1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine Dışarıdan Müdahale
Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine Dışarıdan Müdahale

Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine Dışarıdan Müdahale

Yazının başlığı, aslından bildik bir durumu yansıtmaktadır. Ancak eğitim sistemimize yapılan dış müdahale hiçbir zaman son dönemlerdeki kadar yoğun, planlı ve programlı olmamıştır diye düşünüyorum. Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine yapılan bu dış müda

A+A-

Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine Dışarıdan Müdahale

 

 

 

         Yazının başlığı, aslından bildik bir durumu yansıtmaktadır. Ancak eğitim sistemimize yapılan dış müdahale hiçbir zaman son dönemlerdeki kadar yoğun, planlı ve programlı olmamıştır diye düşünüyorum. Kıbrıs Türk Eğitim Sistemine yapılan bu dış müdahalenin iki boyut üzerinde yoğunlaştığı açıkça görülmektedir.

Bunlardan biri direk olarak kültürel değer üzerine yapılan müdahaledir. Türkiye Cumhuriyeti başbakanına sunulan raporlar, zorunlu eğitim dönemini kapsayan okulların ısrarla belirli kesimlere devri, takip edilen öğretim programları ve her yaz döneminde olduğu gibi çok kısa süre sonra yine karşımıza çıkacak din dersi ve Kuran kursları dış müdahalenin boyutlarını açıkça göstermektedir. 

          Örneğin şu rapora bir bakalım:

         Raporu hazırlayan kim? “Tüm İlahiyat ve Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği” yani sadece ilahiyatçıların üye olduğu bir dernek… Nasıl hazırlamış? Raporda yazdığına göre tam 9 yıl KKTC’yi gözlemlemiş ve çeşitli temaslarda bulunmuş… Yani planlanmış…

Peki, bu raporda neler yazıyor? Her şeyden Kıbrıs Türk Toplumu olarak kaçındığımız, vurgulamak istemediğim birçok terim, kavram ve hatalı bilgilerle dolu bir rapor… Örneğin “Yerli Türkler”, “Göçmen Türkler” gibi tanımlamalar var… Her nedense “Kıbrıs Türk” nitelendirmesi hiç yer almıyor… Bunun yerine “Kıbrıslı vatandaşlarımız” terimi kullanılmış… Neden acaba? “KKTC vatandaşlarını da Türkiye vatandaşları ile bir görme isteğinden olabilir mi?”

Gelelim rapordaki yanlışlara… Gerçi raporun tamamı hatalı ama ben iki önemli unsura değinmek istiyorum. Birincisi Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminde, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersini almak, öğrenci velisinin dilekçesiyle değil, zorunlu eğitim döneminde tüm öğrencilerin alması gereken bir derstir. (Hoş, raporda belirtildiği şekli ile olsa daha demokratik ve daha öğrenci merkezli bir anlayış olurdu).

Raporda öne çıkan ikinci önemli argüman da Kıbrıs Türk gençliği üzerinde yapılan değerlendirme… Bu değerlendirmeye göre gençlerimiz maneviyatsız tutumlar taşımaktadır… Oysa bu gençler; yeri geldiği zaman kendi okulun başkasına satılmaması için kendi siper etmiş, yeri geldiği zaman kendi diploma törenini kendisi düzenlemiştir. Gençlerimiz, yaşanmış ve yaşanmakta olan bunca olumsuzluklara rağmen kendi toplumun var olma mücadelesinde hep yer almıştır…

Raporun en çarpıcı ifadesi “sonuç” bölümünde kendini göstermektedir. Raporun sonucunda; “Kıbrıs Türk Halkı’nın nüfus bakımından harmanlanması kolay olduğu ve hane hane çalışılarak kültürel değişim programının daha verimli hale getirilebileceği” açıkça ifade ediliyor… İşte bu cümleler; eğitime, eğitimin işi olan kültürel aktırama, yani Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’ne dış müdahalenin resmi belgesi olarak karşımıza çıkıyor…

Kişisel olarak bu anlamdaki dış müdahalenin çok etkili olacağını düşünmüyorum. Çünkü Kıbrıs Türk’ü toplumsal ve kültürel değerlerinin bilincinde, geçmiş toplumsal deneyimlerin tecrübesiyle bu anlamda eğitilmeye değil, birçok topluma ders verecek niteliktedir…

Ancak ikinci boyuttaki müdahale, tüm toplumu büyük sıkıntılara sokacak kadar derin ve farkında olmadan kültürel değerlerimizin erozyona uğratacak kadar da önemlidir.

Peki, ama bu noktada neler yaşanmaktadır? Eğitimizi nasıl bir tehlike beklemektedir? Aslında son 2 yılda yaşananları şöyle bir sıraya koyarsanız bu anlamda neler yaşandığını ve gelecekte de nelerin yaşanabileceğini kolaylıkla görebilirsiniz.

Olmaması gereken örneklere beraberce bakalım…

Zorunlu eğitim çağındaki en önemli okullarını elden çıkarmak… Tüm toplum olarak bu olayın karşısında olunmasına rağmen, ülkeyi yönetenlerin kendi toplumunun sesine kulaklarını tıkamak…

Bu ülkede ilköğretime öğretmen yetiştiren tek ve en önemli kurum olarak Atatürk Öğretmen Akademisi, siyasiler tarafından bu kadar ilgisiz, çaresiz ve buradaki gençleri hiçe sayan bir anlayışla karşı karşıya bırakmak…

Kendi üniversitelerimizde; hangi fakültenin, hangi programın açılacağına kendimiz değil başkalarının karar vermesine müsaade etmek…

Kısacası, bütün bunlar “eğitim sistemimize dıştan müdahale var” dedirtiyor. Bu duruma karşı durmanın tek ve en kolay yolu eğitim sistemimize kendimizin yön vermesidir. Bunun için de, yazılıp-çizilenlerin aksine Kıbrıs Türk Toplumu’nda, nitelikli birey de var, çalışma azmi de var, gerekli maneviyat da var…

 

 

 

 

GÜLMECE

 

İman Gücü

 

Uluslararası Din Adamları Toplantısı’nın yapıldığı bir Avrupa kentinde bir Katolik papaz, bir Müslüman imam ve bir Yahudi haham dost olurlar. Öğle yemeği molasında sandviçlerini alıp, otelin yakınındaki bir parkta bulunan göle giderek buldukları bir kayıkla gölde dolaşmaya ve sandviçlerini yemeye başlarlar. Gölün ortalarında bir yerde haham özür dileyerek;

"Çok affedersiniz, Tel Aviv'e acele bir telefon etmem gerek, hemen dönerim" diyerek, eteklerini toplamış ve gölün üzerinde zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya çıkıp otele gitmiş. Gerçekten de kısa bir süre sonra geri dönmüş, gölün üstünde zıplaya zıplaya yürüyerek kayığa binmiş ve göl turlarına devam etmişler.

Bizim imam bu ise çok şaşırmış. “Allah Allah, adamdaki iman gücüne bak yahu!!” diye derin derin düşünmüş.

 Bir süre sonra papaz izin istemiş; "Çok affedersiniz, ilacımı almam gerek, hemen dönerim." diyerek, eteklerini toplamış ve o da gölün üzerinde zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya çıkıp otele gitmiş, yine aynı şekilde göl üstünde zıplaya zıplaya gelmiş…

Olan bitene bizim imam çok duygulanmış. “Mutlaka benim de yapmam gerek, yoksa Müslümanlığa gölge düşürürüm…” diyerek,  gölün ortasına gelince bizim imam aşırı heyecanla hazırladığı bahaneyi unutup "çok affedersiniz, gidip tespihimin imamesini yağlamam gerek" deyip uzun bir besmele çekerek, atmış kendini göle. Tabii doğru suyun dibine…

Papazla haham imamı sudan çıkarıp, kayığa bindirmişler. İmam bu ise çok şaşırmış. “Yüce Allahım, bu kefereleri suyun üstünde yürütüyorsun, beni dibe batırıyorsun, olmaz böyle şey.... Yüzümü ak çıkar yarabbi, diyerek uzun bir besmeleden sonra tekrar atmış kendini göle…” Ve yine aynı durum; gluk.. gluk.. deyip dibi boylar…

Papazla haham bunu tekrar gölden çıkarırken haham, papaza şöyle der:
"Yahu Peder, gel şu imam efendiye taşların yerini gösterelim, yoksa adam telef olacak !!!".

 

 

 

BİR TAVSİYE    

 

Ailede kazanılan davranış ve tutumlar, her zaman düzenli bir eğitimin sonucu olarak değil genellikle karşılıklı etkileşim sonucu ve rastgele gerçekleşmektedir. Bu nedenle çocuğunuzla sürekli bir iletişim halinde olmalısınız. Onun söylediklerini dikkate alın ve değer verin, kendi düşüncelerinizi de onunla paylaşın. Böylelikle çocuğunuzun çok daha nitelikli tutumlar kazanmasına fırsat yaratmış olursunuz.

 

 

AKLINIZDA BULUNSUN

 

Türkiye’deki Üniversitelerin Karneleri

 

Türkiye’deki Üniversitelerin 2011 Yılı Akademik Performansına Dayalı Başarı Sıralama” listesi açıklandı. Buna göre, tüm üniversitelerin genel puan tablosunda, belirlenen kriterlerden Hacettepe Üniversitesi en yüksek puanı alarak birinci sıraya yerleşti. Hacettepe Üniversitesi'nin ardından ODTÜ ikinci, İstanbul Üniversitesi de üçüncü oldu.

Türkiye'deki 125 üniversitenin; “makale sayısı, öğretim üyesi başına düşen makale sayısı, atıf sayısı, öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı, toplam bilimsel doküman sayısı, öğretim üyesi başına düşen toplam bilimsel doküman sayısı, doktora öğrenci sayısı, doktora öğrenci oranı, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı” olmak üzere toplam 9 kritere göre belirlen sıralamada ilk yirmi üniversite şöyle: 1. Hacettepe Üniversitesi, 2. ODTÜ, 3. İstanbul Üniversitesi, 4. Ankara Üniversitesi, 5. Gazi Üniversitesi, 6. Ege Üniversitesi, 7. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, 8. İstanbul Teknik Üniversitesi, 9. Atatürk Üniversitesi, 10. Erciyes Üniversitesi, 11. Bilkent Üniversitesi, 12. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, 13. Boğaziçi Üniversitesi, 14. Sabancı Üniversitesi, 15. Dokuz Eylül Üniversitesi, 16. On Dokuz Mayıs Üniversitesi, 17. Çukurova Üniversitesi, 18. Akdeniz Üniversitesi, 19. Fırat Üniversitesi, 20. Başkent Üniversitesi.

Ülkemizdeki üniversitelerin de böylesi kriter gaileleri ya da Dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 500 de yer alama hedefleri var mı acaba!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1108 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler