1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kendi Gençliğinden Korkmak
Kendi Gençliğinden Korkmak

Kendi Gençliğinden Korkmak

Eğitim yılının son dönemlerini yaşadığımız bu günlerde, ne yazı ki eğitim adına tartışmalarımız Türkiye’ye gönderilen mektuplar… Ancak öyle ya da böyle, şu amaç ya da bu amaç için her ne maksatla yazılmış olursa olsun, mektupta (ya da me

A+A-

 

 

         Eğitim yılının son dönemlerini yaşadığımız bu günlerde, ne yazı ki eğitim adına tartışmalarımız Türkiye’ye gönderilen mektuplar…

 

Ancak öyle ya da böyle, şu amaç ya da bu amaç için her ne maksatla yazılmış olursa olsun, mektupta (ya da mektuplarda) yazılanlar eğitim sistemimizin hangi anlayışlarla yönetildiğinin ipuçlarını veriyor. Çünkü yazılanlar (ya da anlatılmak istenenler) eğitime, insan yetiştirmeye ve bir ülkenin geçliğine bakış açısını gösteriyor… Ve ne yazık ki bu anlayış, her açıdan eleştiri alıyor…

 

Anlaşıyor ki “efendi çocuktur” diye nitelendirdiğimiz gençlik yetiştirilmesi isteniyor…  “Efendi çocuk” deyip, böbürlenmemizi sağlayan gençler isteniyor etrafımızda… Efendi”, yani söz dinleyen, pek bir yaramazlık yapmayan, az söyleyip, çok dinleyen…

 

Dahası böylesi gençlerin bu özellikte yetişmesi için, yüksek öğrenimlerini Türkiye’de almaları gerektiği vurgulanıyor… Türkiye’nin dışında bir başka ülkede yüksek öğrenim görürlerse “efendiliklerinde” sorunlar olabilir… Hele bu gençler yüksek öğretimden önceki lise eğitimlerini de Güney Kıbrıs’ta tamamlamışlarsa o zaman tam bir sorun… Ne yazık ki eğitimimize yön verenlerin düşüncesi bu… 

 

Hiç kuşku yok ki bu düşünce, en basit ifadeyle kendi gençlerine güvenmeme demek… Ve akla hemen şu soru geliyor… Acaba eğitime yön verenler, gençleri kendi istekleri doğrultusunda davransınlar diye mi eğitim sistemimizi köhnemiş bu anlayıştan kurtarmıyor? Bu anlayış eğitim sitemimizi, “sus konuşma”, “sen şu testi çöz bakayım”, “bir şey araştırmana gerek yok, benim söylediklerimi yap yeter” olguları üzerine kuruyor.

 

         Bu olgular size çok basit gibi gelebilir. O zaman biraz daha derin düşünmeye çalışalım. Demokratik, ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş bir toplum olmak istemiyor muyuz? Bunu istiyorsak;

·        Yaratıcı, yenilikçi, eleştirel düşünebilen, araştırmacı, yabancı dil becerileri yüksek gençlere sahip olmamız gerekmez mi?

·        Gençlerimizin iyi birer dünya vatandaşı olmaları, çevre bilinci, cinsiyet eşitliği, insan hakları ve farklı kültüre saygı duyma değerlerini taşımaları gerekmez mi?

·        Fikrini, düşüncesini, ne istediğini özgürce söyleyebilen, ülkenin yapılanmasında ve toplumsal olaylarda tavrını ve isteğini açıkça ortaya koyan bir gençliğe ihtiyacımız yok mu?

 

Onların böyle yetişmesinden korktuğumuz için mi başka ülkelerde eğitim almasını sorun olarak görüyoruz. Kendi gençlerimizden mi korkuyoruz? Ama korkunun da ecele faydası yoktur…

 

 

 

 

 

 

OKUMUŞ MUYDUNUZ?

                                              

“İnsanlar huyları ve hayattaki rolleri itibariyle 3’e ayrılırlar;

-      Kendi oturduğu dalı kesenler,

-      Başkasının bindiği dalı kesmekle uğraşanlar,

-      Başkasının dalını kesiyorum zannıyla kendi dalını kesenler..”

 

Refik Halit KARAY

 

 

 

ANLAYANA

 

 

Kültür – Fizik

 

Yılların deneyimli politikacı iyi yaşlanmıştı; gözleri ve kulakları iyice zayıflamış, bedeninde takat kalmamıştı. Ancak bizim yaşlı politikacının en büyük derdi aldığı kiloları idi. Kilo almaktan kurtulmak için bir gün doğruca doktorunun yolunu tutar.

-      “Doktor, şu kilo sorunuma bir sorun bul” diyerek doktoruna dert yakınır. Doktor:

-      “Sabahları bir saat kültür-fizik yapmalısınız” önerisinde bulunur.

Kilo sorunundan kurtulamayan bizim yaşlı politikacı iki hafta sonra tekrar doktorunun yolunu tutar, doktor hemen sorar:

-      “Kültür-fizik yapıyorsunuz değil mi?

Bizim ki kendinden emin bir şekilde yanıtlar:

-      “Ya doktor: Kültür iyi gidiyor, her sabah bir saat gazete okuyorum ama fizik bildiğin gibi hiçbir gelişme yok.”

 

 

 

 

BURAYA DİKKAT

 

2012-ÖSYS Kılavuzuna “4+4+4” Ayarı

ÖSYM'den yapılan açıklamayla; 2012-2013 öğretim yılında yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçme ve yerleştirme işlemlerinde uygulanacak kuralları içeren 2012-ÖSYS Kılavuzu’nu yeniden yayımladığını duyurdu. 11 Nisan 2012 tarih ve 28261 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren “4+4+4” olarak adlandırılan yeni sistemle ilgili 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun yükseköğretime giriş ve yerleştirmeye yönelik ilgili maddelerinin yeniden düzenlendiği belirtildi.

Kılavuzdaki düzenlemeye göre, açık öğretimin kontenjan sınırlaması olan programlarını tercih edebilmek için ilgili YGS puanının en az 140 olması gerekir (Sınavsız Geçiş sonrası boş kalan kontenjanlar buna dahil). Açık öğretimin kontenjan sınırlaması olmayan programlarına YGS puan türlerinin en az birinden 140 ve üzeri puan alan adaylar tercih ettikleri takdirde yerleştirilecek.

2012-ÖSYS'de yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarıları dikkate alınacak. Türkiye geneli değerlendirmeye esas alınarak, ortaöğretim bitirme notları (100 üzerinden diploma notu) 5 ile çarpılarak ortaöğretim başarı puanına (OBP) dönüştürülecek. Böylece 50 olan en düşük diploma notu için OBP 250 olacak, en yüksek 100 olan diploma notu için de OBP 500 olacak. 50'nin altında olan diploma notları 50 olarak değerlendirmeye alınacak.

Her aday için hesaplanmış ortaöğretim başarı puanı, 0,12 ile çarpılarak sınav puanlarına katılacak ve böylece adayların yerleştirme puanları hesaplanacak. Bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarının mezunları, Yükseköğretim Kurulunca saptanacak alanlarda bir yükseköğretim programına yerleştirilirken ortaöğretim başarı puanının 0,06 katsayısıyla çarpından elde edilecek ek puanlar yerleştirme puanlarına eklenecek.

Bütün bunlardan bizim eğitim sistemimiz yöneticileri haberdar mı? LYS’ye girecek öğrencileri bu konuda bilgilendirecek mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 746 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler