1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KENDİN PİŞİR KENDİN YE YASASI!
KENDİN PİŞİR KENDİN YE YASASI!

KENDİN PİŞİR KENDİN YE YASASI!

(Ya da sen pişir ben yiyeyim!)... KARA YASA! Yıllardır uygulanan ve adına sistem dahi denemeyecek yanlış ve dogmatik ekonomik uygulamaların Kıbrıs’ın kuzeyini içine soktuğu "yapısal krizin" dayattığı ithal sermaye ihtiyacını karşıladık geçtiğ

A+A-

 

(Ya da sen pişir ben yiyeyim!)...



KARA YASA!

Yıllardır uygulanan ve adına sistem dahi denemeyecek yanlış ve dogmatik ekonomik uygulamaların  Kıbrıs’ın kuzeyini içine soktuğu "yapısal krizin" dayattığı ithal sermaye ihtiyacını karşıladık geçtiğimiz pazartesi akşamından salı sabahına giderken doğan güneş ışıkları ile birlikte UBP hükümetinin meclis kürsüsünden yaptıkları  söylemleri ve havaya kalkan 26 parmak ile!


“İthal ideoloji’nin  emir yumurcakları”, nurtopu gibi bir ayıbın daha “yasa” olarak önümüze çıkartılmasını sağladılar “oy birliği” ile 27 mart sabahının ilk gün ışıklarıyla birlikte!

Ama ne birlik!

Ve ne güzel bir yasa!

Sadece UBP’nin 26 milletvekilinin oy birliği ile geçen, ve muhalefetin meclis salonunda böylesi bir yasa geçerken orada bulunmaktan dahi hicap duyduğu bir “kara yasa”!

“Kendin pişir kendin ye yasası”!

Ya da kimbilir; ithal sermaye ağzından söylenecek olursa:

“sen pişir ben yiyeyim, sana da bir kaşık vereyim yasası”!


“BALKONDAKİ SEYİRCİLER”İ OYALIYORLAR!
Günümüzün “çağdaş üfürükçüler”inin "balkondaki seyirciyi" oyalamaya yönelik bir manipülasyonla; "sözde bilimsellik" görüntüsü altında sunmaya çalıştıkları, onlarca yıllık çözümsüzlük çözümdür politikalarının katalizör olarak hızlandırdıkları ve ağırlıkla da  1999’dan beri içine sürüklendiğimiz “yapısal kriz”den çıkmamızın formülü...

“Kendin pişir kendin ye” yasası!

Devletin, kamunun ve hepimizin ortak değerleri olan dahi devlet dairelerinin ve tüm taşınır ve taşınmaz kamusal değerlerin özelleştirilebileceği, yok pahasına satılabileceğive toplumun egemenlik olgusunun hiçleştirilmeye yaklaştırılabileceği “özelleştirme yasası”. 

Özelleştirme yasası tüm maddeleriyle birlikte hepsi de yapay ve ısmarlama.

 

Baştan sona “ideolojik” ve "Kıbrıslı Türk" dokusunun daha da aşınmasına yönelik maddeler içeren ÖZELLEŞTİRME YASASI.

“Özelleştirmenin verimliliği artırdığı, rekabet ortamını geliştirdiği, sermayeyi tabana yaydığı, gelir dağılımını iyileştirdiği, pazar ekonomisinin etkin işleyişini sağladığı türünden ithal ve yerli iddiaların hepsi de
(hem en genelde hem de özellikle normalize olmamış ve federal çözüme kavuşamamış bizim ülkemiz  için...mç’nin ilavesi) birer boş safsatadan ibarettir. Yanlış bilinçtir, ideolojiktir” (Doç. Dr. Fikret Başkaya (2004). Borç Krizi Üzerine Bir Deneme).

 

SOYUT DEĞERLİ TÜREVLER BALONU!

Bütün bu karmaşayı çözmek için tek bir terimi anlamak gerekir: Türev...

Kâğıt para nedir?

Sadece bir semboldür (Biri baskı makinesinde bunu hiçten varetmiş...). Bir zamanlar bir Pound (Sterling) gerçekten de bir Pound (Sterling) anlamına geliyordu. Çok sade bir anlatımla, topraktan ancak o kadar gümüş çıkarılabiliyordu. Somut bir karşılığı vardı yâni. Gümüşü basamazdılar diye kâğıt parayı bastılar!

Sonra  bu kâğıt paranın türev balonunu kullanan, kısmî rezerv bankacılığı denilen şey çıktı; türev: bir matematiksel kavram olan türev burada somut bir şeyin, kendi değerinin üzerinden başka bir değer türetilerek oluşturulan finansal araç olarak kullanılmıştır.

Örneğin; mısır başağının da, arpa buğdayın da ve bir petrol varilinin de değeri vardır. Bunları gruplayıp ipotek tabanlı hisseler üretmeye başladığınızda buna türev denir.

Bankalara 10 liralık bir teminat yatırdığınız zaman, bankalar çekmecelerindeki 10 liraya 90 liralık borç satabilirler çünkü tüm öncül hesaplamaya göre herkesin aynı anda parasını geri istemesi söz konusu değildir; bu durum çok düşük bir olasılıktır (böyle bir durum kriz ortamlarında ve banka ile ilgili olumsuz spekülasyonlar ortaya çıktığında görülebilir ve bu da bankalar krizine ve bankaların batmasına neden olabilir). Buna banka çevrelerince riskleri minimize ederek çalışma denir.Yani olası olumsuz durumların olasılıklarını hesaplarlar.

1999 Aralık sonunda gerek Türkiye’de gerekse de ülkemizde bankalar krizinde olan ve yaşanan tam da budur. O düşük olasılık gerçekleşmiş ve bankaların büyük bir kısmı patır patır dökülmüştür. Bir kısmı da batmıştır.

Kısacası, somut değerler yerine kullanılan soyut değerli türevler balonu patlamıştır.

 

 

KANSER HÜCRELERİ FELSEFESİ
Siz şimdi 10 liralık depozitoya toplamda 100 lira borç veriyorsanız, bu yoktan var ettiğiniz daha fazla para demektir! Bu durumun devam etmesi ise sonsuz bir büyüme gerektirir! Türkiye'nin son dönemlerde (giderek bölgede de hatırı sayılır bir güç haline getirildiği ve ekonomisinin göreceli olarak sarsılmadığı günümüzde) oynadığı “kumar” budur!

Bu yeni bir felsefe değildir; sonsuza kadar büyüme,sadece kanser hücrelerinin felsefesidir!

10 liraya 100 lira vermeye ve bunu da sonsuza kadar  sürdürmeye olasılık olmadığından, riskler kontrol edilemez bir noktaya ulaştığında soyut değerli türevler balonu patlamak durumunda kalacaktır. 2007’de dünyada patlak veren küresel ekonomik kriz de bu soyut değerli türevler balonunun eş zamanlı ve domino etkisiyle tüm dünyada patlak vermesiyle oluşmuştur.

KIBRIS’IN KUZEYINDEKI  TÜREV BALONU
Şimdilerde ülkemizde de yaşanan girişimleriyle, sözde çağdaş üfürükçüler, geçtiğimiz günlerde kendin pişir kendin ye adı ile ve sen pişir ben yiyeyim sana da bir kaşık vereyim mentalitesi ile UBP’nin 26 parmağını kaldırtarak geçirilenözelleştirme yasası ile kendilerinin ilk etapta sarabilecekleri ve bir milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen  Kıbrıs’ın kuzeyindeki  türev balonunu indirmeye çalışacaklar!

Oysa ki, özelleştirme yasası ile, buzdağının yavaş yavaş yükselmeye başlayıp da şimdilerde hızlıca yukarıya çıkmaya başlayan ve istenirse görünür olan amacının: Türkiye menşeyli ve sermayeli şirketlerin Türkiye’den hareketle Kıbrıs’ın kuzeyine olan güdümlü hareketini kolaylaştırmaya yönelik bir manipülasyon şeklinde olduğu yaşayarak ve yaşanarak hissedilmektedir...


ŞİLİ ÖRNEĞİ

“Bu sorunla ilgili sayısız örnek bulunmakla birlikte, bir fikir vermesi amacı ile, Şili'de 1973 yılında yaşanan durumu hatırlamak yeterli olabilecektir.

Diktatör Pinochet’in Allende sosyalist hükümetine karşı düzenlediği ve CUNTA’yı getirdiği askeri darbesinin ardından, bu ülkedeki KİT'ler iktidara yakın çevrelere bedava denecek “uygun fiyatlarl” satıldı; yani peşkeş çekildi!

 1982-1984 ekonomik krizi patlak verdiğinde ise, CUNTA döneminde özelleştirilen KİT’ler tekrardan kamulaştırılıp, tekrar KİT'leştirildiler; yani once kamu malları yok pahasına özelleştirildi, ardından da içleri boşaltıldığında tekrardan devlet tarafından zararları ile birlikte geri alındı!.. Böylece zarar "sosyalleştirilmiş" oldu. 

O kadar ki, bu sonuncu KİT'leştirmeyle, KİT'lerin ekonomideki ağırlığı Sosyalist Salvador Allende dönemindekinden daha büyüktü...

 

 

Koşullar tekrardan değişince, bunlardan bazıları yeniden "özelleştirildi" (Doç. Dr. Fikret Başkaya (2004). Borç Krizi Üzerine Bir Deneme).

Bir taraftan özelleştirme, beri taraftan da aldıklarını söyledikleri sözde ekonomik önlemler üzerine UBP hükümeti ve Türkiye hükümetinden aldıkları “sözde çağdaş ve liberal persfektifleri”,  sadece ve sadece onyıllardır yarattıkları ve sürdürdükleri  statükoyu kendi lehlerine daha da stabil hale getirmekten ibarettir.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1324 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler