1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS SORUNU: TÜRK BAKAN DAHA AZ KONUŞSA!..
KIBRIS SORUNU: TÜRK BAKAN DAHA AZ KONUŞSA!..

KIBRIS SORUNU: TÜRK BAKAN DAHA AZ KONUŞSA!..

1950’li yıllardan itibaren, Kıbrıs’ta yaşananlar ve gelinen aşama, tüm taraf ve bağlaşıklıklarının hatalarının sonucudur. Bugünlere gelinirken, doğruya doğru, vizyonu doğrultusunda ilerleme kaydeden de sadece Türk tarafı oldu; Türk tarafı uzun

A+A-

 

 

 

1950’li yıllardan itibaren, Kıbrıs’ta yaşananlar ve gelinen aşama, tüm taraf ve bağlaşıklıklarının hatalarının sonucudur. Bugünlere gelinirken, doğruya doğru, vizyonu doğrultusunda ilerleme kaydeden de sadece Türk tarafı oldu; Türk tarafı uzun süreç içindeki bu ilerlemesini, daha fazla hata yapan Rum – Yunan tarafına borçludur.

Bugünün statükosunda, tarafların vizyonu ile ilintili olabilecek durum şöyle özetlenebilir: Enosis’i başaramayan Rum – Yunan tarafı, adanın sadece bir yarısı olarak AB içinde büyük bir Enosis başardı, Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı korunması için de AB şemsiyesi altına girdi. Taksim’i fiilen gerçekleştiren Kıbrıslı Türk – Türk tarafı, adanın kuzeyini Türkiye’ye bağlayamadı, Taksim’i resmileştiremedi, ekonomik entegrasyonu ise nerdeyse tamamlıyor.

BM’ye göre sürdürülebilir ve kabul edilebilir olmayan bu statükodan çıkış için de taraflar görüşmeler yapıyor. Tarafların aslında hala daha peşinde olduğu, kendi vizyonuna en yakın çozüme ulaşmak. Gerçekçi olmak gerek, bu durumda yadırganacak bir şey yok… Şimdi ipi kimin daha yüksek bir başarı orani ile göğüsleyeceği kavgasına dönüştü durum…

Rum – Yunan tarafı yılların büyük hatasından ders almış olacak ki, Papadopulos’tan sonra daha az hata yapacağı bir strateji izliyor, bunun da en temel özelliği yerinde – dozajında – hedefine yöneltilmiş söz ve davranışlarda bulunmasıdır. Türk tarafı ise, özellikle son iki yıldır hata üstüne hata yaparak, zamansız ve kontrolsüz çıkışlarda bulunarak, hedefi de şaşıran söz ve davranışlar sergiliyor.

Talat – Hristofias görüşme masası, Rum tarafının, nispi olarak azaltmış olsa bile, hala daha hatalar yaptığı bir masa idi. Türk tarafının uluslar arası dışa vurumunu ise Talat etkileyip düzenleyebiliyor ve Kıbrıs Türk ve Türk tarafının zarar görmeyeceği duruma getirebiliyordu. Şimdi ise, görüşme masasına eğreti oturan bir Kıbrıslı Türk lider var. Zaten, ona göre Kıbrıs sorunu çözülmüş, ‘aman bu statüko değişmesin’ diye günde beş vakit namaz kılacak nerdeyse… Dolayısıyla, Türk tarafı rehbersiz kalmış, dışa vurumunda başı boş kalmış; ha-bre de konuşuyor, konuştukça da hata yapan taraf haline geliyor.

Bu noktada bir tespiti de yapmak gerek, ha-bre konuşan Türk tarafının tüm aktörleri değil aslında… Örneğin Dışişleri Bakanı Davutoğlu, yerinde – dozajında – hedefine yönelik konuşuyor: TC Cumhurbaşkanı Gül de aynen… Başbakan Erdoğan arada bir ‘kükrer’, yer gök sarsılır, sonra uzunca zaman siner ve bu arada da belli ki TC Dışişleri Bakanlığı durumu rayına sokar… Ama bir Bakan Egemen Bağış var ki, asıl 23 Nisan çocuğu; durmandan ve birbirini tutmayan ama Türk tarafının dışa vurumuna hasar veren, ‘bir ileri – iki geri’ giden ve dolayısıyla da arkadan toparlaması da kolay olmayan açıklamalar yapıyor.

Bakan Bağış, Türk tarafının B-planı, hatta C ve D-planları dahi olduğunu söylüyor; uluslar arası politika ile ilgilenenler bunun başka türlü olamayacağını biliyor zaten... Bunun tartışılacak doğru zamanı ve zemini önemli; eğer amaç o aşamaya girmekse, onun stratejisini ‘saman altından su akıtarak’ kurmak gerek. Durmadan başka planları olduğu söyleyenler, ‘ama neyse, biz gene de A-palnı için uğraşıyoruz’ diyenler bilmelidir ki tüm planlarını ‘yalama’ hale getiriyorlar..

Şimdiki aşamada, Türk tarafının son zamanlarda yaptığı amacı aşan çıkışlar ile, Rum tarafı kazanıyor; ilk kazanç da 2004’de kaybettikleri itibarı geri almaktır. Halbuki, Rum itibarının yerle bir olmasının bir suçlusu da Hristofias’ın kendisi idi ve o zaman bu zaman Hristofias  bu itibarı ayağa kaldıracak bir başarı da gösterememişti.

Bu gidiş, Türk tarafının hatalarını bekleyen Rum tarafına faydalar sağlayacaktır. Hristofias’ın 1 Temmuz’da AB dönem Başkanı olması bu kadar abartılmamalıydı; alt tarafı da bu sürecin üç ayı tatillerde geçecek, kalan üç ayında da muhatap olunmaz, geçiştirilirdi… Şimdi adam olağan üstü koşullarda görev yapmış, Türkiye’nin yaratmaya çalıştığı çevre baskısına rağmen görevini hakkıyla yapmış başarılı bir dönem başkanı olacak. Bu nitelemeyi de ona, tepkisini denetleyemeyen, burnunun ucunu göremeyen bir politik ağız kazandıracak…

Sahi, sonuçta kim kaybediyor?!. Kıbrıs adasının insanları, varoluşunu bu adaya bağlamış tüm insanları… Bu siyaset kavgalarına ve hatalarına taraf olmamış, komşusunun tavuğuna “kış” dememiş ama milliyetci politikalara da “kış” diyememiş ve hatta peşinden sürüklenmiş insanları… Şimdi artık bu insanları temsil eden ilerici – demokrat ve gerçekçi siyasi güçlerin, Türk siyasetinin hatasına engel olması gerekiyor. Bunu Türk siyasetinden birinin yapmayacağı belli oldu, belki de denetleyemiyorlar bir bakanının boş boğazlığını… Kıbrıs Türk siyaseti ona “once bizim adımıza konuşmaktan vaz geç, sonra da hecelemeyi boş ver, tart da konuş” demesi gerek.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 962 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler