1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Sesi: Cumhuriyet Gazetesi
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Sesi: Cumhuriyet Gazetesi

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Sesi: Cumhuriyet Gazetesi

Niyazi Kızılyürek: Glafkos Kliridis doğru bir tespitle adada bağımsız bir devletin doğuşunu istenmeyen bir çocuğun “tesadüf sonucu” dünyaya gelmesine benzetmektedir.

A+A-

 

 

 

Niyazi Kızılyürek

Niyazi@ucy.ac.cy

 

Glafkos Kliridis doğru bir tespitle adada bağımsız bir devletin doğuşunu istenmeyen bir çocuğun “tesadüf sonucu” dünyaya gelmesine benzetmektedir. “Milli marşı olmadan doğan devletin kimsenin kendi bayrağı gibi kabul etmediği ve uğruna kimsenin ölmeye hazır olmadığı bir bayrağı vardı. Kırılgan genç Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğduğu psikolojik koşullar böyleydi” diyen Kliridis, Enosis’in gerçekleşmemiş olmasının Kıbrıs Rum toplumunda düş kırıklığına yol açtığını; 1960 anayasasında Kıbrıs Türk toplumuna fazla hakların verilmesinin öfke ve hınç duygusuna neden olduğunu ileri sürer.

 Kıbrıs Türk liderliğinin tavrı Kıbrıs Rum liderliğinden pek farklı değildir. Adanın bölünmesi fikrini milli politika olarak benimseyen Kıbrıs Türk liderliği bağımsız Kıbrıs devletinin kurulmasını Türk hükümetinin dayatmasıyla kabul etse de, Taksim fikrinden vazgeçtiği söylenemez. Özellikle TMT’de etkin bir konumda bulunan ve Özel Harp Dairesi ile yakın işbirliği içinde olan Rauf Denktaş adanın bölünmesi fikrini “esas gaye” olarak benimsemeye devam ediyordu. Nitekim Denktaş’ın genel yayın yönetmenliği altında yayın yapan TMT’nin yayın organı “Nacak” gazetesi bu amaca dönük yayın yapıyordu. Örneğin gazete Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan hemen sonra “Türk’ten Türk’e Kampanyası”nın devam edeceğini yazıyor, sürekli olarak kışkırtıcı yayınlar yapıyor ve gerginlik politikası izliyordu.

 Ne var ki, Türkiye hükümeti bu politikayı desteklemiyor, Zürih ve Londra anlaşmalarının yaşatılmasını savunuyordu. Nitekim 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra iktidara gelen İsmet İnönü hükümeti Kıbrıs anlaşmalarına bağlı olduğunu sık sık dile getiriyordu. Hatta Kıbrıs’a gönderdiği büyükelçi Emin Dırvana’ya “Denktaş ve arkadaşları Taksim’den yanadır, onlara fırsat verme!” talimatını vermişti. Böyle bir talimatla adaya gelen büyükelçi Emin Dırvana, Denktaş ve çalışma arkadaşlarına karşı son derece ihtiyatlı davranıyordu.

Açıkçası, adada bağımsız Kıbrıs devletine içtenlikle sahip çıkan Cumhuriyet gazetesi etrafında örgütlenen bir grup Kıbrıslı Türk aydındı. Ayhan Hikmet ile Muzaffer Gürkan tarafından kurulan gazete yayın hayatına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi olan 16 Ağustos 1960’da başladı. “Yolumuz ve Ülkümüz” balıklı bir yazıyla gazetenin amacı şöyle özetleniyordu: “Kıbrıs Cumhuriyetinin ilanı gibi tarihi bir hadiseyle yaşıt olarak yayım hayatına atılan “CUMHURİYET” büyük Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensibine ayak uydurarak ve yurdumuzun, Kıbrısımızın, Akdeniz’de barışın en güzel bir örneğini vermesi için yayım yoluyla gayret sarfedecektir.”

Ayhan Hikmet, 1960 yılına kadar Dr. Küçük’ün Kıbrıs Milli Türk Birliği partisinde üye idi. 9 Haziran 1960 tarihinde, Dr. Küçük’e bir mektup göndererek istifa ettiğini bildirdi. İstifa gerekçeleri arasında “inkılap” dediği 27 Mayıs darbesini “sevinçle alkışladığı” ve “bütün kalbiyle desteklediği için” parti içinde bazı kimselerin tepkisini çektiğini yazar. 17 Haziran 1960 tarihinde ise 27 Mayıs darbesiyle iktidarı ele geçiren “Milli Birlik Komitesi”ne bir mektup yazarak Kıbrıs Türk liderlerinin “sakıt diktatör Menderesçi ve zalim” olduğunu ileri sürerek, “Kıbrıs’ta herhangi bir demokratik hareketi kanla boğmak azmindedirler” görüşüne yer verdi. Mektubunda ayrıca, “Rum ve Türk cemaatları arasında kanlı hadiselerin tekrar başlamasını özleyen bir zümrenin” varlığına dikkat çekti. Muzaffer Gürkan ise milliyetçi, hatta Turancı olarak biliniyordu. Gürkan ile Hikmet Denktaş-Küçük ikilisine karşı çıkıyor ve 27 Mayıs darbesinin yarattığı coşkulu ortamda, Denktaş-Küçük iktidarına son verileceğini umuyorlardı. Aynı döneme denk gelen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ve Cumhuriyetin yaşatılması yolundaki açıklamalar, bu iki aydını Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Kıbrıs Türk partisini kurmaya sevk etti.

27 Eylül 1960 tarihinde Kıbrıs Türk Halk Partisi kuruldu. Kurucuları arasında Dr. İhsan Ali de yer aldı. İhsan Ali anılarında, Gürkan ile Hikmet’in çalışmalarını hem maddi, hem de manevi olarak desteklediğini yazar. “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatmak, Atatürk ve Venizelos yakınlaşmasını örnek alarak iki toplum arasında işbirliğini desteklemek” partinin ve gazetenin temel görüşlerini oluşturuyordu. “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” şiarını da öne çıkaran gazete, Kıbrıs tarihinde ilk defa ulusal toplumların varlığını yadsımadan ve “folklorik bir Kıbrıslılığa” başvurmadan milliyetçilik-ötesi bir yurtseverlik anlayışı geliştirdi. Nitekim 2 Ocak 1961 tarihinde “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” başlıklı yazı bu anlayışın en yetkin örneklerinden birini oluşturmaktadır: “(...) vatanını ve milletini seven her Kıbrıslı Türk ve Ruma düşen vazife, yekdiğerinin haklarına hürmet etmek, hür Kıbrıs’ın yaşamasını ve takamül etmesini sağlamak, cemaatlarını daha demokratik, daha müreffeh, daha mes’ut ve sulhcu bir hayata ulaştırmak için bütün gücüyle çalışmaktır. (...) Kıbrıs’ın istiklaliyeti, herhangi bir millete veya devlete ilhak edilmesi değil, Kıbrıs’ın Kıbrıslılar tarafından idare edilmesidir. (...) Bu arada şunu kaydedelim ki, orta çağdan kalma teokratik zihniyete siyasi kürsülerden değil de, kilise çanları arasından gelen mahdut sayıda papazların (din adamlarının) mes’uliyetsiz sözleri ve kaynağı gerçeklere, siyasi ve içtimai hadiselere değil de, dini efsanelere dayanan, demode fikirleri müstakil Kıbrıs devleti gerçeğini hiç bir zaman değiştiremez.”

Görüleceği gibi Cumhuriyet, ayrılıkçı Kıbrıs Türk liderliği kadar, “Enosis” peşinde koşanlara, özellikle de Kıbrıs Kilisesine karşı eleştiriler dile getirmekteydi. Bu yaklaşım, o dönemin hakim siyasi eğilimleri karşısında tam bir istisna oluşturuyordu. Bu yüzden de bütün şimşekleri üzerlerine çekmeleri şaşırtıcı değildi. Zaten daha gazeteyi çıkarmadan önce Kıbrıs Türk liderliğine karşı takındıkları eleştirel tavırlar yüzünden tepki almışlardı. Ahmet Gürkan, 1960 yılının başında saldırıya uğrayarak dövülmüştü. Dayak olayından sonra bir bildiri dağıtan TMT, Gürkan’ı “cezalandırdığını” itiraf ederek, onu ayrıca ölümle tehdit etmişti: “Diş Doktoru Mahir Adataş ve Avukat Ahmed Muzaffer Gürkan, şu veya bu şahıs, yahut müesseseye muhalefet ettikleri için değil, cemaatımızın milli birliğini bozucu hareketleri sebebiyle cezalandırılmışlardır. Böyle devam ederlerse öldürülecekleri şüphesizdir”.

Kısacası, Cumhuriyet, iki ulusal toplumun bağımsız bir Kıbrıs devletinde birlikte yaşamasını savunan tek yayın organıydı. Türkiye Büyükelçisi Dırvana’nın da sempatisini kazandığı anlaşılan gazete uzun soluklu olamadı. 1962 yılında katledilen Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan’la birlikte Cumhuriyet gazetesi de susturuldu.

1963 olaylarından sonra Kıbrıs Türk liderliğinin kasasından Rumlar tarafından çalınan ve Kliridis tarafından yayınlanan “çok gizli” bir belgede aynen şunlar yazılıydı:

 "Cemaat içinde muhalefet yapmak sevdasında olanlara "milli davanın" ana hatları dikte ettirilmeli; milli davayı baltalayacak şekilde neşriyat ve propaganda yapmaları önlenmelidir. Rumların meftunu ve hayranı olduğu, İngiliz İntelijansı ve Rum müfrit Enosis liderleriyle irtibatı bulunduğu tespit edilen Dr. İhsan Ali ve onun hampacısı kesilen bir cinsi sapık (Muzaffer Gürkan) ile komünistlerle ilişiği olduğu tespit edilen Ayhan Hikmet Rum ameline hizmet eden faaliyet ve yazılarından vazgeçirilmeli; milli bir davanın varlığına inanmıyorlarsa susturulmalıdırlar."

 

Öyle anlaşılıyor ki, Gürkan ile Hikmet’in öldürülmesinin temel nedeni Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaşatma istekleri idi. Bayraktar Caminin bombalanması ve gazetenin bomba hadisesinin üstüne gitmesi cinayetlere bahane oluşturdu. Bayraktar Camii’ne bomba koyulduğunda, Yorgacis, Gürkan’ı telefonla arayarak, “bu işi Denktaş (...) planlayıp yaptırdı” demiş. Büyükelçi Emin Dırvana’nın kanaati de bu yöndeydi. Sonuç olarak, bombayı kimin koyduğu hala açıklığa kavuşturulmadı ancak iki avukat gazetecinin vurulmaları için Özel Harp Dairesi’nin Türkiye Büyükelçisi Dırvana’ya danışmadan karar verdiğine dair ciddi iddialar vardır.

İhsan Ali, Gürkan’ın öldürülmesinden kısa bir süre önce İçişleri Bakanı Yorgacis’i ziyaret ederek “Denktaş’ın iki toplumu birbirine düşürmek için hazırlıklar yaptığını söylediğini”  anlatır ve bu ziyaret nedeniyle çok öfkelendiğinden Gürkan ve Hikmet’le bütün ilişkilerini kestiğini ve onları bir daha görmemeye karar verdiğini ileri sürer. İhsan Ali, bu ziyaretin sadece saflıkla yapılmış bir ziyaret değil “aptallık” olduğunu vurgular. “Yorgacis’in Denktaş’tan farksız” olduğunu belirten İhsan Ali, bu ziyaretin kendisini çok rahatsız ettiğini ve bu yüzden Ayhan Hikmet’in bütün ısrarlarına rağmen, onları bir daha  görmemeye karar verdiğini iddia eder.

Gerçekten de, Yorgacis’in Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkarak “Enosis”i gerçekleştirmek isteyen gizli örgütün “Akritas” kodlu başkanı olduğu düşünülürse, İhsan Ali’ye hak vermemek elde değil. Nitekim, iki aydın öldürüldükten sonra, Yorgacis, Gürkan’ın ziyareti esnasında kaydettiği ses bantlarını yayınlayarak, onları “kendi liderlerini şikayet eden kimseler” pozisyonuna düşürmeye çalıştı.

Bu olay, Kıbrıs Türk toplumu üstünde tam bir şok etkisi yaptı. 1958–60 yıllarında estirilen terör havası geri geldi ve topluma yeniden korku hakim oldu. Olaydan kısa bir süre sonra Türkiye Büyükelçisi Emin Dırvana görevinden istifa ederek Türkiye’ye dönünce, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşaması için mücadele veren kimse kalmadı. Kıbrıs, artık süratle iki toplum arasında 1963 yılının sonunda başlayacak çatışmalara doğru yol alıyordu…                   

    

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 850 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler