Palas’ta düzenlediği “Dünden Bugüne Kıbrıs Sporunun Gelişmesi” konulu konferansta sunduğu 11 sayfalık İngilizce yazılı belgeden yapılan alıntıya göre Kıbrıslı Türklerin ve futbol takımlarımızın (Çetinkaya, DTB, Larnaka Demirspor, MTG, GG) KOP’tan ayrılması (yada atılması) üzerine yazdıkları aşağıdaki gibidir.

 

“...Maalesef, Nisan 1955’te EOKA’nın harekete geçmesiyle beraber, bütün sportif gelişmeler aniden sona erdirilmişti. 3 Nisan Pazar günü, Lefkoşa’da Gassipi stadyumunda oynanması beklenen Çetinkaya-Pezoporikos (POL) 1.Küme lig maçı, POL futbolcularından bazılarının güvenlik kuvvetlerince, EOKA faaliyetleri nedeniyel tutuklanmaları ve şampiyonluk yarışında AEL ile birlikte POL’un da bulunması nedeniyle, POL’un puanları kaybetmesini önlemek amacı ile daha önceden hiç bir duyuru yapılmadan, Rum kontrolunde bulunan ve kiliseye ait olan GSP Stadyumu, Çetinkaya maçına kapatılmış ve dolayısıyle de KOP bu maçı tehir etmek zorunda kalmıştı; ve de Ada’nın dört köşesinden gelen Türk seyircileri de geri bölgelerine geri dönmek mecburiyetinde bırakılmışlardı.

Bu ayni maçın 14 Nisan 1955 tarihinde oynatılmasıyle ilgili KOP kararı da ikinci defa daha GSP Stadyumu’nun kilise kontrolünde heyetçe yeniden kapatılması üzerine Çetinkaya-Pezoporikos lig maçı ancak ligin son haftası olan 9 Haziran 1955 tarihinde oynatılabilmişti. Tabii o tarihe kadar da AEL şampiyonluğu garantilemiş ve Pezoporikos’un da korunmasına gerek kalmamıştı!” (bkz:Futbolda Türk-Rum. Yücel Hatay)

 

Ve nihayet iki toplumun bir arada ve ortaklaşa olarak kurdukları ve yönettikleri KOP’un, ayni yıl içinde, 30 Ekim 1955 tarihinde yapılan Genel Kuruluna Kıbrıslı Türklerin katılmaması, orada bulunan makamları terketmesi, Kıbrıslı Türklerin futbol takımlarının, yapılan bu Genel Kurulun sonunda KOP’tan atılmasını da getirmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti’in kurulması ile beraber azınlık kabul edilen Ermenilerin de 1962 yılından KOP’tan ayrılması sonucunda, KOP, tek toplumlu bir yapıya dönüşmüştür.  KOP’un Başkan Yardımcılığı ve Disiplin Komitesi Başkanlığı 1955 yılına kadar her zaman Kıbrıslı Türklerin elinde idi. Disiplin Komitesinin üyelerinden bir tanesi de genç avukatlardan Rauf Denktaş idi...

KOP’tan ayrılışımızla beraber, 1955-60 yılları arası ayrılıkçı ve milliyetçi fanatizmin tırmandığı yıllar olmuştur. Akabinde ise 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacaktır.

1964 yılına kadar yaşayabilen bu Cumhuriyet, iki tarafın fanatik unsurlarının gerek yer altında, gerekse yer üstünde ayni düşüncelerle, milliyetçi ve ayrılıkçı yapılara hizmet edip - ikili yada tekli enosisin gerşekleşmesi- doğrultusunda hareket etmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de, KOP’a benzer bir süreçte ayrışmasına yol açmıştır.

TC Başbakanı İsmet İnönü’nün tüm gayret ve telkinlerine, Kıbrıslı Türk ilerici insanların tüm çabalarına rağmen Kıbrıslı Türkler, ortaklık Cumhuriyetindeki makamlarını, Türkiye derin devletinin ve onun Kıbrıs’taki bağlantısı olan TMT’nin baskısı sonucunda terk edip, futbolda olduğu gibi siyasette de kendi yönetimlerini oluşturdular. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurumlarında bulunan Kıbrıslı Türkler, bu karanlık güçlerin kararı ile oradaki görevlerinden apar topar ayrılmışlar ve makamlarını boşaltmışlardır. Farklı davranmaya çalışanlar ise teşkilat tarafından ölümle tehdit edilmişlerdir. Böylelikle Cumhurbaşkan Muavinliği makamı hariç tüm alanlar Kıbrıslı Rumlara terkedilirken, Cumhurbaşkanlığı Muavinliği 1974 savaşına kadar elde tutulmuştur.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki tüm makamlar terkedilirken, ayrılıkçı düşünceye hizmet edecek Cumhurbaşkan Muavinliği’nin son güne kadar elde tutulması elbette dikkate değerdir. 1973 yılında Kıbrıslı Türklerin kendi aralarında seçeceği bu makam için birden fazla adayın belirmesi üzerine Rauf Denktaş dışındaki adaylar Ankara, Kıbrıs’taki TC Elçiliği ve TMT’nin direk baskı ve tehditleri sonucundan adaylıktan geri çektirilmişlerdir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkan Muavini Dr.Fazıl Küçük Ankara’ya davet edilirken, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin adayı Ahmet Mithat Berberoğlu da TC’nin Lefkoşa’daki Elçiliğine çağrılarak tehdit edilmiş ve teşkilat tarafından göz hapsine alınarak adaylıktan çekilmeye zorlanmıştır. Cumhurbaşkan Muavinliği de, hayatını Ada’nın bölünmesine yani taksime adamış olan Rauf Denktaş’a hediye edilmiştir.

Sonuç olarak Ada’nın bölünmesi için, 1955’te futbolda denenen yöntem, 1960’lı yıllarda siyasette de uygulanmıştır. Bunun sonucunda bugünlere kadar gelen, ve dünya tarafından tanınmayan futbolumuz ile siyasi yapılarımızın temelleri de bu şekilde atılmıştır.

 

                                                                 

 

 

 

 

Bu haber toplam 740 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler