1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS’IN AHŞAP YÜZLERİ
KIBRIS’IN AHŞAP YÜZLERİ

KIBRIS’IN AHŞAP YÜZLERİ

Binlerce yıllık istilanın ve Akdeniz’in tuzunun biçimlendirdiği ‘Kıbrıs’ın Yüzleri’...

A+A-

 

Binlerce yıllık istilanın ve Akdeniz’in tuzunun biçimlendirdiği ‘Kıbrıs’ın Yüzleri’...

Doğanın şiiri ve insan yüreğinin birlikteliği... Ve İsmail Işılsoy…

 

Zafer Kodan

Ancak altıncısına gidebilmiştim, onca istence rağmen... İsmail Işılsoy, bir Yeşilırmak göçmeniydi !... Dünyaya açılmış aklı ve yüreğiyle sürgün edildiği topraklara geri dönen bir sanatçıydı o... Her yıl düzenli bir şekilde “Kıbrıs’ın Ahşap Yüzleri” ni sergiliyordu mütevazi bahçesinde... İşgalin, tuzun ve nemin yoğurduğu ahşaba hayat veriyor, Kıbrıslı yüzler yeniden doğdukları hayatlarında anlatılmamış öyküler anlatıyorlardı sessizce, bir limon ağacının altında, bir yaseminin kenarında sergiye gidenlere... İşte geçtiğimiz yıl çıkıp gidebilmiştim İsmail Işılsoy’un Yeşilırmak’taki ‘Kıbrıs’ın Yüzleri’ sergisine... Evlerinin önündeki küçücük bahçeydi sergi yeri, öyle sevimli ve samimi bir ortamda sohbet ettik Kıbrıs’ın yüzleriyle... Neyse ben daha fazla sözü uzatmadan bu yıl yedinci sergisine hazırlanan sesin sahibine bırakmak istiyorum sözü...

 

İsmail Işılsoy, Ankara 1953 doğumludur. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü, 1976 resim- heykel mezunu sanatçı, daha çok tiyatro insanı kimliğiyle tanınmıştır. Türkiye ve Britanya’da aktör, daramaturg, yönetmen, oyun yazarı ve tasarımcı olarak çalıştı. Drama sanatına paralel olarak, duvar resimleri ve heykeller yapan sanatçı, son on yıldır Kıbrıs’ın Yeşilırmak (Limnidi) köyünde ahşap mask ve heykeller üretiyor. “Kıbrıs’ın Ahşap Yüzleri” adıyla tanınan yapıtlar, dünyanın pek çok şehrinin ev ve bahçelerinde Kıbrıslı’nın sessiz çığlığını seslendiriyorlar...

 

Neden “Kıbrıs'ın Yüzleri”… Bir sanatçı olarak "Kıbrıslıların yüzlerinde ve belki de gözlerinde" ne buluyorsunuz ?

 

"Kıbrıs'ın yüzlerinde ve belki de gözlerinde..." bulduğum-gördüğüm evet, acıdır öncelikle... "çilenin yontularıyız biz"... yüzlerce yıllık tarihi boyunca kendi kaderini tayin edemediği gibi, itilip kakılan, hep başka medeniyetlerin işgalci güçlerince baskı altında tutulagelen Kıbrıslının acısıdır... Asker postallarıyla kirletilegelen Afrodit'in narin ayak izleri, kökü kurutulmak istenen yaseminlerimizin acısı... ve fakat, ve herşeye rağmen... onur ve umuttur gördüğüm! Sürüklenen ağaç, dal ve köklerinin dokularında gizlice gülümseyen hayat...

 

 

 

Daha önceki serginizde Kıbrıslırumlardan hatırı sayılır bir izleyici olmuştu. Genel olarak  sergiye dair aldığınız geri dönüş nasıl ? Özel olarak da Kıbrıslırumlar ne düşünüyorlar merak ediyorum doğrusu!?...

 

Evet, geçen yılki yaz sergim oldukça geniş bir izleyici sayısına ve çeşitliliğine ulaşmıştı. Türkçe konuşan Kıbrıslılar kadar, hatta biraz daha fazla sayıda Rumca konuşan Kıbrıslı ve adada yerleşmiş Almanyalı, Avusturyalı, Britanyalı, Rusyalı ve İsrailli pek çok sanatseverle paylaşma keyfini yaşadık... Sergi sonrasında, Rumca konuşan Kıbrıslı arkadaşlarla giderek yakınlaşan bir dostluk oluştu... Karşılıklı ziyaretler, etkinliklerde kesişmeler, ortak etkinlik planlamalar... En önemlisi de "aynı gökyüzü altında" yaşamanın, Adalılığın samimi sıcaklığı! Nerdeyse gelenekselleşmeye başladığını söyleyebileceğim köy sergilerimin, bu 7. sine yine, keyifli bir katılım bekliyorum onlardan... Örneğin, diğer sanatçı dostların yanısıra, sevgili arkadaşım Androulla Shati yine şenlendirecek etkinliğimizi.

 

 Merkez'den uzakta!... çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Bu bilinçli -zorunlu bir tercih mi? Sanatın yayılması açısından konuyla ilgili düşünceniz nelerdir? 

 

"Merkez'den uzakta!"   Samimiyetle söyleyeyim, "merkez" sözcüğünün bütün çağrışımları tüylerimi diken diken eder! "Merkezi" olan herşeye karşı çıkmakla yaşaya - savaşageldiğimi söylesem, inanınız... "Merkez", otorite demektir, "merkez", elitizm demektir en azından, diye düşünürüm... Bu nedenle de, sadece şimdi Ada’mızda seçtiğim gibi "merkez"den uzak durmaya çalışmadım, plastik sanat üretiminde olduğu gibi, tiyatro ve sahne üretimiminde de hep "merkez"in dışında kalmayı amaçlamış; büyük şehirlerin varoşlarını, kırsal kesimin küçük yaşam alanlarını ve buralardaki "sıcak" ve "birebir" paylaşımları daha samimi ve üretken bulmuşumdur... Türkiye, Britanya ve son on yılı aşkın süredir Kıbrıs'ta yürüdüğüm yol keyifli bir patikadır, desem... "Merkez"de, şehirlerin "ışıltılı" galerilerinde de var olmaya karşı çıktığım, oralarda üreten-paylaşan sanatçıları onaylamadığım gibi bir anlam çıkmasın sözlerimden!  Ben, "öncelikli tercihimi" biraz farklı kullanıyorum sadece...

 

 "Kıbrıs’ın Yüzleri" Türkiye'de de sergilendi, nasıl karşılandı oralarda?

 

Akyaka - Muğla - Türkiye sergimin "keyifli" geçtiğini söyleyebilirim... Sergim, "SESSİZ ÇIĞLIK" adını taşıyordu... Türkiyeli sanatseverlere bu çığlığı anlatabildiğimi sanıyorum... Adamızın haritadaki yerini dahi bilmeyenlere... tarihi boyunca "kurtarılagelen" Kıbrıslıların duygularını aktarmak, neyse ki "sanat silahı" ile çok da zor olmuyor... Adamızın güneş ve deniz ülkesi olduğu ve fakat sadece bu doğallığıyla değil, daha çok kumarhane ve diğer ...haneleriyle bilindiğini izlemek acıtıyor tabii! Ha, bir de... güzelim Kıbrıs konuşmamızın "bozuk Türkçe" değil, Türkçenin en zengin "ağız" larından biri olduğunu  kavrayabilenlerin sayısını arttırabildik umarım !

 Eylül başında açacağınız serginin tarzı diğerlerinden biraz farklı sanırım? Bu sergi- etkinlik düşüncesi nasıl oluştu? Neler olacak, ne düşünüyorsunuz?

                           7. Yaz Köy Sergisi'ne ilişkin söyleyeceğim, serginin yer alacağı "bahçemizin küçük, yüreğimizin büyük", yani "gapımızın gındırık" olduğunu tekrarlamamdır... Sanatsever dostlar hoşgelirler... Sergi duyurusundan bir bölümü size aktarmak istiyorum;

  "Unutulmuş değil, “unutturulmuş” maniler bunlar… Üstelik, yalnızca manilerimiz midir unutturulmak istenen? Fırından çıkmış pilavuna tütmesine hasret havamızda, “lahmacun” kokuları! Katledilen bin yıllık zeytinlerimiz ve solan yaseminler! Türkçe’nin en zengin ağızlarından biri olan konuşmamızı, “adalı ve edalı” dilimizi düzeltmek(!) peşinde birileri... Okullarımıza, basınımıza, tiyatromuza saldıran, Afrodit’in narin ayak izlerini taşıyan toprağımızı kirletenler! “Türkçe konuşan Kıbrıslıları” dibelik yok etmek isteyen kirli güç! Ve ateş içinde Dünya !

Sınırlı sayıda ahşap çalışmamın önüsıra, küçük bir “sahne”si olacak mütevazi sergimin. Dik duran Kıbrıslı yaseminlerin sembolik sahnesi… Şiirini, manini al gel, çalgını da getir gelirken Dostluk ve dayanışma için, özgür ortak vatan ve dünyada barış için şarkılar söyleyelim. Türkçe, Rumca, İngilizce, Kürtçe, Ermenice… ama, hep bir ağızdan !

Zivaniyanı da unutmayasın gelirkan, “Güneşin sofrasında” tasları birbirine vuralım !"

 

Etkinlik ile ilgili duyuruyu internetten izlemek isteyenler için bir de adres verelim

https://www.facebook.com/events/301767023255196/

2 Eylül’de 19.00’da Yeşilırmak’ta dostların sofrasında buluşmak dileğiyle...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 476 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler