1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kendini Gerçekleştirmek
Kendini Gerçekleştirmek

Kendini Gerçekleştirmek

Yılmaz Akgünlü: Kendini gerçekleştirmek bireyin varoluşuna en üst düzeyde anlam ve değer kazandırması sürecine verilen addır. İnsanlar için yaşam en mükemmel haliyle bu süreçle elde edilir.

A+A-

 

 

Yılmaz Akgünlü

yakgunlu@yahoo.com

 

 

Kendini gerçekleştirmek bireyin varoluşuna en üst düzeyde anlam ve değer kazandırması sürecine verilen addır. İnsanlar için yaşam en mükemmel haliyle bu süreçle elde edilir. Gerçek ve en derin mutluluk bu süreçle kazanılır. İnsancıl psikolojiye göre her bireyin içinde, insan oluşunun getirdiği çok değerli bir varoluş potansiyeli saklıdır. Bu potansiyel açığa çıkmayı bekleyen, büyümeyi bekleyen bir tohum gibi durur içimizde.

Kendini gerçekleştiren bireylerin genelde paylaştığı gözlemlenen bazı özellikleri vardır. Öncelikle kendini gerçekleştirme yolundaki birey, sürekli bir uyanıklık ve enerjiyle yaşama bağlanır. Var olan potansiyellerini geliştirmeye ve yaşamaya çalışır. Birey, çevresiyle sürekli dinamik bir ilişki halindedir. Etkiler, etkilenir. İnsan birçok soru ve sorunlarla dolu bir dünyaya gelir. Ancak her birey, kendine özgü olan yaşamının bu kendine özgü sorunlarını, kendi yaratıcı çabasıyla çözmek durumundadır. Kendini gerçekleştiren birey yaşamındaki bu soru ve sorunlara kendisini tanıma ve geliştirme olanağı veren fırsatlar olarak bakar.

Kendi anlamını bulmak ve yaşamını yaşanmaya değer kılmak bireyin en önemli uğraşıdır. Doğduğumuzda yaşamın bize verili bir anlamı yoktur. Çevremizden bu konuda bazı inanç ve görüşler alsak da, çoğu zaman birbiriyle çelişkili olan bu görüşler bizi daha da çok çıkmaza sokabilir. Birey görmezden gelmeye çalışsa da, temelde yalnızdır. Yalnızlık bireye hem en büyük ve en hakiki varoluş olanağını verirken hem de onun en büyük kaygı ve zorluklarının kaynağıdır. Kişi yalnızlığından kaçmaya çalıştıkça toplumun silik bir üyesi olmanın suçluluğuyla karşılaşır. Yalnızlığını değere ve anlama dönüştürmek, kaygı ve emek dolu zor bir süreci gerektirir, ama elbette ödülleri büyüktür. Yalnızlıktan ve birey olmaktan kaçmak ise uyuşmayı, sıradanlığı ve suçluluğu doğurur.

Kendini gerçekleştiren birey her şeyden önce yalnızlığıyla ne yapacağı sorusuyla yüzleşir. O mutlak bir biçimde yalnızdır. Onun varoluşunun asıl temeli yalnızlıktır. Başkalarının içinde de olsa yalnızdır. Bu elbette kötü bir soyutlanmışlık değildir. Yalnızlık bireyin kendi kendisinin bilincinde olmasıdır. Kendi olmak ve dünyayla temasa geçmek yalnızlığın yoğunluğu oranında mümkündür. Ancak burada ilginç bir şey de yalnızlıktan kaçan bir bireyin kendini var olmamış hissederek, özgüvenini kaybetmesi ve daha da yalnızlaşmasıdır. Çevresini ne kadar çok insan ve nesneyle doldurursa doldursun bu içten içe kendisini rahatsız eden yalnızlıktan kurtulamaz.

 Yalnızlık birey olarak yazgımızdır ve onu yok saymak ya da onu kaçınılması gereken bir şey olarak görmek insan oluşumuzu yadsımaktır. Çünkü yalnızlık bize şu soruyu sorar: Ben kimim? Ve bu dünyada var olmak nedir? İnsan bu cevabı, düşünmekten çok yaşayarak bulur. Gerçeğe olanca çıplaklığıyla bakan biri için yaşamak hiçbir şeyle karşılaştırılamaz bir serüvendir. Bütün serüvenlerin toplamıdır. En hakiki haliyle yaşamak büyülü ve mucizevi bir deneyimdir. Ama biz yaşamayız, uykulu bir duyarsızlık içinde kaybolur gideriz.

Kendini gerçekleştiren bir bireyin en temel özelliklerinden biri de yaşamın muhteşem bir serüven olduğunun sürekli olarak farkında olmasıdır. Onun için yaşam bir hediyedir ve varoluşunu bütünüyle kaplayan bir sevinç içinde yaşar çoğu zamanını. Ancak yaşamının getirdiği türlü duyguları da olduğu gibi kabul eder. Hüzün, acı, çaresizlik ve özlem gibi duygular da olumsuz olarak tanımlanmaktan çok yaşanması gereken öğretici ve derinleştirici deneyim alanlarını açımlarlar.

İnsan varoluşu sonsuz değerine ancak bilincinin tüm alanlarından gelen duyguların ve duyumların yaşanmasıyla varabilir. Günlük toplumsal yaşam ve dil bizi en derin duygulardan mahrum bırakır. Oysa kendini gerçekleştiren birey, dilin ötesindeki duygulara da kendini bırakma cesareti göstererek yaşamının zirvelerine ulaşabilir.

O kendi içine gömülüp kalmaz ve sürekli olarak en uzaklara doğru uzanır. Hem kendi iç uzayında hem de dışına doğru sonsuz bir alanın olduğunun farkındadır o. Bu nedenle kendi zihninin derinliklerine girerek orada kendi korkularıyla, acılarıyla ve tasvir edilemez mutluluklarla karşılaşıp dışındaki dünyaya döner. Onun için içe ve dışa sürekli ve yoğun bir dönüş her günkü olağan yaşamıdır.

Kendini gerçekleştirme bireyin varoluş algısını sürekli kökten bir değerlendirmesi sürecidir. Bu süreç düşünsel olmaktan çok ayrımsız bir bilgi biçiminde orta çıkar. Çünkü birey varoluş algısını en otantik haline getirmenin herhangi bir kavramla sınırlanamayacağını sezer. O var olanla en üst düzeyde bütünleşir. Düşünce, duygu, deneyim gibi ayrımlar önemsizdir.

Bireyin kendini var etme sürecinde ihtiyaç duyduğu en önemli şey, kendi iç dünyasını dinleyebilmesidir. Bu nedenle kendini ifade etmeyi seçtiği alan hangisi olursa olsun var olma yolundaki birey yalnızlığına büyük değer verir. Kendini gerçekleştiren birey, Abraham Maslow’un “zirve deneyimler” dediği deneyimleri kendi yalnızlığının mutlaklığı yoluyla yaşar. Zirve daha üstü olmayan bir noktadır. Eğer bir dağın zirvesine çıktıysanız son noktaya ulaşmışsınızdır. Elbette bu daha yüksek zirvelere çıkamayacağınız anlamına gelmez.

Deneyimlerimiz anlamında zirveye ulaşmak belli bir yoğunluğa varlığımızda yarattığımız temel bir dönüşüme işaret eder. Bildiklerimiz, elimizde olanlar, kısacası dünyayı kavrayışımız artık bize yetmemekte, temel sorunlarımıza cevap verememektedir. Bu noktada birey yepyeni ve çok daha üstün bir bakış açısına ihtiyaç duyacaktır. Acımız ve çaresizliğimiz en yoğun noktasına vardığında, var olan gücümüz yetersiz kaldığında ansızın bir değişim olacaktır. Bu değişimi birey yüzeysel çabalarla gerçekleştiremez. Dünyayı algılayışımızda kökten bir değişim olabilmesi kendimizin tümüyle sınırına varmamızla olasıdır. Ancak kendimizi dil yoluyla tanımlayıp yaşamaya koşullandığımızdan bu sınıra varmamız çok zor olmaktadır, çünkü kendi kendimize yaptığımız açıklamalar, bulduğumuz bahaneler, yarattığımız imgeler bizi yerimize çakmaktadır. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü arasında yaptığımız sonsuz bölünme, gerçeği bütünüyle kucaklamamızı sağlayacak en büyük engeldir.

İşte bu doğruyu ve yanlışı bir kenara koyabilme süreci kendini gerçekleştiren bireyin daha en baştan sezerek uyguladığı bir şeydir. Daha ilk anda, kişi bunu sezdiği anda içinde bir ferahlama olacaktır. Daha sonra doğru ve yanlışa ilişkin, ya da ben ve ötekine ilişkin algısına bir son vereceği bir an gelecektir. Tabii bu kişinin kendini ne ölçüde kendine adadığına bağlı bir şeydir. Taocuların dediği gibi doğru yol eğri görünür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1096 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler