1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs Türk Halkı Kıbrıs Türk Sağı’nın Öncülüğünde Pirus Zaferi’ne Koşuyor!
Kıbrıs Türk Halkı Kıbrıs Türk Sağı’nın Öncülüğünde Pirus Zaferi’ne Koşuyor!

Kıbrıs Türk Halkı Kıbrıs Türk Sağı’nın Öncülüğünde Pirus Zaferi’ne Koşuyor!

Tufan Erhürman: Son Greentree Zirvesi’nde “son oyun”un oynanmasını ve “bu iş”in bitmesini büyük bir heyecanla bekleyen Kıbrıs Türk sağı, Ban’ın uzatmaları işaret etmesinden dolayı biraz üzüldü

A+A-

                                                                                     Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

Temel Mesele: Kıbrıs Sorunu

Son Greentree Zirvesi’nde “son oyun”un oynanmasını ve “bu iş”in bitmesini büyük bir heyecanla bekleyen Kıbrıs Türk sağı, Ban’ın uzatmaları işaret etmesinden dolayı biraz üzüldü. Elbette bu işin bir an önce bitmesi için bu kadar enerji sarf eden bir takımın 90 dakikanın sonunda şöyle 5-6 dakika kadar uzatma gösterilmiş olmasına sevinmesi beklenmemeli. Zayıf da olsa, o kısa sürede bir son dakika golü yeme ihtimali var ve bu ihtimal tatlı rüyalarını karabasana dönüştürmeye yetiyor herhâlde. Ama çok fazla üzülmelerine gerek yok bence. Hatta sevinseler yeridir. Çünkü birincil stratejileri (A planı) doğrultusunda olmasa da, ikincil stratejileri (B planı) doğrultusunda yaşanıyor bütün gelişmeler.

Nedir Kıbrıs Türk sağının Kıbrıs sorunu konusundaki “A planı”? İki ayrı devlet veya konfederasyon. İkisi de birbirinden çok farklı değil aslında çünkü bir konfederasyondan söz edebilmek için öncelikle iki ayrı devletin varlığı gerekiyor.

Peki kısa vadede gerçekleşmesi mümkün mü bu planın? En azından biraz okumuş yazmış olanları son derece iyi biliyor ki, bırakın kısa vadeyi, orta vadede dahi gerçekleşmesi imkânsız iki devletli çözümün.

O zaman ne olmalı kısa ya da orta vadedeki hedefleri, yani “B planı”? Kıbrıs sorununun çözümünü uluslararası konjonktürün Kıbrıs’ta iki devletli çözümü mümkün kılacağı zamana kadar ertelemek. Annan Planı’na Rumların “hayır” demiş olmasına sevinirken de, Talat döneminde başlayan müzakereleri Eroğlu döneminde, çözüme ulaşmadan sona erdirmek için insan üstü gayret gösterirken de B planı çerçevesinde hareket ettiler aslında.

Ve dönemsel olarak başarılı da oldular. Konjonktür değişti:

a) Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki gelişmeler 2000’li yılların ilk yarısındakiyle kıyaslanamayacak kadar yavaşladı.

b) AKP Türkiye’de gerçek anlamda iktidar oldu ve iktidar olabilmek için AB’ye duyduğu ihtiyaç ortadan kalktı.

c) Türkiye, kendini, hem ekonomik, hem de siyasi olarak daha güçlü görmeye başladı. Bunun doğru olup olmadığını zaman gösterecek ama bu değerlendirme, Türkiye’yi yönetenleri, başta Kıbrıs olmak üzere bazı kozlarını oynamak için acele etmeye gerek olmadığını düşünmeye sevk etti.

Bu şartlar altında, Türkiye Cumhuriyeti’nin, AB üyeliği ve onunla bağlantılı olarak Kıbrıs sorununun çözümü konusunda istekliliği azaldı. Tam da bu dönemde, güneyde de, kendi gölgesinden dahi korkan bir liderliğin iş başında olması, federal çözüm ihtimalini rafa kaldırdı.

Sonuç olarak, kısa vadede federal çözüm ihtimali 2003’ten beri ilk kez bu kadar zayıfladı. Bu da Kıbrıs Türk sağının B planının gerçekleştiği anlamına geliyordu.

   

B Planı’nın Gerçekleşmesinin Sonucu

Siyasi planları ve stratejileri geliştirirken karşılaşılan en ciddi sorunların başında öngöremediğiniz gelişmelerin devreye girmesi gelmektedir. Bu çerçevede sorulması gereken soru, Kıbrıs Türk sağının B planının gerçekleşmesi durumundaki beklentisinin ne olduğudur.

Eğer beklenti, 1950’li-1960’lı yıllarda olduğu gibi taksim, yani Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’ye bağlanması ise, önümüzdeki dönemde bu yönde ciddi gelişmelerin yaşanacağı açık bir şekilde görülmektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için, bugünkü koşullarda Hatay modelinin uygulanmasını ne mümkün, ne de gerekli görüyorum. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’ın kuzeyindeki vesayeti bugün için garanti altında tutar, dahası, özellikle elektrik, su, turizm ve eğitim gibi alanlarda kontrolü ele geçirmesi sonucunda gelecekte güney Kıbrıs’ı da hakimiyeti altına alacak olanaklara kavuşursa, Hatay modeline neden ihtiyaç duyulsun ki? Dolayısıyla, Kıbrıs Türk sağı içerisinde B planının peşine taksimin gerçekleşmesine zemin hazırlamak için takılanlar var ise, bunların stratejisinin tıkır tıkır işlediğini teslim etmek lazım.

Ama Kıbrıs Türk sağının içerisinde, samimiyetle KKTC’ye ve iki ayrı devlete inananlar varsa, onların bu B planının sonuçlarını doğru dürüst hesap edemedikleri ya da hesap yaparken bazı öngörü hataları yapmış oldukları açık.

Bu görüşte olanları iki gruba ayırmak gerekiyor: Birinci grupta Kıbrıs Türk sağının siyasi temsilcileri, ikinci grupta ise bu görüşün sosyo-ekonomik tabanı var. Siyasi temsilcilerin yanıldığı, ayrıca herhangi bir tartışma yapmaya gerek bırakmayacak kadar açık. Herhâlde Kıbrıs Türk halkının kendi seçtiği bir hükümetin iktidarına ilişkin inancı tarihin hiçbir döneminde bu kadar zayıf olmamıştı! Dolayısıyla, çözümsüzlük durumunda tanınmasa da bir devlete ve iktidara sahip olacağını sanan siyasi temsilciler çok ciddi bir iktidarsızlık sorunu ile karşı karşıyadırlar.

Kıbrıs Türk sağının KKTC’ye ve iki ayrı devlete samimiyetle inanan sosyo-ekonomik tabanının da “B planı”nın sonuçları konusunda ciddi bir yanılgı içerisinde olduğunu açıkça söylemek lazım. Bu sosyo ekonomik tabanın belirleyici damarı ticaret ve sanayi burjuvazisi, en kalabalık damarı ise, küçük burjuvazidir. Bu iki damarın yanılgılarının sebeplerini şöyle sıralamak mümkündür:

 

Ticaret ve Sanayi Burjuvazisinin Suya Düşen Hayalleri

a) Türkiye ile, en azından Kıbrıs’taki AB pazarı arasında köprü olma ve bu konumun nimetlerinden yararlanma hayali suya düştü. Bu ilişki doğrudan doğruya kurulmaya ve Kıbrıslı Türk işinsanları baypas edilmeye başlandı.

b) Özelleştirme sonucunda bunca yıldır devletin elinde olan bazı olanakları elde etme hayali de suya düştü. Hava yolları, hava alanı, elektrik, su, iletişim gibi alanların Kıbrıslı Türk işinsanlarına bırakılmayacağı, bunların Türkiye’deki büyük sermayenin eline geçeceği açıkça ortaya çıktı.

c) Dahası, inşaat, eğitim ve turizm gibi Kıbrıslı Türk işinsanlarının nispeten başarılı olduğu “daha küçük ölçekteki” alanların da Türkiye’den gelen işinsanları tarafından ele geçirilmeye başlandığı görüldü.

 

Küçük Burjuvazinin Suya Düşen Hayalleri

a) Memurlar, maaş ve emeklilik konusundaki hakların aynen korunacağını sanıyorlardı, bunlar ciddi şekilde budanmaya başlandı.

b) Hayvancının, üreticinin eskisi gibi destekleneceği sanılıyordu, bunun artık böyle olmayacağı görülmeye başlandı.

c) Turizm sektörünün tamamen kumar turizmine dönüşmeye başlaması (dolayısıyla turistlerin iç piyasaya hemen hemen hiç para bırakmaması), piyasadaki tekelleşme eğilimleri, girdilerin pahalılığı, küçük burjuvazinin alım gücünün düşmesi ve dışarıdan gelen ucuz iş gücü esnafı bitme noktasına getirdi.

d) Kıbrıslı Rumlardan kalan mallar konusunda kimsenin bizden hesap soramayacağı zannediliyordu, bu hesabın sorulacağı günün uzak olmadığının işaretleri görülmeye başlandı.

 

Sonuç

Yukarıda dediğim gibi, Kıbrıs Türk sağının “A planı” doğrultusunda değilse bile, “B planı” doğrultusunda önemli bir adım atmak üzereyiz. 1950’lerin-1960’ların taksim tezine hâlâ bağlı olanlar açısından bakılırsa, “B planı”nın kendisi de, doğuracağı sonuçlar da ciddi bir mutluluk kaynağıdır.

Ancak Kıbrıs Türk sağının ve onun peşindeki kesimlerin “B planı”nın doğurmasını arzu ettikleri sonuçlar, gerçekten KKTC’nin yaşatılması, egemenliği, buradaki siyasetin buranın siyasetçilerinin, buradaki ekonominin de buranın burjuvazisinin kontrolünde olması ise, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs Türk sağının öncülüğünde, bir Pirüs Zaferi’ne doğru hızla yol aldığını açıkça söylemek gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1079 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler