1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS TÜRK ve AZERBAYCAN ATASÖZLERİ
KIBRIS TÜRK ve AZERBAYCAN ATASÖZLERİ

KIBRIS TÜRK ve AZERBAYCAN ATASÖZLERİ

Ülkemizde durmadan, yorulmadan üreten yazarlarımızdan biridir, Mustafa Gökçeoğlu.Ben ona hep,’kitapları yakında boyunu geçecek atlı karınca’ diye takılırım

A+A-

Gökçeoğlu’ndan...

KIBRIS TÜRK ve AZERBAYCAN ATASÖZLERİ...

ÖZDEŞLER ve BENZERLER SÖZLÜĞÜ...

Ülkemizde durmadan, yorulmadan üreten yazarlarımızdan biridir, Mustafa Gökçeoğlu.Ben ona hep,’kitapları yakında boyunu geçecek atlı karınca’ diye takılırım...

İşte Bakın (27.)kitabını çıkarmış: ‘Ortak Değerlerimiz’ 1-A başlığı altında: ‘’Kıbrıs Türk ve Azerbaycan Atasözleri- Özdeşler ve  Benzerler Sözlüğü.’’ Kitap Gökçeoğlu Yayınların’da çıkmış… Denetleyen ise, Canan İleri. Gökçeoğlu’nun- genelde – ‘Halkbilim’ dalında, çıkan kitapları özellikle çoğu kendi konularında birer kaynak eser ama ben onun Kıbrıs’la ilgili ‘Destan denemesi’ şiirlerini ve masallarını da çok severim…

Gelelim, en son, (27.) kitabına:

Kitap iki bölümden oluşmuş:

Yüz sayfalık bölümü, Türkçe… Seksen altı sayfalık bölümü - ki arka sayfa ilk sayfa sayılarak - Azeri dilinde ve Gönyeli Belediyesi’nin katkılarıyla çıkmış.

Kitap, YÖDAK Başkan Yardımcısı, Prof.Dr.Umay’ın ‘Takdim’ yazısıyla başlıyor. Onu, Gökçeoğlu’nun ‘’Önsöz’’ yazısı izliyor. Her zamanki gibi Gökçeoğlu ayrıntılara yaslanarak: Dört kıtaya yayılan Türklerin, Kıbrıs’a geliş serüvenini de anlatıyor.

Giriş Bölümünde Atasözleriyle ilgili oldukça geniş ve yararlı bilgiler sunuyor; (22) başlık altında topladığı bu bilgilendirmeler özellikle, meraklısı ve öğrenciler hatta öğretmenler için zengin bir bilgi dağarcığı…

. Ondan sonra gelen konu ise:  Kıbrıs Türk Atasözleri ve Azerbaycan Azerilerinin Atalar Sözleri… Daha sonraki konu: Özdeş ve Benzer Atasözleri...

Sonrası ise ‘’sözlük’’  bölümü; ki, bu bölüm de hayli ayrıntılı… Ör:

. Birebir Örtüşen Atasözleri sözlüğü

. Anlamları Birebir Örtüşmesine Karşın, bir ya da iki sözcüğü, Eş Anlamlı Olan Atasözleri Sözlüğü.

. Kıbrıs Türkçesi’nde ve Azerice’de Birebir Örtüşmesine Karşın, Üçten Fazla Eş Anlamlı Sözcüğü Olan ya da Farklı Sözcüklü Atasözleri Sözlüğü.

. Söylemleri Farklı ama Anlamları Benzer Olan Atasözler Sözlüğü

. İrdeleme

. Halk Ürünlerindeki Atasözleri

. Kerkük Kıbrıs ve Türkiye Manileri

ÖRNEKLEME

. Kıbrıs Manisi:

‘’Ateşi köz öldürür

Sürmeyi göz öldürür

Yiğidi bıçak kesmez

Bir acı söz öldürür’’

 

.Kerkük Manisi

Kebabı köz öldürür

Sürmeyi göz öldürür

İgid var kılıç kesmez

Bir tekne söz öldürür

 

. Azerbaycan Atasözü

Adamı gılınç öldürmez

Taneli söz öldürür

 

. Kıbrıs Atasözü

Annayana sivrisineg saz

Annamayana davul zurna az

 

. Azerbaycan atasözü

Anlayana milçek sazdır

Anlamayana zurna da az

        

. Kıbrıs

Deli guyuya bir daş addı

On akıllı çıkaramadı…

. Azerbaycan

Bir deli bir daş atdı

On ağıllı onu çıxarabilmedi…

 

SON SÖZ OLARAK

Sık sık hepimizin başına gelir: Yazım Hataları

Bu kitapta da var… Ben bunları ‘ikinci baskı’ babında, düzeltilmesi dileğiyle onların birkaçını vereyim:

. Sayfa: 14’te, (7.)paragrafta: Türklerin dört kıtaya ‘yayılmamalarının’ sözcüğü, ‘yayılmalarının’ olacaktı.

Aynı sayfada (3.)paragrafta ‘kitaplarımınızı’ sözcüğü, ‘kitaplarımızı’ olacak.

. Sayfa: 17‘de, (4.) paragrafta:

‘’Bir Atasözünün ‘iinden’ sözcüğü… ‘içinden’ olacaktı.

. Sayfa: 18’de:

Sayfadaki ilk satırda: ‘’dizlerinden’’ sözcüğü… ‘dizelerinden’ olacaktı.

. Yine aynı sayfada, birinci paragrafın, (7.) satırındaki, ‘İnkilâp’ sözcüğü ‘İnkılâp’ olacaktı.

. 20.sayfadaki tablonun ikinci bölümünde (A.1 var) da yazım hatası var.

. Şimdi, şöyle bir şey de var:Gökçeoğlu, bir dil uzmanı sayılabilir; bu hatalar büyük olasılıkla dizgi hatasıdır; ama, denetleyenin olduğu bir kitapta olmamalı…diye düşünüyorum..

Tekrar vurgulayayım, bana bazı arkadaşlar kızıyor hatta küsüyor yazım hatalarını bulduğum zaman ama ben bunu ‘eleştiri’ ile değil ‘sevgiyle’ yapıyorum…

 


RÜZGARA YAZILANLAR

306

         Senden sonraki tüm şiirlerimi yakıp…Seninle yeniden başlayacak kadar yüreğimde yerin vardı…

307

‘’Hayatın nasıl gidiyor’’ diye sordun…

Yağmur çok az yağmış olsa da… kurak tarlalarımızda boy atabilmiş horoz laleleri ve buğday çiçekleri gibiyim…

308

Seyretme kültürü olan bir toplumuz biz.  Aslında bir cemaat…  Seyrederek kederlenen, seyrederek ağlayan, tatmin olan…  Seyrederek büyük kararlar verip, sonra yine bir başka seyirde bunları tamamıyla unutup, yeni (ama geçici) kararlara soyunan…

Koskoca bir halk … Zaman içinde gittikçe eriyen… Kendi açmazlarından kurtulamadığı için… başkalarının esaretinden de kurtulamayan…

Kendi yurdunda-yurtsuzluğu yaşayan… yaşatılan… Artık kaderden bile medet ummayan… kendi ‘’redd-i mirasına’’ zorlanan…

309

En büyük korkularımdan biri, basınımızın da, ‘’yoz kültürün’’ yeni yaşam biçimine yenik düşmesi… Giderek,  hızla ‘medyalaşması…  Buna ‘’gerçek gazetecilerin’’ de giderek ayak uydurması… ’Köşe dönme ekonomisi’’ne topyekün teslim olmamız.

Bir toplumun… tüm kurumlarıyla-basının bir bölümü de dahil-kendi kültürüne,tarihine,anılarına bu denli yabancılaşması, ne kadar acı!!!

310

Barış… Özellikle de öncelikle toplumsal, toplumlararası barış… Onun uğruna yıllardır uğraşanlar, çile çekenler…

Bu konuda baş tacı ettiklerimiz…  Savaşa, sömürüye, haksızlığa, acımasızlığa, yoksulluğa, zulme karşı direnenler, emekçiler, yürekleri ışık saçanlar, barışseverler…

Yaşama anlam katan, yaşamı güzelleştiren, gözünü budaktan sakınmayanlar…

İnsanların, diline, ırkına, dinine, partisine göre ayırıp, ayrım yapmayanlar…

Direnişin umudu, özgünlüğün simgesi olanlar… Aydınlık insanlar…

Ödünsüz bir savaş karşıtı olanlar… Savaşı hala yurtseverlik sanan aymazlarının maskelerini düşürenler…

Sevgiyi, sevdayı, hoşgörüyü, paylaşımı çok iyi bilenler…

Düşüncelerini, kendini gizlemeden, parmağının arkasına saklanmadan seslendirenler…

Doğaya, insana, hayvanlara, sevdaya, sanata… güzel olan her şeye düşkünlük derecesinde yakın olanlar…

Şiirden-denemeye, öyküden-romana, müzikten-tiyatroya, resimden-heykele… Sanatın her türüne yürek katan, paylaşan, gönüllü izleyici, dinleyici ve okuyucular…

Düşüncelerini,  Nazım’dan-Neruda’ya,  Yunus’tan-Aragon’a,  Brecht’en- Can  Yücel’e, Karacaoğlan’dan- Ritsos’a,  Pir Sultan’dan-  Eluard’a ve ülkemizin her şairine, yazarına, sanatçısına… Eski- yeni, bağımsızlıktan, demokrasiden, emekten yana savaşım verenlerin, yol gösterenlerin, yollara düşenlerin seslerini çoğaltanlar…

Kendi yurdunda sömürülen, horlanan insanların portrelerini, iç dünyalarını, parçalanan yaşamlarına yansıyan görüntülerini yazılı, sözlü ve görüntülü medyada olanca gerçekliği ile yansıtanlar…

İnsanımızın hayatına- yüzüne- bugünü ve yarınına yansıyan çaresizliğin ve sevgisizliğin dışa vuran hüznünü… magazin dedikodularını, televole muhabbetleri, buram buram maçoluk kokan şovenist söylemlere, soğuk eleştirilere ve iki yüzlü davranışlara kurban etmeyenler…

Din, para, koltuk, ün ve çıkar uğruna önce kendini, sonra da kendine inanıp, güvenenleri satmayan, yarıda bırakmayanlar…

İnsanlığın ortak değerlerine karşı son derece duyarlı ve coşkulu… sakınmadan, ince hesapları yapmadan inandığı, benimsediği, savunduğu görüşleri içinden geldiği gibi dile getirebilenler… çok az kaldılar…Ve diğerleri…

Neredeler…

Nerelere gittiler…

311

Gönül bağlarımız artık ürünsüz…

Çok uzak olmayan geçmişlerimizi dahi çoook uzak gerilerde bıraktık, unuttuk Unuttuk toprağmızın sesini sevdasını, sevdalarımızı unuttuk…

….

‘’Evvelim sen oldun, ahirim sensin

Batınım sen oldun, zahirim sensin…’’

‘’Biz erkekler olarak insanoğluyuz

İnsan bizim analarımızdır.

Bir erkekler olarak insanoğluyuz

 ve insana benzeriz

Onların yüzü suyu hürmetine

 bizde insanız’’ diyebilenlere…

Gönül dolusu selam ve sevgiler…

312

Başlangıçta, Havva’dan önce Lilith vardı. Adem’in ilk karısı. 

Gizemli ve baştan çıkarıcı. Kanatları olan, ateşli, tahrik edici karaktere sahip bir yaratık. Bir Tanrıça mı,bir şeytan mı? Yoksa, onu takip edemeyen kaba toprak parçası Adem’in kendisine müdahale etmesinden hoşlanmayan bir kadın mı sadece…

O, çoğu zaman sevilmeyen, lanetlenmiş… Bazen Havva tarafından yeri doldurulan, bazen de Tanrı’nın sağında oturan bir kadın ve, ününü hiç yitirmeyen…

313

Yazmak, yaşamı sorgulamaktır…

Bir aydın olarak… sanık sandalyesinden tanık sandalyesine geçmek ve yargıç konumuna ulaşmak için yazıyorum…

314

Yurttaşlık bilincini- üretim bilinciyle özdeşleştirmek… İşte bir aydının başat görevi…

Yüreğini de hesaba ve işe katarak bu yolda yürümekte olanlara…

Kadınlara ve erkeklere selam olsun…

 

 

Yurttaşlık bilincini- üretim bilinciyle özdeşleştirmek… İşte bir aydının başat görevi…

Yüreğini de hesaba ve işe katarak bu yolda yürümekte olanlara…

Kadınlara ve erkeklere selam olsun…

 

 

                                  

 

 

 

 

Bu haber toplam 1731 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler