1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kıbrıs yeni fatih istemiyor'
Kıbrıs yeni fatih istemiyor

'Kıbrıs yeni fatih istemiyor'

Fehim TAŞTEKİN RADİKAL için yazdı; Erdoğan Kıbrıs'ta restlerle çözümü zorluyor. Ama adalının hissiyatı farklı

A+A-

Kıbrıs yeni fatih istemiyor

 




·        Erdoğan Kıbrıs'ta restlerle çözümü zorluyor. Ama adalının hissiyatı farklı.

 

Fehim TAŞTEKİN

 

Başbakan Tayyip Erdoğan “Kıbrıs’ta bıçağın kemiğe dayandı”, “Rumların AB dönem başkanlığına kadar çözüm olmazsa, AB ile ilişkileri donduracağız”, “Çözüm için adım atmayan Rumlar, Maraş’ı daha çok beklerler” ve “Benim kitabımda artık Güzelyurt yok. Annan Planı’ndaki gibi Güzelyurt’a bakmıyorum. Güzelyurt tamamen Kuzey Kıbrıs'ındır” çıkışıyla iskambil destesini alabora etti. 2008’de adadaki iki halkı müstakbel federasyona hazırlayacağı umuduyla Lokmacı Kapısı'nın açılması gibi Maraş açılımı bekleyenler ters köşeye yattı. Hakeza 2004’teki referandumda güneyde reddedilen Annan Planı’nda Rumlara verilen Güzelyurt için güzellemeler yapanlar da duvara çarptı. Erdoğan’ın mesaj tahtasına bakan dört taraf var: Türkiye, AB, Kuzey Kıbrıs ve Rumlar. Türkiye’de Kıbrıs’ı ‘anavatan-yavruvatan’ bağlamından çıkarmak istemeyenler için Erdoğan’ın sözleri baldan tatlı geldi. Düne kadar AKP’yi Kıbrıs’ı satmakla suçlayanlar şimdi Erdoğan’ın eski çizgiye döndüğünü sanıyor. Hakikaten Erdoğan ‘çözüm için bir adım önde olma’ politikasından çark mı ediyor, yoksa birkaç adımı birden mi atıyor? AKP kurmaylarına göre 2012 dönemecinin son şans olarak nitelendirilmesi, adada çözüme yönelik baskıyı arttırma ve tıkanan AB sürecinin önünü açma amacı güdüyor. Yeni dönemde ‘bir adım önde olma’ haline ‘saldırgan’ bir tat eklenmiş gözüküyor. 61. hükümetin kurulmasının ardından Erdoğan gibi ilk yurtdışı gezisini 9 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yeni politikanın hedefini şöyle koymuştu: “Yıl sonuna dek çözüm, 2012 başında referandum ve AB dönem başkanlığını birleşik Kıbrıs’ın üstlenmesi.” Erdoğan bu çıkışın bir hükümet politikası olduğunun altını çizdi.


ERDOĞAN’I TÜRKİYELİLER KARŞILADI

Tabii asıl koşulması gereken Kuzey Kıbrıs cephesi. Erdoğan’ın çıkışlarının adadaki izdüşümüyle ilgili Kuzey Kıbrıs Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi’nin direktörlüğünü yürüten dostum Dr. Muhittin Tolga Özsağlam’ın izlenimlerini aldım: “Erdoğan'ı karşılayanların büyük çoğunluğu Türk kökenli Türkiyeliler. Yani 1974 harekâtının ardından adaya göç edenler veya 1990 sonrası yerleşenler. Aslında Erdoğan'ın söylemlerinden sadece Kuzey Kıbrıs'taki sol partilerin tabanları değil sağ partilerin seçmen kitlesi de çok memnun değil. Fakat kitleleri sürükleyecek, kitlelerin sesi olacak bir liderlik yok. Özellikle solda Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçler’in (CTP-BG) kurultay sonrası tam olarak toparlanamaması ve liberal kesimlerin partide daha fazla hâkim olmaları muhalefetin cılız kalmasına neden oluyor. Halkta CTP-BG'nin iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile sonbaharda geniş tabanlı bir koalisyona gideceği izlenimi oluştu. Bu nedenle CTP-BG’nin, AKP ve Erdoğan'a karşı çıkmak yerine daha yakın bir uzlaşı politikası benimsediği söylenebilir. Eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kurultay sürecinde CTP-BG lideri Özkan Yorgancıoğlu'nu desteklemesinin de bu politikanın oluşmasında bir etken olduğu düşünülüyor. Ayrıca Erdoğan'ın direktifleriyle uygulanan mali programa karşı eylemlerin polis şiddetiyle bastırılması ziyareti gölgede bıraktı. (19 Temmuz’da KTHY önünde Erdoğan’ı protesto edenlerin dövüldüğünü gösteren görüntüler de Facebook sayfalarında haftanın videosu olmaya aday) Bununla birlikte Türkiye'den adaya nüfus taşınması ve kaçak iş gücünün ithali de yine Kuzey Kıbrıs halkının tepkilerine neden oluyor. Bu konularda da bir önlemin alınmaması özellikle Kıbrıslı Türkler arasında AKP'ye ve Erdoğan'a tepkiyi artırıyor. Ama hedef ve lider noksanlığı bu hareketin 4–5 ay öncesi kadar ses çıkarma kabiliyetini kırıyor. Erdoğan'ın söylemleri doğal olarak Güney Kıbrıs'ta hoş karşılanmadı. Özellikle ‘Maraş ve Güzelyurt bizim’ söylemi negatif etki yarattı. Erdoğan'ın bu yaklaşımı Kıbrıs müzakerelerinde pazarlık çıtasını yükseltme olarak da algılanabilir.”


RUMLAR BM’YE ŞİKÂYET ETTİ

Ancak 2004’te Annan Planı’nı bile yüzde 76’lık oranla reddetmiş Rumların, Türkler lehine çıtanın yükseldiği bir plana ‘Evet’ demek için nedenleri olmalı. Basitçe Rumlar iktidarlarına Türkleri ortak etmek istemiyor. Rumları çözüme mecbur edecek koşullar henüz oluşmuş değil. Hele de AB’de serbest dolaşabilmek için ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ pasaportu alan Türklerin sayısı 80 bini bulmuşken… Nitekim Rum Yönetimi, Erdoğan'ı BM'ye şikâyet ederek tepkisini ortaya koydu. BM'deki Rum Daimi Temsilci Minas Hacimihail, Erdoğan'ın uzlaşılmış müzakere zeminini alabora ettiğini belirterek başbakanın sözlerinin Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne sunacağı rapora alınmasını istedi. Fileleftheros gazetesine göre, Erdoğan çözüm perspektifleri konusunda kepenkleri indirdi. Yunanistan Savunma Bakanı Panos Beglitis ise Erdoğan'ın samimi olmadığını bir kez daha teyit ettiğini öne sürdü.


AB BİLDİĞİNİ OKUR

AB’nin tutumunu da Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in ocaktaki Güney Kıbrıs ziyaretinde söyledikleri çok iyi özetliyor: “Rumlar uzlaşma niyetlerini ortaya koydu ama Türk tarafından yanıt alamadı.” Bazıları Güney Kıbrıs’ın adada çözüm olmadan AB’ye alınmasının hata olduğunu itiraf etmeye başlasa da AB liderleri, “Türkiye’nin AB’yle müzakere sürecinin tıkanmasından Rumlara limanların açılması vaadini tutmayan Ankara sorumludur” demeyi sürdürecek. Ekonomik krizdeki AB en kötü dönemindeyken Türkiye’den kroşe yiyor. Belli ki Erdoğan rest üstüne rest çekerken çözüme oynuyor. Ama 2012’de çözüm olmazsa Erdoğan’a eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dizinin dibine çömelmek kalıyor. Çözüm dışında bir alternatife ne uluslararası konjonktür elveriyor ne de adanın gerçekleri. Haliyle iş yine her iki tarafta da birleşmeye daha arzulu yeni kuşaklara kalıyor. Kıbrıslı Türklerin istediği AB’ye bütünleşmek. Çözüm iradesinden geri adımın Kıbrıslı Türkleri nasıl etkileyeceği önemli. Bunun yansımalarını Erdoğan’ı karşılamak için Ercan Havaalanı’nı dolduranların ötesinde özellikle ‘besleme’ tartışmasının yaraladığı ‘yerliler’ arasında aramak gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 858 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler