1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeği ne yazık ki?
Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeği ne yazık ki?

Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeği ne yazık ki?

Geçtiğimiz hafta sonu, İstanbul’da düzenlenen “Dünya Salon Atletizm Şampiyonası”nın yankıları hem Kuzey Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de devam ediyor. Türkiye’nin bir gümüş ve bir bronz madalya ile bayram yaptığı şampiyona

A+A-

 

 

 

Geçtiğimiz hafta sonu, İstanbul’da düzenlenen “Dünya Salon Atletizm Şampiyonası”nın yankıları hem Kuzey Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de devam ediyor.

Türkiye’nin bir gümüş ve bir bronz madalya ile bayram yaptığı şampiyonada  biz de, Türkiye Cumhuriyeti adına yarışan ve yarı finalde elenen Meliz ile avunuyoruz.

Ancak, bu şampiyonada bir kez daha ortaya çıkan gerçek, Kıbrıs’ta ne yazık ki dünyanın tek tanıdığı, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin de tanıdığı tek yasal devletin Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu olgusudur.

Dünya Şampiyonası açılış seremonisini izleyenler az sayıda olmasına rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile geçen Kıbrıslırum atletlerin başta protokol olmak üzere, tüm salon tarafından nasıl alkışlandığına tanık oldu.

Protokol tribününde kimler vardı biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Spordan Sorumlu Bakan Suat Kılıç ve en önemlisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst.

Ama, o salonda Kıbrıslıtürk sporcu Melis Redif koşmasına rağmen, KKTC yoktu. Olmazdı ki. Çünkü,

Bakmayın, siz Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’ye dönük söylemlerine. Onların gündeminde hiçbir zaman KKTC olmadı. Olsa, olsa geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’nden sorumlu Bakanı Egemen Bağış’ın itiraf ettiği gibi “Türkiye’nin sadece bir ili” olarak düşünülüyor.

 

BİR ATLETE 16 KİŞİLİK KAFİLE

 

Bu arada, Türkiye Cumhuriyeti bayrağı ile yarışan Meliz Redif’i başta Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst olmak üzere, her ne kadar da bazılarının Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından davet edildikleri açıklansa da, 16 kişinin devletin bütçesinden bu müsabakaları izlemeye gitmesi, spor kamuoyu tarafından ağır şekilde eleştirildi.

Bir zamanlar, CTP-BG hükümetleri tarafından Londra Kupası’na giden kalabalık kafileleri eleştirenler, her halde dündür, bugün bugündür diye düşünüyorlar.

 


 

 

Abdullah Avcı ve futbolda istikrar

 

Geçtiğimiz Çarşamba günü KTSYD’nin davetlisi olarak, Kuzey Kıbrıs’a gelen Türkiye Milli takımlar Teknik Direktörü Abdullah Avcı, Golden Tulip Otel’de “Futbolun yeniden yapılanması” başlıklı bie konferans verdi.

Konferansta, Türkiye’de 100 yılı aşkın geçmişi olan futbolun geldiği nokta konusunda olumsuz düşündüğünü izledik Avcı’nın. Ancak, bu olumsuz profili değiştirmek için, oluşturulan ekibin de başına getirilen Avcı’nın pozitif, bilimsel duruşu Türk futbolu adına umut verici.

Türk futbolunun ancak, son yıllarda bilimsel bir temele oturduğunu açıklayan Avcı, ciddi, kalıcı ve istikrarlı bir vizyona oturtulması gerektiğini dile getirdi.

Bu eğitimin tüm Türkiye sathında futbol okulları ve bölgesel altyapılardan başlaması gerektiğini ve bu konunda bir seferberlik içerisinde olduklarını vurgulayan Avcı, geçmişteki günübirlik başarıların yerine temeli sağlam başarılara imza atılması gerektiğinin altını çizdi.

Kendi profilini tanıtırken,  Hakan Şükür gibi bir santrfor olduğunu ancak, dört büyük takımda yer alamadığı için çok da popüler olmadığını söyledi.

35 yaşında futbolu bıraktığını ve teknik adamlığa soyunduğunu ifade eden Avcı, eğitimle ilgili bir takım projelere girdiklerini kişilik, okul, futbolcu ve antrenör eğitimleri başlıklarında projeler ürettiklerini söyledi.

Milli takım bazında kurumlaşmaya hatta, kulüpleşmeye önem verdiklerini belirten Avcı, istikrar bağlamında Türkiye’nin son 10 yıldır Dünya Kupası’na son beş yıldır da Avrupa Kuplarına katılamadıklarını anımsattı.

Aslında, Türk futbolunun en büyük sorunu olan istikrar ve kurumlaşma, Avrupa Birliği ve FIFA normlarının kabul edilmesiyle start aldı diye düşünüyorum. Türkiye’de hala bazı kesimlerin 1954 Dünya Kupası, 1956 3-1’lik  Macaristan, 1966 Moskova zaferleri ve son olarak, 2002 Dünya Kupası 2007 Avrupa Kupası üçüncülükleri ile avunmaları bu sistemsizliğin bir sonucudur.

Her ne kadar da Türk futbolunda , başta Fenerbahçe olmak üzere, şike iddialarının patlama yaptığı ve başkan, yönetici, futbolcu profilinin hapishanelere düşmüş olmasına rağmen, ciddi anlamda da yol alınmaya başlanmıştır.

Ayağı yere basan ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin de desteğini alan ancak, özerk yapısından ödün vermeyen Türkiye Futbol Federasyonu’nun Avcı ile birlikte başlattığı büyük yürüyüşün yakın bir gelecekte başarıya ulaşacağına inanıyorum.

Peki, Kıbrıs Türk futbolu? Öyle bir şey yok ki..

 

 


 

APOEL, Şampiyonlar Ligi ve biz

 

 

Dün bu yazıları yazarken, NTV Spor’da Şampiyonlar Ligi çeyrek final kuraları çekiliyordu. Biz, bırakın dünyanın tanımadığı KKTC ile avunurken, 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’nin bile adeta silindiği Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde bir Kıbrıs Rum takımının çeyrek finalde Real Madrid gibi bir Dünya futbol devi ile eşleştiğine tanık oluyorduk.

Düşünün, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatından sonra, Güney Kıbrıs’a kaçmak zorunda kalan ve her şeye adeta sıfırdan başlayan Kıbrıs Rum Kesimi(Kıbrıs Cumhuriyeti) 39 yılda bırakın bizi, 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’ni bile solluyordu. Anımsıyorum da, 20 Temmuz 1974’ten sonra her şeye rağmen, Dünya ve Avrupa Kupalarında yer alan Kıbrıs Rum takımları 10-0, 8-0 gibi farklı yenilgiler ile yola çıkarken bugün, Avrupa’nın devleri arasında yer alıyorlar.   

Türkiye futbolunun trilyonluk takımları Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor Avrupa liglerinde yok olurken, en çok bir milyon nüfusu olan Kıbrıs Rum Kesimi’nin bir takımı APOEL Devler Ligi’nde bir Rüya takım oluyordu.

İşte, 1928 yılında kurulan bu APOEL, 1930 yılında kurulan Kıbrıs Türk takımı Çetinkaya ile adeta aynı tarihlerde yola çıkarken, 82 yılda Avrupa’ya kafan tutan bir takım, oynadığı yıllarda APOEL’e statları dar eden Çetinkaya ise,  tanımayan bir devletin tanınmayan bir  takımı hüviyetine dönüyordu ne yazık.

Kıbrıslıtürkler olarak, bugün çözüme dünden daha çok ihtiyacımız var. Bu çözüm, bizlere de spor dahil, her şeyimiz ile dünya ile bütünleşmeyi getirecektir.

Bırakın siz, KKTC sonuna dek yaşayacaktır diyenleri. Türkiye hükümetlerinin bir bakanın “kızarsak ilhak ederiz” söyleminde bile KKTC’ye sahip çıkamayanlar, onaylayanlar veya sessiz kalanlar ile “Türkiye’nin bir ili olma yolunda” dev adımlar ile ilerliyoruz.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 590 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler