1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs Türk Halkı Ağır Hasta
Kıbrıs Türk Halkı Ağır Hasta

Kıbrıs Türk Halkı Ağır Hasta

Tufan Erhürman: Nedense, savaşın toplum psikolojisinde yarattığı etkilerin, ateşkesin sağlanmasıyla bir anda ortadan kalkacağı gibi, bana göre son derece yanlış bir düşünce hâkim herkeste

A+A-

 

 

Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

7 Mayıs’ta, Girne’de, CTP Girne İlçe Örgütü tarafından düzenlenen İnteraktif Girne Sohbetleri’nde konuşmacıydım. Başlık, “Kıbrıs’ta sosyal yaşam nereye gidiyor” idi. Toplantıyı düzenleyenlerin daveti sayesinde, uzunca bir süreden beri beynimi zorlayan bir soruya katılımcılarla birlikte yanıt arama fırsatı buldum. Benim açımdan doğru soru şuydu: “Kıbrıs Türk halkı neden hastalandı?” Sorunun içinde Kıbrıs Türk halkının hasta olduğuna dair bir ön kabul var elbette. Kendi adıma, suçların, psikolojik rahatsızlıkların, ahlaksızlıkların, yolsuzlukların bu denli yaygınlaşmasının nedenini başkalarında değil, “biz”de, toplumsal yaşamımızda ve bu topraklarda hüküm süren sistemde aradığımdan, hastalanmamıza yol açtığını düşündüğüm etkenleri mümkün olduğunca sistematik bir biçimde anlatmaya çalıştım. Bu yazıda, o toplantıda anlatmaya çalıştıklarımı okuyucuyla da paylaşmak istiyorum.

 

1. Savaş

Nedense, savaşın toplum psikolojisinde yarattığı etkilerin, ateşkesin sağlanmasıyla bir anda ortadan kalkacağı gibi, bana göre son derece yanlış bir düşünce hâkim herkeste. Oysa savaş sırasında yaşananların, o dönemdeki yaygın şiddetin, toplumun hâlet-i ruhiyesinde açtığı yaraları kapatmak kolay değil. Bu şiddet, nesilden nesile aktarılır. Onun yanında, otoriteye biat, hiyerarşik ilişki biçimi, ötekini düşman olarak görmek gibi alışkanlıklar da savaşların savaşan toplumlar üzerindeki ciddi etkileridir. Kanımca, savaş sonrasında, savaşa katılmış tek tek insanlar gibi halklar da post-travmatik sendromlardan muzdariptir.

  

2. Devletsizlik

Fazlasıyla güçlü, otoriter bir devlet yapılanmasının zararları tarih boyunca yaşanan birçok deneyimde görüldü. Yaşanan kötü deneyimler, devletsiz toplum tahayyülünün beni de birçok başka insan gibi heyecanlandırmasına yol açtı doğrusu. Ama Kıbrıs’ın kuzeyindeki özel durumun bana öğrettiği başka bir şey daha var galiba. Pre-modern ilişkilerin bu kadar yaygın olduğu bir toplumsal yapıda kamu gücünün, devlet otoritesinin ve modern bir hukuk sisteminin bulunmaması, özellikle güçsüzler ve ezilenler açısından son derece tehlikeli. Böyle bir hâl, toplumu, kolaylıkla, güçlünün güçsüzü fütursuzca ezdiği, tabir-i caizse orman kanunlarının hüküm sürdüğü bir yaşam biçimine savurabilir.

 

3. Vesayet

Devletsizlikle bağlantılı bir başka hastalık sebebi, Kıbrıs Türk halkının vesayet altında olmasıdır. Kendini yönetmekten aciz olduğunu, kendi hâline bırakılırsa kendi vereceği kararlarla kendi kendine zarar vereceğini kabullenen bir halkın ruh sağlığını koruduğunu iddia etmek elbette kolay değildir. Hayatı ebeveynleri tarafından belirlenen, kendisiyle ilgili kararları kendisi veremeyen bir çocuk ne kadar sağlıklı olabilirse, vesayet altındaki bir halk da ancak o kadar sağlıklı olabilir herhâlde!

 

4. Göç

Modern dünyanın temel sorunlarından biridir göç. Göç eden, doğal olarak kendi alışkanlıklarını, kültürünü ve yaşam biçimini de taşır beraberinde. Çok göç alan ülkelerde bu nedenle pek çok sorun yaşanır. Bu noktada, göç edenin kendi keyfinden göç etmediğini hiç unutmamak gerekir. Göç eden ekmeğinin derdindedir ve çoğu zaman kendi ülkesinde aradığını bulamadığı için göç etmektedir.

Kuzey Kıbrıs örneği çerçevesinde bakarsak, özellikle 1980’den sonra bu ülkeye göç eden insanların önemli bir kısmı alt gelir gruplarına mensupturlar. Bu insanlar burada işverenler tarafından çok düşük ücretle, güvencesiz, sendikasız çalıştırılmakta, çok kötü koşullarda barınmaktadırlar. Bu arada ülkede üst düzey gelir gruplarına mensup insanlar, onlarla kıyaslanamayacak koşullara sahiptirler. Dolayısıyla gelir dağılımı son derece adaletsizdir ve alt gelir gruplarına mensup olanlarla üst gelir gruplarına mensup olanlar arasında çok derin bir uçurum vardır. Özellikle sosyal devlet ilkesinin rafa kaldırıldığı günümüzde, böyle bir yapının birçok anomaliyi beraberinde getirmesi elbette kaçınılmazdır.

 

5. Neo-Liberalizm ve Tüketim Toplumu

Neo-liberal ekonomik poltikalar özellikle son on yıl içerisinde Kıbrıs’ın kuzeyinde de etkili olmaya başlamıştır. İşsizliğin artmasında, özel sektörde çalışan insanların güvencesiz koşullarda, çok düşük ücretlerle, sosyo-ekonomik haklara sahip olmaksızın, günde 10-12 saat çalışmak zorunda kalmasında bu politikaların da büyük etkisi vardır. Bu arada Kıbrıs’ın kuzeyinde de dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bir “tüketim toplumu” yaşamaktadır. İnsanlar, gelirleri ne kadar az olursa olsun, kendilerini, gerçek ihtiyaçlarının çok ötesinde tüketmek zorunda hissetmektedirler. Ortaya çıkan denklem, az gelir çok gider denklemidir. Bu denklemden sağlıklı bir toplumsal yapı beklemek ham hayaldir. 

 

6. Küçük Burjuvazi

Kıbrıs’ın kuzeyinde tüketim toplumu alışkanlıklarının bu denli hızlı yayılmasının başlıca nedenlerinden biri de, burada ciddi bir küçük burjuva nüfus yaşamasıdır. Daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, küçük burjuvazi, aşağıya düşmekten ölümden korktuğu gibi korkan, yukarı çıkmak için yapmayacağı şey olmayan, tehlikeli bir toplumsal katmandır. Bir yandan kendini sürekli tehdit altında hisseder, diğer yandan hak ettiği seviyede olmadığını düşünür. Bu kaygılı hâl, doğal olarak sağlıklı değildir.  

 

7. “Yapanın Yaptığı Yanına Kâr Kalır İlkesi”

Yukarıdakilere ek olarak, Kıbrıslı Türkler, onlarca yıldır, yapanın yaptığının yanına kâr kaldığını deneyimleyen bir halktır. Ciddi bir suç işleyen, ahlaksızlık yapan herhangi bir kişinin herhangi bir yaptırıma tabi tutulması kural olarak söz konusu değildir. 1974’e kadar insanları öldürenlerden, 1974’ten sonra haksız bir şekilde Rum mallarına konanlardan, Kıbrıs liralarına el koyanlardan, seçimlere müdahale edenlerden, bu müdahaleler sonucu hak etmedikleri koltuklara kurulanlardan, yasalara aykırı biçimde gece kulüplerinde insan eti satanlardan, tefecilik yapanlardan, mafyadan hesap sorulmadı bugüne kadar. Kısa vadede sorulabileceği kanaatinde de değildir Kıbrıslı Türkler. Peki sağlıklı olması mümkün müdür böyle bir kanaate sahip bir halkın?

 

Sonuç

Kısacası, Kıbrıs Türk halkının ağır hasta olması hiç de şaşırtıcı değildir. Bu şartlar altında, şiddette, suçta, intihar vakıalarında artış olmaması şaşırtıcı olurdu asıl. Peki tedavisi mümkün müdür bu hastalığın? Bunun için herhâlde öncelikle hastalığın sebeplerine bakmak gerekir. Kanımca bu sebeplerden en azından bir kısmının etkisini azaltmak için, yüzleşmeye, hesaplaşmaya ve sağlam bir hukuk sistemine ihtiyaç vardır. Kıbrıslı Türkler, şiddeti, otoriteye biatı, hiyerarşik ilişkileri, tüketimi, ben merkezciliği, adam kayırmacılığı içselleştirdiklerini fark etmek, bu hâlleriyle yüzleşmek zorundadırlar. Yüzleşme yetmez elbette! Bütün bu hâllerin ürünü olan yasa ve ahlak dışılıkların hesabının tek tek sorulmaya başlanması da gereklidir. Bunun için de hukuk sisteminin ve yönetsel yapının bir an önce elden geçirilmesi şarttır.

Elbette Kıbrıs sorunu çözülmeden, hatta o çözüldükten sonra bile aşamayacağımız sorunlarımız vardır. Ama gelin görün ki düçar olduğu hastalık ölümün eşiğine getirdi Kıbrıs Türk halkını. Bizi kurtarmak için raporlar, programlar hazırlayanların ise bu meseleyle uzaktan yakından ilgisi yok. İş başa düşüyor kısacası. Ya tedavi edeceğiz hastalıklarımızı ya da hastayım diye dertlenmekten vazgeçip, geriye kalan kısa ömrü keyifle geçirmenin yollarını aramaya devam edeceğiz. Tercih “biz”imdir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 791 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler