1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kendiliğindenliğe Güven*
Kendiliğindenliğe Güven*

Kendiliğindenliğe Güven*

İnan Keser: Herhangi bir düşünsel tartışma, bu tartışmanın yaşandığı düşünsel coğrafyanın hakim paradigmalarının doğrudan etkisi altındadır

A+A-

 

 

İnan Keser

inankeser@gmail.com

 

 

Herhangi bir düşünsel tartışma, bu tartışmanın yaşandığı düşünsel coğrafyanın hakim paradigmalarının doğrudan etkisi altındadır. Düşünsel coğrafya, tartışmaların taraflarına yalnızca veri ve argüman sağlamakla kalmaz daha da önemlisi yöntem (düşünce tarzları) ilkeleri empoze eder. Bu durum Türkiye’de de çok farklı bir görünüm sergilememektedir. Sosyal, felsefi ve siyasi tartışmalarda veriler, argümanlar ve yöntemsel yaklaşımlar belirli kalıpların dışına çok nadir olarak çıkabilmektedir. Türkiye’deki sol anlayış bunun en tipik örneğidir.

 

Ülkemizde sosyalizm, tamamen Marksizme indirgenmiş durumdadır (1). Bu şekildeki bir sosyalizm kavrayışı ise Marksizm dışındaki diğer sosyalist akımları bilme gereğini bile dışlamaktadır. Bu tutumun yanlışlığı anarşizm özelinde ele alındığında kendisini tam olarak ortaya koyar. Türkiye solunun anarşizme karşı tutumu siyasi bir karşı duruştan öte tamamen bir bilgisizlik durumunu işaret eder. Oysa Marksist kütüphanede yapılacak basit bir tarama bile gösterecektir ki Marksist teorinin, hakkında birçok şerh ve reddiye yazılan, temel kitaplarının önemli bir kısmı anarşist düşünürlerle girişilen polemiklerin ürünleridir. Bunun en açık tarihi delili I. Enternasyonel’in, 1872 tarihinde Lahey’de yapılan meşhur oylamasına kadar geçen  döneminin bir nevi Bakunin-Marx politik savaşımının yani anarşizm ile Marksizmin somutlaşması olmasıdır. Konunun bu boyutu bize şu gerçeği göstermektedir: Marksist teoriyi tam olarak anlamanın ön koşullarından biri anarşizm hakkında bilgi sahibi olmaktır, çünkü Marksizm varlığını kapitalizm eleştirilerinden belki de daha fazla bir oranda anarşizm eleştirilerine borçludur.

 

Ülkemiz sosyal bilimler çevrelerini ele aldığımızda da aynı durum pek değişmemektedir. Bu gün Marksist teori dışında birçok farklı sosyal teori gündemi sürekli olarak meşgul etmekte ve bu akımlar üzerine hayli yayın yapılmaktadır. Ancak bu akımlardan sadece biri olan postmodernizm el alındığında ülkemizdeki sosyal bilimcilerin anarşizm hakkındaki kayıtsızlıkları veya bilgisizlikleri açığa çıkmaktadır. Postmodernizm birçok söylemiyle anarşizmin devamcısı gibi görünmesinin yanında temel argümanları itibariyle anarşizmin kökten reddedilişi gibi de durmasına ve yayımlanan postmodernizm konulu çalışmaların birçoğu bu akımın teorik çözümlenmesi hakkında olmasına rağmen nedense anarşizm-postmodernizm ilişkisi yine görmezden gelinmiştir. 

 

Anarşizm hakkındaki bu bilgisizlik sonuçta ülkemizdeki birçok yazarı, anarşizmi yanlış tanımlama noktasına taşımaktadır. Anarşizme  “devlet karşıtlığı”, “her ne koşulda olursa olsun devletin ortadan kaldırılmasını savunmak” ve “kargaşacılık” gibi basit ve yanlış açıklamalar getirilmeye çalışılmaktadır.

 

Bu durumun bir benzeri Batı’da da yaşanmaktadır. Örneğin Degen’e göre “anarşi, insanın insan üzerindeki egemenliğinin ortadan kaldırıldığı bir toplumsal durum” (2) olarak tanımlanırken; ünlü İtalyan anarşisti Malatesta da anarşiyi “bir otorite olmaksızın örgütlenmiş toplum” (3) biçiminde tanımlamıştır. Bu noktada şunu açıkça ifade edebiliriz ki anarşizm ile ilgili olarak yapılmış bu tarz tanımlamaların birçoğunun eksikliği, anarşizmi, sadece her türlü otoriteye karşı çıkan veya sadece devlet karşıtı olan bir hareket olarak ele almalarıdır. Anarşizme bu tarz bir yaklaşım, bir yandan anarşizmin en önemli kavramı olan özgürlüğün göz ardı edilmesine yol açarken, diğer yandan anarşist düşünürlerin toplumsal ve bireysel özgürlüğün gerçekleştirilmesi için önerdikleri yöntemleri de yok saymaktadır. Hiçbir soru işareti koymadan söylenebilir ki anarşizmin temel kavramı özgürlüktür, ancak özgürlük anarşizmi tek başına açıklamaya yetecek bir kavram da değildir. Anarşist düşünce oldukça sistemli bir akım olduğu için özgürlük yanında anarşizmi oluşturan otorite karşıtlığı, anti-dogmatizm, desantralizm, federalizm, eşitlik, adalet ve özyönetim gibi diğer kavramları birbirinden ayrı ayrı ele alarak açıklamaya çalışmak yukarıdaki tanımlardaki ana hatayı tekrarlayarak anarşizmi bir sosyal teoriden çok bir ruh hali olarak göstermek olacaktır.

 

Anarşist yazarların özgürlük kavramına ilişkin tanımlamaları anarşist düşüncenin temel argümanlarını da içinde barındırır. Anarşistlerin özgürlük tanımını en net biçimde ortaya koyan şüphesiz Bakunin’dir. Bakunin özgürlüğe yaklaşımını şu sözleriyle özetlemektedir; “ben özgürlük derken, kelimenin gerçek anlamını hak eden tek özgürlüğü kastederim; herkesin gizli bir yetenek biçiminde sahip olduğu her türlü maddi, entelektüel ve ahlaki gücün tam gelişmesiyle ortaya çıkan, bizim kendi doğa yasalarımız tarafından çizilmiş olanlardan başka sınırlama tanımayan özgürlüğü” (4). Anarko-sendikalizmin önemli isimlerinden Rudolf Rocker da Bakunin’e oldukça benzer bir şekilde tanımlar özgürlüğü; “anarşistler için, özgürlük soyut felsefi bir tanım değil, her insanın kendisine doğa tarafından bağışlanan tüm güçleri, kapasite ve yetenekleri tam olarak gerçekleştirebilmelerinin ve toplumsal birer değere çevirebilmelerinin hayati maddi imkanıdır”(5).

 

Bu iki tanımlama, anarşistlerin özgürlüğe yaklaşımlarındaki temel noktaları tespit etmemizi sağlar: özgürlüğün insan türünün bir özelliği olduğu, bu nedenle doğal sınırlar dışında engellenmemesi gerektiği, insanın ‘gelişmesiyle’ birlikte özgürlüğün de geliştiği ve özgürlüğün bölünemez olduğu. Kısaca  özgürlük, bireyin gelişiminin dıştan gelen bir baskı ile engellenmemesidir.

 

Anarşizmde bireysel özgürlük temel bir argümandır. Ancak bireysel özgürlük anarşistlerce temel alınmasına karşın, bireysel özgürlük bireyi hiçleştirme noktasına taşıyacak bir çerçeve içinde ele alınmaz. Bu özgürlük çift yönlü olarak işleyen bir sürecin yönlendiricisi görevini yürütür; toplumsal özgürlüğün inşası ve bu özgürlüğün devamlılığının sağlanması. Bakunin bunu şöyle açıklamaktadır: “Benim kastettiğim özgürlük, her bireyin tek tek sahip olduğu özgürlüktür; bu özgürlük, başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bitmez; aksine o noktada olumlanır ve oradan sonsuzluğa uzanır. Benim kastettiğim özgürlük, herkesin özgürlüğü aracılığıyla her bireyin sınırsız özgürlüğüdür” (6).

 

Özgürlük kavramı, insanın gelişimi ya da Bakunin’in deyimi ile “insanın insanileşmesi” ile gerçekleştirilebilecek bir amaç olarak anarşist düşüncenin merkezinde bulunur; bu tanımlanışıyla özgürlük kavramı evrim kavramıyla sıkı bir ilişki içindedir; insan doğası gereği verili olanı değiştirmekte ve bu yolla gelişmekte olduğundan bu sürecin engellenmesi insan doğasına karşı bir çabadır. Özgürlük kavramının hemen ardından gelen kavram ise bu özgürlüğün toplumu oluşturan bütün bireyleri kapsayacak genişliğe ulaşması için gereken eşitlik ve adalet kavramlarıdır. Eşitlik ve adalet, özgürlüğün bireyi de aşarak topluma içkin bir hale gelmesini sağlamasının yanında bireysel özgürlüklerin maddi ve sosyal imkanlarını sağlama işlevlerini de yerine getirmektedir.

 

Özgürlüğün bu şekilde tanımlanması, insanların doğal hallerinde yani hiçbir engel ile karşılaşmamaları durumda daha özgür bir biçimde bir arada yaşayabilecekleri ön savına dayanır. Anarşistlere göre insan doğuştan sosyal bir varlıktır ve varlığının devamlılığı ile birlikte özgürlüğünü de ancak bir toplumsal sistem içinde koruyabilir. Kropotkin bu noktada kendi özgün teorisi olan “karşılıklı yardımlaşma”yı ortaya atmaktadır. O’na göre insanlar arasındaki uyumu ve sosyal kurumları oluşturan ve insanın evrim süreci içerisinde farklı türlerden daha hızlı bir şekilde ilerlemesini sağlayan, diğer türlerden daha güçlü bir biçimde varolan karşılıklı yardımlaşma içgüdüsüdür (7).

 

Bakunin de  benzer bir biçimde insanın evrimine vurgu yapar ve bu gün var olan insanın, toplum öncesi dönemde var olan insandan farklı olduğunu savunur. Bu farklılık temel olarak şu şekilde açıklanabilir: İnsan toplum öncesi dönemde sadece biyolojik bir türken, türsel evrimin yanında toplum içindeki gelişimiyle birlikte karşılaştığı kültürlenme ve sosyalizasyon süreçleriyle birlikte bir başka varlığa, beşere dönüşmüştür. Anarşistlere göre bu süreç insanın doğal evrim süreci içinde gerçekleştirilmiştir, kısaca bu süreç belirli bir planlamanın sonucu değildir ve bu süreç engellenmez ise gelişme devam edecektir.  Anarşistlere göre insanın gelişmesini yani özgürleşmesini engelleyen şey ise insanın doğal gelişimini engelleyen otoriter kurumlardır. Anarşistlere göre otorite, sosyal bir yapı içinde kendini gösterir ve kendi araçlarını yaratır. Bu nedenle mücadele ettikleri kapitalist toplumlarda varolan ekonomik sistemden, sosyal tabakaların ilişkilerine kadar bütün toplumsal yapı anarşistler tarafından, otoriter bir anlayışın dizaynı gibi algılanır; bu sistemde sadece yönetenler değil sosyal yapının her zerresi sorumlu görülür. Anarşistlere göre bu sistemin değiştirilmesinin yöntemi, yönetimin gelecek tasarımının ya da başka bir ifadeyle yönetim mentalitesinin değiştirilmesi  değil toplumsal yapıdaki en zayıfından en güçlüsüne her türlü egemenlik ilişkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Anarşistler bu noktada günümüzde varolan yukarıdan aşağıya doğru biçimlenmiş olan hiyerarşik ilişkilerin yerine yatay federatif ilişkilerin yerleştirilmesini amaçlarlar. Bu sistemde gönüllülük ve özyönetim esaslarına göre oluşturulmuş komünler yine karşılıklı gönüllülük esası çerçevesinde birbirleriyle ilişki halinde olacakları federatif bir yapı oluşturmaktadırlar. Anarşistlere göre oluşturulacak özyönetimci komünlerin federatif bir tarzda yaygınlaştırılması insan özgürlüğünün ekonomik, kültürel ve sosyal açılardan en güçlü savunmasını sağlayacaktır. Cangızbay’ın da belirttiği gibi özyönetim dıştan gelen belirlenmenin olumsuzlanmasıdır ve somut insanı toplumsal varoluşu içinde özgür kılmaya yönelik bir yapılaştırma yolu olan bu ilkenin insan özgürlüğü açısından işlevsel olabilmesi, birbirini etkileyen ya da etkileme olasılığı bulunan bütün çerçevelerde geçerli olması koşuluna bağlıdır (8). Bu noktada anarşistler varolan özgür komünlerin özyönetimci ilkelerinin bütün topluma yayılması ve yeni hiyerarşik ilişkilerin oluşmasını engellemenin biricik yöntemi olarak federatif örgütlemenin kaçınılmazlığına vurgu yaparlar.

 

Federatif örgütlenmenin en önemli amaçlarından biri komünlerin ürünlerinin toplum içinde dolaşımının sağlanması yoluyla ekonomik merkeziliğin ortadan kaldırılması, Kropotkin’in ifadesi ile “ekonomik desantralizasyon”un sağlanmasıdır (9). Bu yolla kapitalist sistemden farklı olarak, ekonomik üretim sonucunda oluşan değerin belirli toplumsal grupların elinde toplanarak, bunun bir güce dönüşmesinin yani “efendiler”in ortaya çıkışının maddi zemininin oluşmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca federatif sistemde belirli yönetim mekanizmaları oluşturulmayacağından en küçüğünden en büyüğüne bütün komünlerin eşitliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Anarşistlerin bu yaklaşımları Ukrayna anarşist hareketinin Bolşeviklerle mücadeleleri sırasında kullandıkları “kahrolsun komiserokrasi” (10) söylemi ile özetlenmiştir. Anarşistlere göre her türlü merkezi yapı bireysel, kültürel ve sosyal farklılıkları yok saymakta ve bu farklılıkları taşıyan birey ve grupların taleplerini göz ardı etmektedir. Bunun engellenmesi ise federatif örgütlenmeler yoluyla birey ve grupların kendi talep ve ihtiyaçları doğrultusunda yaşamalarının sağlanmasıdır.

 

Amaçlanan bu topluma ulaşılması konusunda ise anarşizmin önemli düşünürleri arasında bazı yaklaşım farklılıkları mevcuttur. Bakunin gibi anarşistler amaçladıkları özgür toplumun genel bir devrim ile gerçekleştirilebileceğini savunurken Kropotkin, Bakunin’den farklı bir yaklaşım geliştirerek, böyle bir sosyal devrimi beklemeden, anarşist ideallerin sosyal yaşam içinde otonom örgütlenmeler yolu ile gerçekleştirilebileceğini de savunmaktadır. Kropotkin’e göre bu  otonom örgütler sivil toplum örgütleridir. Hiçbir yönetme iddiası taşımayan bu kuruluşların en temel özelliği hükümet dışı olmaları ve gönüllülük esasına göre kurulmuş olmalarıdır. Kropotkin, aynı örgütleri insanda doğal olarak var olan dayanışma duygusunun bir kanıtı olarak da savunmakta ve yaygınlaştırılmasını önermektedir (11).

 

Ancak anarşistler ulaşmak istedikleri özgür bireylerden oluşmuş özgür federatif toplumların nasıl hayata geçirileceği, bu toplum biçiminin hayata geçirilmesinden sonra uygulamaların nasıl olacağı konusunda kesin reçeteler vermekten özenle kaçınırlar. Anarşistlere göre insanlar, birlikte olma zorunluluklarından dolayı bu süreçleri toplumsal kendiliğindenlik biçiminde gerçekleştirebilirler. Anarşistlerin gelecek ile ilgili sihirli reçeteler vermekten kaçınmaları onların özgürlük tanımlarıyla örtüşmektedir: Dogma haline gelmiş bir düşünce, maddi baskı süreçleri kadar etkili bir engelleyicidir.

 

Anarşizm baskının aracı olmaları nedeni ile her türlü dogmanın reddedilmesi gerektiğini savunur. Anarşistler, toplumların gün be gün değişim içinde olduğunu ve toplumlarının geleceklerine ilişkin herhangi bir şablon fikir ortaya atılamayacağını savunurlar. Anarşistler için böyle bir uygulama ancak toplumların ve insanların özgür gelişimlerinin belirli kesimlerce engellenmesi anlamını taşır. Anarşizmin bu temel ilkesi en iyi biçimde Proudhon’un Marx’a mektubunda açıklanmıştır. Proudhon bu mektubunda Marx’ın birlikte çalışma isteğine bazı şartlar ileri sürmekle birlikte olumlu bakmıştır, bu şartların bir tanesi şöyledir: “Güzel ve dürüst bir polemik yapalım; bütün dünyaya, bilgili ve uzak görüşlü bir hoşgörülülük örneği verelim; kendimizi, bu din mantığın dini, aklın dini bile olsa yeni bir dinin havarileri olarak ortaya koymakla yeni bir hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün önderleri olarak ortaya atmayalım. Bütün itirazları hoş karşılayalım, teşvik edelim. Bütün dışlamaları, bütün mistisizmleri bozalım, silelim; bir soruna hiç bir zaman bitmiş, tükenmiş gözü ile bakmayalım. En son delilimizi de tükettikten sonra bile, eğer gerekiyorsa yeniden, belagat ve mizahla başlayalım” (12).

 

 Anarşistler bu çerçevede, belirli bir fikrin diğerleri karşısındaki mutlak üstünlüğünü de kabul etmezler. Anarşistlere göre dogma, zorunlu olarak bu dogmayı uygulayacak bazı grupları da gerektirir ki, bu da egemen grupların oluşmasını sağlar. Çünkü bir dogmanın varlığı, onun fikirsel güçlülüğünden çok onu savunanların gücünden kaynaklanır. Bu özelliğiyle fikirler birer dini inanca dönüşme eğilimi taşırlar. Anarşistlerin bu yaklaşımı onları planlamacılar-kendiliğindenciler dikotomisinde kendiliğindenciler safına iter. 

 

Görüldüğü gibi anarşizm çözümleme birimi olarak bireye merkezi bir rol vermiştir. Ancak anarşizm, bireyi toplumdan soyutlanmış bir varlık olarak ele almak yerine birey ile toplumun ayrılmazlığı ilkesini benimsemiştir. Anarşizm, bu yaklaşımı ile bireyi hiçleştirici bir yalnızlığa hapsetmek yerine her bireyi bütün toplumsal yapının içindeki abralara (13) dönüştürme amacını taşımaktadır. Yazımız boyunca ele aldığımız anarşist ilkeleri bir araya getirerek anarşizmi şu şekilde tanımlayabiliriz: Anarşizm insanın, evrim içerisinde düşünsel, ahlaki ve ekonomik her alanda kendisini daha da geliştirmesi sonucunda özgürleştiğini, insan özgürlüğünün temel engelleyicisinin insanın köleleşmesi sonucunu doğuran otoriter kurumlar olduğunu ve bu kurumların federatif örgütlenmeler yoluyla ortadan kaldırılmasıyla insanların kendiliğinden özgür toplumlar yaratabileceğini savunan bir felsefi ve siyasal düşüncedir.  

 


 

Kaynakça ve Açıklamalar

[1] Burada Marksizmi, ortodoks Marksizm olarak değil,  Marksist ekole bağlı bütün akımları işaret edecek bir anlamda kullandım.

2 DEGEN, Hans-Jürgen; Anarşizmin Bugünü, Çev. N. Ozan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 163.

3 RICHARDS, Vernon; Malatesta, (Çev. Z. Kiraz), Kaos Yayınları, İstanbul, 1998, s. 10.

4 BAKUNİN, Mihail; Tanrı ve Devlet, (Çev. S. Ergün),Öteki Yayınları, Ankara, 2000, s. 96.

5 ROCKER, Rudolf; Anarko-Sendikalizm, (Çev. D. Güneri), Kaos Yayınları, İstanbul, 2000, s. 30.

6 BAKUNİN, Mihail; Tanrı ve Devlet, (Çev. S. Ergün),Öteki Yayınları, Ankara, 2000, s. 96.

7 KROPOTKİN, Pyotr; Karşılıklı Yardımlaşma, (Çev. I. Ergüden ve D. Güneri), Kaos Yayınları, İstanbul, 2001, s. 5-40.

8 CANGIZBAY, Kadir; Siyaset Ötesi Toplum, V Yayınları, Ankara, 1987, s. 129.

9 KROPOTKİN, Pyotr; Ekmeğin Fethi, (Çev. M. Beyhan), Öteki Yayınları, Ankara, 1999, s. 258

10 ARŞİNOV, Peter; Ukrayna Anarşist Hareketi; Mahnovişçina, (Çev. Y.T. Başaran ve C. Atilla), Kaos Yayınları, İstanbul, 1998,  s. 27

11 KROPOTKİN, Pyotr; Karşılıklı Yardımlaşma, (Çev. I. Ergüden ve D. Güneri), Kaos Yayınları, İstanbul, 2001, s. 251

12 J. PROUDHON'DAN KARL MARKS'A MEKTUP; www.anarşistbakış.com

13 Dengeyi bozabilecek ya da bozuk olan dengeyi düzeltebilecek ufak ağırlık-etki 

*Yazı, “Düşünen Siyaset”te (www.dusunensiyaset.com) de yayımlanmıştır.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 901 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler