1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs, Türkiye, Tanker ve RÖMORK
Kıbrıs,  Türkiye, Tanker ve RÖMORK

Kıbrıs, Türkiye, Tanker ve RÖMORK

1Temmuz sonrası, Kıbrıs Türk halkının yıllardır süren bir kıskacın kısırlığının içine sıkışması yeniden söz konusu olabilir. Bu da Kıbrıs Türk ve Rum statükocularının yıllar boyudur süren çözümsüzlük siyasetinin bizzat kendisidir. Niyazi Kızılyürek arkada

A+A-

 

1Temmuz sonrası, Kıbrıs Türk halkının yıllardır süren bir kıskacın kısırlığının içine sıkışması yeniden söz konusu olabilir. Bu da Kıbrıs Türk ve Rum statükocularının yıllar boyudur süren çözümsüzlük siyasetinin bizzat kendisidir. Niyazi Kızılyürek arkadaşım, geçen haftaki yazısında bunu çok açık bir güzellikle ifade etmişti.

Kıbrıs Rum tarafının 1 Temmuz AB Dönem Başkanlığına kilitlenmesi ve görüşme sürecinde  kısır hakimiyetçilik, anlayışı ile hareket etmesi.  Ayrıca, Federal Çözümün özünü, kendi toplumuna izah edememesinin yol açtığı, siyasi atmosferin esiri olarak hareket etmesi, görüşmelerdeki verimsizliğin bir nedenidir.

Ancak, Kıbrıs Türk tarafının da şimdiki anlayışı da, yıllardır süren, “çözüm çözümsüzlüktür” siyasetinin,  Kıbrıs Rum statükocularını gerekçe göstererek ve kendine uygun koşulların geldiği düşüncesi ile yeniden boy vermesidir.Görüşme sürecini kesintiye uğratma ve Federal Çözüm arayışlarını sonlandırma niyeti işte bu nedenlerle öne çıkmaktadır.. Bu yüzden önce Kıbrıs Türk tarafının hakim siyasetinin, yani bugün görevde olanların, 1 Temmuz AB Dönem Başkanlığı ile ilgili yaklaşımlarını ele almakta fayda vardır.

ÖNCE SORUMLULUK

Bir kere en Başta Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP, DP ve kendilerine “ Teslimiyetçi” demeyen ama Federal Çözüm isteyen herkesi de ” Teslimiyetçi” olmakla suçlayan, o “zinde” ve “kararlı “ kendi kendilerine milliyetçi diyen siyasi yaklaşım sahiplerini ele almak gerekir.

Çünkü bunlar, bugünkü durumun öncelikle birinci sorumlusudurlar. Neden mi? 1999’da Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının, AB Helsinki zirvesinin sonuçlarını kabul ettiği gerçeğine karşın, yani “çözüm olsun veya olmasın” Kıbrıs’ın AB’ye üye olacağını bile bile.  Ayrıca bunun değişmesinin de,  ancak çözümle birlikte, yani  Birleşik Federal Kıbrıs’ın AB’ye üye olması ile olabileceğini bile bile, güneyin çözüm olmadan AB üyesi olmasının yollarını yanlış siyasetleri ile döşediler.

İşte burada insanın biraz durup, nefes alıp, kendi eylemlerini de her açıdan sorgulaması gerekmez mi?

Kardeşim siz o günde ayni sözleri söylüyordunuz. Diyordunuz ki “ Teslimiyetçi değiliz. Ne olacak Güney AB’ ye girerse”. O günde size, biz, “eğer Güney, AB’ ye tek yanlı girerse gün gelen AB Dönem Başkanı da olacak ve bize ve Türkiye’ye zor anlar yaşatacak” diyorduk.

Şimdi Eroğlu, dün, Annan Planının kabul edilmesi ile Kıbrıs’a Yunan hakimiyeti olan  ENOSİS’i getireceğini  söyleyen bir siyasi lider olarak Cumhurbaşkanıdır. UBP’ de parti olarak bugün Hükümettir. İşte bu iki siyasi aktör, bu gün, Kuzeyde yönetimdedir.  Ama,  bu dünkü  Hayırcı ve “Teslimiyetçi” olmayan aktörler, bu gün,  BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a mektup yollayarak, ANNAN Planına EVET diyen bir halkın temsilcisi olmaktan gurur duyduklarını ve bu sonuçlara bağlı olduklarını ifade etmişlerdir.. Öyle ise bugünkü tavırları, daha da fazla sorgulanmalarını hak etmektedir.

Ancak bunlar, şimdi kendi yanlışlarının yol açtığı Güneyin AB Dönem Başkanı olma  durumuna dayanarak, görüşmeleri  1 Temmuzda Dönem Başkanlığını gerekçe göstererek kesme eğilimine giriyorlar. Federal Çözümden kurtulma gerekçesi olarak kendi yanlışlarının yol açtığı bu durumu  işaret ediyorlar. Bunlar “B Planı” diyorlar.

 Esasın yara almasına, zora girmesine, yol açanların, şimdi eski temeldeki hangi sözde yeni  bakış açıları çıkış yolu olabilir? Elde var olanın kaybedilmesinde ya da ciddi yara almasında, tarihi büyük vebali olanların, bize sunacağı hangi yol çıkış yolu olabilir?

GERÇEK TESLİMİYETÇİLİK İŞTE BUDUR.

Kuzeyde: İşte gerçekte Teslimiyetçilik budur. Çünkü, keskin ve sözde kararlı görünen bu siyasi çizgi nedeni ile hareket hattımızın şimdi,  siyasi mücadele içinde olduğumuz kesimce belirlenmesine yol açılmıştır. Bugün bizi şekillendiren, maalesef bizim aklımız ve eylemimiz değildir.

Bugün bizi şekillendiren ve davranışımızı etkileyecek olan, dün bu AB üyeliğini, çözüm gelmeden altın tepsi içinde sunduğunuz, güneyin hakimiyetçi anlayışıdır.  Evet, güneyin statükocu politika yapımcılarına resmen ve alenen hem bizim, hem Türkiye’nin siyasetini etkileyecek imkanı, bizdeki bu sözde Teslimiyetçi olmayan siyasi anlayışlar sağlamıştır.

Siyasette yol çizmek isterseniz, elbette ki “karşıtınızın” tavrını ele alacaksınız ve değerlendireceksiniz. Ama karşıtınızın sizi belirlemesine fırsat vermeyeceksiniz. O zaman siz siyaset üretmemiş, ama karşıtınızın sizi, istediği gibi yönlendirmesine yol açmış olursunuz. Dün, AB üyeliğini kaybederken de içine düşülen yanlış buradaydı. Şimdi bu yanlış mantığın ışığında, dün bizi bu çıkmaza sokanlar,  bu günde ayni mantık yanlışlığı temelinde, güneyin tavrının bizi yeniden belirlemesi yanlışlığını tekrarlamaya başladılar. İşte hata buradadır.

 Güneyde: Güneydekilerde ayni yanlış mantıkla hareket etmektedirler. Yalnızca ellerinde bulunan avantaja bakarak, hem Kıbrıs Türk Halkını, hem de Türkiye’yi zora sokacakları anlayışı ile çözümsüzlüğü, “uzun zamanlı mücadele stratejisi” ışığında, maksimalist hedeflere ulaşacakları ve taviz diye düşündükleri Federal Çözümden kurtulacakları hülyası ışığında, Ortak Vatanı bölünmüş tutmaya ve bölünmenin daha derinleştiği koşulların gelişmesine yol açacak şekildeki mantık fukaralığı eşliğinde hareket ediyorlar.

NE YAPMAK LAZIMDIR.

1 Temmuz önemlidir. Doğru. Bunu aşmanın yolu da, eğer bu görüşme sürecinde, bir gelişme olmazsa, B Planı denen ve sözde kararlılık ifadesi olan, ayrılıkçılık siyaseti, güneyin, hakimiyetçilik anlayışının berhava edilmesinin çıkışı olamaz. Bunu yolu, ayrılıkçılığın tersine, Federal Çözümde, BM Parametrelerinde ısrar etmek ve bunu siyaseten güçlendirmek için, başka ve etkili siyasi hedeflerle takviye etmek olmalıdır.

Bu da  1 Temmuz sonrasında, Federal ÇÖZÜMÜ ZORLAYACAK  zemini güçlendirmek olmalıdır. .

 Bunu güçlendirecek olan da;  Kıbrıs Türk tarafının, BM Çözüm Parametrelerinde ısrar ederken,  1 Temmuzdan sonraki süreçte, görüşmeleri  anlamlaştıracak istekleri öne  alması olmalıdır.

 Bunlarda;  Toplumlararası  Görüşmelerde ZAMAN TAKVİMİ  olması;  BM’nin Rolünün,  çözüm görüşme sürecinde artması,  ÇOK TARAFLI KONFERANSIN,   ön şartlara bağlanmasından çıkartılması, taleplerinin öne alacak siyasi adımları öne sürmek olmalıdır.  Bunların evrensel kabulünü sağlamak olmalıdır. Görüşme masasının, bunlarla birlikte sürmesini ve devamını zorlamak olmalıdır..Yani doğal takvimlere değil, siyasi takvimlere ve şartlara bağlamak.

TURGUT SUNLAP’IN,  RÖMORK TESBİTİNE YENİDEN DÖNÜŞ

Evet,  Türkiye bugün bu siyasetle maalesef kendi büyüklüğünün etkisi ile kendisi tarafından belirlenen politikalarla değil, ama kendi politikasının, küçük Kıbrıs Tarafından belirlenmesine yeniden dönmektedir.. Hem Kuzey, hem de Güney Kıbrıs belirlemektedir Türkiye’nin politikalarını.

 Rahmetli Denktaş’ın etkisi çoktu. Makarios anlayışı da Türkiye’yi belirledi. Bugün Türkiye’nin aşmaya çalıştığı pek çok yanlış politikayı, örneğin meşhur 6-7 Eylül olaylarını, ya da İstanbul Rumlarına karşı özellikle 1964 sonrası uygulanan ve günümüzde değiştirilmeye çalışan politikaları dahi geliştiren Kıbrıs olmuştur.

Rahmetli Turgut Sunalp’ın çok güzel olarak ifade ettiği durum yeniden ortaya çıkmıştır. Turgut Sunalp Türkiye’yi Okyanusları aşıp gelen, ama limana girerken kendini küçük bir römork’un yönlendirmesine teslim eden dev bir vapura benzetmişti. Bu römork Kıbrıs’tı.

  Şimdi maalesef bu günde, evrensel siyasi açılımları gündeme getiren AK Parti Hükümeti de dönüp dolaşıp kendisini Kıbrıs römork’una bağlamak üzeredir.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1531 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler