1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KEBAPÇI ÇIRAKLIĞI...
KEBAPÇI ÇIRAKLIĞI...

KEBAPÇI ÇIRAKLIĞI...

Lefkoşa Türk Belediyesinin bugünkü hali gerçekte her şeyi secime indeksleyen anlayışın yol açtığı en yeni yıkımdır. Ülkemiz siyasi yaşamında ta eskiden beri, demokrasinin bu en önemli olayını, demokratik bir unsur un önemli bir aracı olarak görmek anlay

A+A-

 

Lefkoşa Türk Belediyesinin bugünkü hali gerçekte her şeyi secime indeksleyen anlayışın yol açtığı en yeni yıkımdır. Ülkemiz siyasi yaşamında ta eskiden beri,  demokrasinin bu en önemli olayını, demokratik bir unsur un  önemli bir aracı olarak görmek anlayışı yerine, seçimi kazanmanın ve iktidar olmanın amacı olarak görmek düşüncesi  yerleşmiştir. Dolayısı ile seçim, araç olmaktan çıkmış, amaç olmuştur.

Bu 1975 sonrası oluşan ve günümüze kadar gelen ve şimdilerde artık resmen fıcırığı çıkmış “yeni” bir anlayış değildir. Çok eskiden de bu anlayışın tohumları atılmış ve” ulvi” gerekçelerle bu yaşanmıştır.”Ulvi” gerekçeler, milli söylemlerle bezenmiştir. Dışlama, suçlama, çamur atma, bol vaat, baskı altına alma, hatta şiddet uygulama metot olarak yapılmıştır. Bu yapıldıktan sonrada seçim sonrası oluşan ciddi kırılmalar devam etmiş ve bu kez de yeniden kazanma adına da seçimin ertesi gününden itibaren popülist uygulamalar gündeme girmeye başlamıştır..

Bu anlayış, 1975 sonrası daha bir açık ve yaygın olmaya başladı. Bu siyasi yaklaşımımızı zehirledi. Bizi bugün yaşadığımız çıkmaza sürükledi. Bu yalnız, siyasi kadroları, partileri değil, ama yurttaşı da yanlış olarak etkileyen bir kültüre dönüştü.

SİYASETÇİ SEÇMENİN, SEÇMENDE SİYASETCİNİN ESİRİ OLDU

Düşünün her seçim öncesi vaat, baskı ve bin bir alavere dalavere ile yurttaşların listeler halinde  partilerinden istifa edip, iktidar partisine geçtikleri haberlerini okuduk. Bu günde bunun örneklerini   görmekteyiz..Bu sözde siyaset metodu, insanlarda ne onur, ne de ilke dürüttü. Ve dürütüyor.  Bu sonuçta ayni zamanda  yurttaşın siyasetçiyi tehdit noktasına da döndü. Yani canavar, kendisini yaratanı esir aldı. Sonuçta siyasetçi seçmenin, seçmen de seçtiğinin esiri oldu.

Bir tahsisi için, bir “koçan” için, bir iş için, bir kredi için, bir iş kurma izni için, bir T izni için, bir arsa için, mandıra yeri için, sanayi bölgesinde bir yer için, bu reva görüldü. Böylece yurttaşın hem kendine güveni, hem de siyasetin ve siyasetçinin ilkeli duruşu yaralandı. Şimdilerde herkes siyasetin çürümüşlüğünden şikayet ediyor. Ama bunları da yapmayanlar “ahmak” olarak sayılıyor. Sonrada partisi seçim kaybedince suçlanıyor. Bu yüzden de artık alternatif düşünce sahipleri dahi, “biz hata yaptık, bu defa gelince bizde partizanlık yapmamız gerekiyor” fikrine ulaşıyor.

İşte bu olan bitenler sonuçta düşünceyi, siyasi kültürü, İlkeli duruşu, toplumsal ve demokratik hukuk devleti temelinde var olmayı ekonomik akılla düşünmeyi, açık ve dobra olmayı vurdu. Bunları vurursanız da artık, nitelikli bir siyaset ve siyasetçi varlığını siz kendi ellerinizle yararlarsınız. Evet benim yanlış düşünmek hakkım da var. O zaman bana nerede yanlışım olduğunu da herkesin kanıtla saygı ile söylemesi gerekir. Doğru bu temelde gelişir. Ama kalıplar içine sıkışmak ve gerçek düşünceyi de gizleyerek alttan altta yazmak anlayışı da gelişiyor. Dolayısı ile fikir tartışması güme gidiyor. Bu kez katagorize etmeler başlıyor.

Rumcu, hain, liberal, çakma solcu, statükocu solcu, uşak, falan filan. Böyle bir ortamda hangi düşünceyi tartışabilirsiniz ki sağlıklı olarak.

İşte bu nokta, bugünkü çıkmazlarımızın ana unsurlarından biridir..Her türlü ilkesizlikle ve tek amacın seçim kazanmak olduğu bir yerde, hem toplumsal sorunların çözümünün ve demokratik kurumsallaşmanın önünü tıkarsınız. Ayrıca yurttaşın demokratik gelişiminin önünü de kapatırsınız. Sonuçta kimseye ve hiçbir şeye inanmayan bir yapı oluşur. Dar çıkarcılık alır başını gider.

Bu ne acıdır ki yalnızca sağı etkilemedi. Maalesef zaman içinde buna isyanı olan, buna itirazı olan solu, demokratik unsuru da etkiledi. Kazanmak ya da rakip gördüğü sağ ve sol partiyi aşağıya çekmek için olmadık sol demagoji yapmak, rakip gördüğünü içi boş keskin söylemlerle suçlamak, hatta rakip gördüğü solu, sağdan ödünç alınmış yargılarla sıkıntıya sokmak dahil her şey yapıldı.

Örneğin “bu memlekette bir şey olmaz, değişmez, Türkiye’nin dediğinden başka bir şey olmaz” düşüncesi, yıllar boyu sağın, kendi yaptığı yanlışları, kendini masumlaştırmak için örtü kıldığı bir argümanı idi. Egemenlerin, demokratik enerjinin büyümesinin önüne geçme maksadı ile de kullandığı  bu argümanı dahi sol, birbirinin ayağını tutmak için kullandı.

Sonuçta bu kültür solu da etkiledi. Ne acıdır ki etkiledi. Seçim kazanmak için bildiği ekonomik gerçekleri anlatacağına, statükonun var ettiği yanlış yapılanmaları tartışacağına, susmayı tercih etti. Ayrıca solun içine de yansıdı, neyin seçileceğinden çok, kimin seçileceği anlayışı. Böylece çok dostluklar zedelendi . Şimdilerde bu hem sağda, hem de solda daha fazla yer etti. Neyin, hangi programın, hangi toplumsal hedefin seçileceğinden çok, maalesef kimin seçileceği anlayışı şimdilerde daha fazla yer etti.

Kimse bana bu bizi etkilemedi demesin. Evet daha az etkiledi. Ama etkiledi. Şimdilerde bu azın daha fazla olmayacağını da kimse söyleyemez. Maalesef 2009 seçimlerinde pek çok şey yanı sıra, bu da bizi negatif etkilemiştir. Kim listeye girecek, kim kaçıncı sıraya girecek ve kim seçimden kaçıncı sırada çıkacak gibi klasik sağ deformasyonun etkisi, o seçimlerde bizi az veya belli ölçüde olsa dahi negatif etkiledi.

Ancak bu işin fıcırığını sağ, UBP- DP çıkarttı. 2006 Yerel seçim gecesi, seçimi kaybettiğini sanan Cemal Bulutoğluları’nın, Lefkoşa Surlar içinde yaşayan insanlara sarf ettiği galiz sözler unutulamaz. Ama kazandığı anlaşılınca,” canımlı, guzzumlu” sözler, işe almalar, büfe izinleri, o bu, aldı başını gitti. Sonra 19 Nisan seçimleri. UBP alabildiğine popülizim yaptı. Sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi, her iki seçimi de ülkenin sorunlarına çözüm için tartışma ortamı olarak değil, ama tek amacı kazanmak olan ve bu uğurda her şeyi mubah gören anlayışla aldı. Bu şimdilerde bir başka bir olumsuz örnek oluyor maalesef. Hala alternatif düşüncelerin şekillenmemesinin temelinde bu var..

Seçim sonrası ise toplum her açıdan hüsranları yaşayan bir hale döndü. Ekonomi, demokratik durum , siyasi ve toplumsal moral yerlerde sürünüyor. İşte bu anlayışları ciddi ciddi sorgulamadığımız sürece, alternatifin de bozulma ihtimali olduğu sürece, gelişme sağlanamayacaktır. Toplumsal varlığı korumayı ve geliştirmeyi düşünen herkes, öncelikle bunu ele almak durumundadır. Evet, bugün oluşan bu ortam, siyasi ve toplumsal yapıda, hayatın her alanında ilkesel duruşun yerini, her halükarda kazanmak kültürü almasındandır. Bu sözde “gerçekçi” amaç, hümanizmayı, demokratik olanı, düşünsel olanı, prensipli olanı, toplumsal olanı ekarte etmektedir.

Ekarte olan birey değil, ekarte olan düşüncede ve  davranışta, toplumsal olmak , ilkeli olmak oluyor. Bu yüzden artık siyasette, ilkesel olmak ve  düşünsel olarak toplumsal olmak ve bireyin gerçekten özgür, ama Nazım’ın dediği gibi de “bir orman gibi kardeşçesine” olacağı anlayışları tartışmak gerekiyor.

Bu yolda yürümek için biliyor musunuz ilk yapılacak iş çok basittir. İnsanların yüzüne ve gözüne bakarak konuşmak. Arkasından söz söylememek ve kendi “gomma”ları içinde değil, herkesin önünde konuşmak. En farklı düşündüğünü zan ettiğin insanın, gözünün içine bakarak, onunla konuşmak. Bu arada kazanmanın amaç için, yalnızca önemli bir araç olduğunu düşünmek. Esas kazancın ilkesel olarak toplumsal gelişmeyi sağlayacak olan düzenlemeleri tartışmak ve bunu zorluklara karşın yapma cesareti ve girişiminde olmak . Ayrıca da  kimsenin de öğretmeni olmayacağımızı bilmek.

Evet, siyasi ve toplumsal kültürü bu açıdan LTB’ nin bu hali açısından da tartışmak gerekiyor. Çünkü LTB’ nin bu hali, siyasette popülizmin, ilkesizliğin, plansızlığın ve tek amacın kazanmak olduğu anlayışının en tipik yıkıcı örneğidir. İşte bunu, bu yanlışı sorgulamak için bu zemin önemlidir.

AYNAYI ODADA OLSUN YÜZÜMÜZE ÇEVİRMEK

 Ancak bu tartışmayı yaparken, aynayı hep başkalarına değil, uygun şartlarda kendimize de döndürmek gerekiyor. Çünkü “kebapçı dükkanının çırağıdır” bütün alternatif düşünce mensupları da. İçinde yaşadığı toplumun, tüm olumlu ve olumsuz “kokuları” üzerimize sinmiştir. Üzerimizdeki olumsuz kokuları azaltmanın yolu da hiç olmazsa “ODA” da olsun, aynayı üzerimize de tutmaktan geçer. Yoksa tek başına düzen eleştirisi ile bir yere varılamaz. Alternatif olanın, değiştirmek isteği, düzenin metotlarının çoğunu, ayni zamanda ret etmesini bilmekten de geçer.. Ya da öyle olması gerekir. Eğer olmayacaksa, o zaman sol, ya da demokrat etiketli düzen olgularına hiç ihtiyaç yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1414 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler