1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kayıp' İsmail Ali, Cuma günü toprağa verilecek...
Kayıp İsmail Ali, Cuma günü toprağa verilecek...

'Kayıp' İsmail Ali, Cuma günü toprağa verilecek...

bulunan “kayıp” İsmail Ali’nin oğlu Ali Esendağlı, 19 Ekim 2012 Cuma günü saat 10.00’da babasından geride kalanları askeri bir törenle Lefkoşa Şehitliği’nde defnetmeye hazırlanıyor. “Kayıp” İsmail Ali’nin v

A+A-

 

 

1974’te Petrofan (Esendağ) köyünde öldürülen ve kalıntıları, Kayıplar Komitesi tarafından yürütülen kazılarda Petrofan’da bir kuyuda bulunan “kayıp” İsmail Ali’nin oğlu Ali Esendağlı, 19 Ekim 2012 Cuma günü saat 10.00’da babasından geride kalanları askeri bir törenle Lefkoşa Şehitliği’nde defnetmeye hazırlanıyor.

“Kayıp” İsmail Ali’nin ve Petrofan köyünden diğer beş “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün öykülerine yıllar önce bu sayfalarda yer vermiştik.

“Kayıp” İsmail Ali’nin oğlu Ali Esendağlı’yla birlikte, Petrofan’daki kazı sürecini de yakından izlemiş ve bu süreçteki gelişmeleri de bu sayfalarda yayımlamıştık.

“Kayıp” İsmail Ali’nin oğlu Ali Esendağlı, babasının kalıntıları bir kuyuda bulunduktan sonra yaşadığı süreç hakkında sorularımızı yanıtladı. Ali Esendağlı’yla röportajımız şöyle:

 

SORU: Evet Ali Bey, 19 Ekim Cuma günü saat 10.00’da babanı toprağa verecen, Lefkoşa Şehitliği’nde...

ALİ ESENDAĞLI: 2008’de bulunduydu babam – 1974’ten 2008’e 34 sene... Yani “kayıp” edilişinden 34 sene sonra bulundu, 38 sene sonra da defnediliyor...

 

SORU: Petrofan’ın “kayıplar”ı altı kişiydi...

ALİ ESENDAĞLI: Evet... Babam, babamın annesi yani Şerif nenem...Şerif nenem “kayıp” değildi, öldürüldüydü – cesedini Birleşmiş Milletler Barış Gücü getirdiydi bize 20 Ağustos 1974’te...

Babamdan başka beş “kayıp” daha vardı Petrofan’da. İki tane birinci yeğenleri babamın, amca oğulları, Kadir Mehmet Kerem ve Hasan Mehmet Kerem... Bir da gene karı-koca vardı, Hasan Veli ve karısı Şerif Veli... Bir da tek yaşlı kadın vardı, o da Pembe Veli idi...

 

SORU: Herhalde Petrofan’dakiler hep birbirine akrabaydı çünkü küçük bir köydü...

ALİ ESENDAĞLI: Küçük köy olduğu için, yakın değilisa bile, gene da üçüncü karından bir akrabalık varıdı...

 

SORU: Petrofan “kayıpları”ndan ilk baban İsmail Ali defnediliyor...

ALİ ESENDAĞLI: Şimdi zaten babam diğer “kayıplar”dan ayrı bir yerde bulundu. Fakat ilk kazılarda, diğerleri bulunmadı. Dolayısıyla, biz aile olarak, zaten diğerleri da akraba olduğu için, dedik ki diğerleri da bulunsun ve hepsini, hep beraber bir yere gömelim...

Bunun için biz babamın DNA’sı dört sene önce yapılmasına rağmen, bekletmeyi tercih ettik ki diğerleriynan beraber gömülsünler...

 

SORU: Diğerleri da bulunsun diye çok da çaba gösterdiydiniz...

ALİ ESENDAĞLI: Biz babamın cesedini bekletmeye aldıktan sonra görevimiz diğerlerinin da bulunması için gerekli uğraşı vermekti... Bu arada ikinci kazıların başlamasında ve diğer beş “kayıb”ın da bulunmasında çok büyük yardımlarını gördüğüm Ksenofon Kallis’e da bu vesileyle da bir defa daha teşekkür ederim. Çünkü onun yardımlarıyla ikinci kazılar başladı ve diğerlerini da bulduk.

Şimdi bunların bulunmasıyla beraber, aynı zamanda ben bu insanların “şehit” kabul edilmediklerini öğrendiğim zaman, hem onların DNA’sı te yapılsın, kimlik tespiti yapılsın, bu arada bunların “şehit” kabul edilmesi için bir mücadele başlattım.

 

SORU: Babanız “şehit” kabul ediliyordu – diğer beş “kayıb”ın hepsi da mı “şehit” addedilmiyordu?

ALİ ESENDAĞLI: Hayır. Dört tanesi... Kadir Mehmet, babamla beraber “şehit” olarak kabul edilir. Fakat diğer dördü “şehit” kabul edilmez.

 

SORU: Aynı kuyudan çıkmalarına rağmen yani bazısı “şehit” kabul edilir, bazısı “şehit” kabul edilmez...

ALİ ESENDAĞLI: Evet... Kabul edilmediler. Şimdi bunun sebebi da ilk önce bunlara “Hadise kurbanı” dendi. Bizler bu “kurban” kelimesinden rahatsızlık duyduk. Benim gibi yüzlerce “kayıp” ailesi, tepkilerimizi dile getirdiğimizinan, 1989 senesinde bir yasa geçirerek, 89/30 sayılı yasayı geçirerek dediler ki “1974 savaşında ve önce da, düşman tarafından katledilen tüm insanların şehit olarak kabul edilmesi...”

Fakat bu arada bu yasa çıktığında bir da üç aylık müddet koydular. Yani üç ay zarfında ailelerin başvurmasını...

Ben bu vesileyle şikayet mahiyetinde diyeyim, protesto mahiyetinde diyeyim, böyle bir yasa bence saçma bir yasaydı. Çünkü şehitlere devletin sahip çıkması lazım. Çünkü bir insan devleti uğruna mücadele eder ve ölür. Dolayısıyla ailelerin müracaat edip da “Benim şehidim vardır” demesi, zaten saçmaydı.

Evet, bu insanların kimsesi da yoktu, zaten hiç bulunmamışlardı, “kayıp”tılar. Zaten bizim bunlar resmi “ölü” olarak 1993 senesinde kayıpların aranmaya başlanacağında, resmen bunların “ölü” olduğu ve aranacakları bildirildi. Dolayısıyla 1989’da çıkan bir yasaya ben o günde, ben örneğin, yakın Kıbrıslırum köyü Atienu’da (Kiracıköy), orada ben bu insanların hapiste olduğunu tahmin ederdim veyahut esir olarak bir bahçede çalıştırıldıklarını sanırdım. Öldüklerine inanmadığım insanların 89’daki yasaynan ben nasıl gider da derdim ki “Bunları şehit yazınız.”

Fakat ne zaman bunların “şehit” olarak kabul edilmediği belli oldu, DNA’ları yapıldı, bildirildi bize, biz dedik ki “Bunların şehit kabul edilmesi için ne yapılması lazım?” Bu sene oldu bu yani, 2012’de... Dediler ki “Komisyon vardır, kim şehit kim değil o komisyon değerlendirir... Beş kişilik bu komite toplanır...”

Komite’dekilerin bir tanesi Güvenlik Kuvvetleri’nden, bir tanesi Sosyal Hizmetler Dairesi’nden, bir tane Şehit Aileleri Derneği’nden, bir tane Başbakanlık’tan, eder dört. Bir tane daha var, Cumhurbaşkanlığı’ndan mı veyahut başka bir yerden mi, tam bilmiyorum ama zannederim Cumhurbaşkanlığı’ndan olabilir. Beş kişilik bir komite. Bu komiteyi biz toplantıya çağırdık... Komite toplandı ve bu insanların durumunu ve bulguları değerlendirerek, bu insanların “şehit” olduğunu söyledi. Fakat bir da dediler ki “89’daki yasaya acaba aykırı mı, değil mi, bir da Savcılık’tan görüş alalım...”

Savcılık buna olumlu yanıt vermedi.

Şimdi bu vesileyle da ben Savcılık’ın burada yanlış bir yorum yaptığını, az önce da söylediğim gibi, 89 tarihinde bu insanların ölü mü, esir mi oldukları belli olmadığı bir dönemde geçen bir yasa... 93’te ölümleri kesinleşen insanları bağlamaması lazım. Burada savcılığın yorumunda büyük bir yanlışlık yaptığı inancındayım...

Dolayısıyla “Nasıl olacak?” dedik. “Meclis’e yeni bir yasaynan başvurulsun, 89 yasası iptal edilsin, yenisi çıksın” dediler.

Sorup soruşturduysam, birçok kesimlerinden bu arada Şehit Aileleri’nden da – şunu da söyleyeyim, benim şimdi söyleyeceğimi Şehit Aileleri Derneği kabul etmeyebilir ama ben kendisiyle açık olarak konuşmaya hazırım – bana da, başka bazı insanlara da “Bu yasayı değiştiremezsiniz, olmaz, ben çalışmam bu yasayı değiştireyim çünkü eğer bu yasa değişirsa, 100-120 kişi daha aynı haklar için müracaat edecek... Bunların içinde maaş hakkı olanlar, arsa hakkı olanlar yani o zaman da hükümete, devlete büyük bir külfet çıkar, onun için boşuna uğraşmayın, bu yasayı değiştiremezsiniz” dendi.

 

SORU: Benim anladığım kadarıyla senin istediğin herhangi bir mal, para, şehit maaşı falan değil, gömülebilmeleri için birlikte, askerin resmi tören yapabilmesi için hepsine birden, “şehit oldukları”nın yazılı olması lazım. “Şehit” olduğu yazılı olmayana şehitlikte askeri tören yapılamazdı, bu yüzden uğraştın sen ki bu düzeltilsin ve hepsi bir arada gömülebilsin...

ALİ ESENDAĞLI: Zaten bizim bu beş kişinin öldüklerinde, yetim veyahut reşit olmayan çocukları yoktu. Hayatta eşleri da yoktu, bir tanesi zaten eşiyle beraber öldürüldü. Diğerlerinin da hayatta eşi yoktu, reşit olmayan çocukları da yoktu. Dolayısıyla bunların devletten herhangi bir beklentileri da yoktu... Benim bu kadar ısrar etmemdeki sebep, bunlara “şehitlik” verilmediği takdirde, şehitliğe gömülemezler ve askeri tören yapılamaz. Ben bunun için uğraştım, belki başarırık da bu insanlar 34 sene aynı kuyuda beraber kaldılar, aynı kaderi paylaştılar, aynı statüde kaderleri da aynı olsun dedik fakat az önce da anlattığım sebeplerden olmadı.

Benim bildiğim devletin şehidine sahip çıkması lazım. Devlet der ki “Şehidiniz varısa siz koşturun” – o manaya gelir o yasa. Şimdi savcılığın bu yanlış yorumlamasından dolayı süreç daha da uzamıştır. Çünkü ancak Meclis’e yeni bir yasa gidecek, Meclis eski yasayı iptal edecek, yeni yasa çıkaracak... Onu da duyunca ben ki korkarlar, 100-120 kişiye tazminat ödeyecekler, dedim ki bu iş sürüncemede kalacak, babamı daha çok bekletmek istemedim.

Son zamanlarda bu olumsuzluklardan sonra da sık sık babamı rüyamda görmeye başladım, “Artık yoruldum oğlum, beni yerime götürün” diye... Ve işte 19 Ekim Cuma günü alıp gömmeye karar verdik ve bu yönde da adımlarımızı atmış bulunmaktayık...

 

SORU: Bu vesileyle okurlarımıza bir da hatırlatma yapalım. Askeri törenle defnedilen “kayıp”ların cenazeleri öğleyin 12’de değil sabah 10’da olur... Lefkoşa mezarlığında saat 10’da defnedilecek...

ALİ ESENDAĞLI: Biz da bu arada askeri törenle, Lefkoşa Şehitliği’ne gömme kararı aldık. Yalnız askeri törenler saat 10.00’da yapıldığı için ona uyarak cenazenin Cuma günü saat 10.00’da kaldırılacağını da bu vesileyle cenaze törenine katılmak isteyenlere buradan bildiririk...

Bir da sırası gelmişken, bu dört “kayıp” insana “şehitlik” payesi verilmesi için uğraşırken, bir da bunlarla beraber öldürülen nenem yani İsmail Ali’nin annesi Şerif Ali var...

Onu öldürdüklerinde kuyuya atmadılar, o şekilde sokağın ortasında bıraktıydılar.

Bir yaşlı kadını da yatalak olarak, öldürmediler. Canlı olarak evindeydi.

20 Ağustos 1974 günü yani ikinci harekattan birkaç gün sonra, biz Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü ve Lurucina’nın ebesini, Gülsüm Ebe’yi, resmi devlet ebesi olarak, sağlık alanında uğraşırdı, dedik ki “Gidin, bu insanlara bakın ne oldular...”

BM Barış Gücü, Gülsüm Ebe’yle beraber gittiklerinde, o yatalak kadını sağ olarak buldular, adı Hanım İbrahim idi... Hatta soyadına Lefkaridi denirdi. İbrahim Lefkaridi da 1958 senesinde bazı Kıbrıslırumlar tarafından öldürüldüydü ve ona da “şehitlik” verilmemiştir.

Hanım’ı sağ buldular, nenemi da kuyuya atmadılardı, evinin önünde o şekilde buldular. Korkunç derecede kurşun yarası vardı ki daha sonra edindiğimiz bilgiye göre bütün giden Kıbrıslırumlar, 6-7 kişiymişler, bu 6-7 kişi kocakarının üstüne silahlarını boşalttılar...

 

SORU: Bunlar Kiracıköy’den (Athienu) giden EOKA-B’ciler miydi?

ALİ ESENDAĞLI: Kiracıköy’den giden da vardı, bir da son bir şey duydum, ne derece gerçek bilemem, Paşaköy’den (Aşşa) kaçan bazı Kıbrıslırumlar, Kiracıköyü’ne gittiklerinde, orada birkaç kişiyle beraber “İşte burada da bu kadar Kıbrıslıtürk var, biz da bunları öldürelim...” demişler. Çünkü Paşaköy’de da (Aşşa) korkunç derecede katliamlar olduydu, o hırsınan da onlar da gittiler işte bizimkileri öldürdüler.

Bu arada nenemin cesedini BM Barış Gücü getirdi. Lurucina’da o zaman töreninan gömdük nenemi. Zannedersam 1955ten buraya Kıbrıs’ın vermiş olduğu en yaşlı ve üzerinde en fazla kurşun yarası olan şehittir nenem. Fakat bu memlekette herşey torpilinan ve rüşvetinan yapılır ama şehitliğin da torpilinan verildiğini bu vesileyle ben da öğrendim, herkesin da öğrenmesini arzu ederim.

Başka söyleyecek birşeyim yoktur – ikide birde “şehitler ölmez” diye bir slogan atarlar. Ben şunu söylemek isterim: Şehitlerin gerçekten düşman kurşunuyla öldürüldüğünü ben da kabul etmem çünkü ailesini, namusunu, vatanını savunmak için bu insanlık madem bu yüzkarası savaşı durduramadı, insanlığın en büyük ayıbı olarak bu savaşlar dünyada vardır, insanlar da, şehitler da ailesini, vatanını, namusunu korumak için canını verir. Dolayısıyla bunların düşman kurşunuyla vurulduklarında öldüklerine ben da inanmam.

Pekala bunlar ne zaman ölür?

Bir, işte bu şekilde ölürlersa ve “şehitlik” alamazlar...

İki, geride kalan çocukları aç, sefil olursa...

Üç, üç tane çocuğunu şehit veren kayınvalidem, bundan bir müddet önce öldü... Yüzlerce defa “Üç evladını şehit veren kahraman anne” şu, bu diye nutuklarda şov yapanlar cenazesine ne askerden, ne polisten, ne devletten, ne hükümetten, ne siyasi partilerden, ne herhangi bir kuruluştan tek bir kişi cenazesine katılmadı. Dolayısıyla bu kadının ikiz olan iki tane 18 yaşında çocuğu ve 16 yaşında bir başka oğlu, 15 Kasım 1967’de Rumlar tarafından vurulduklarında ölmediler Köfünye’de ama annelerinin cenazesine resmi bir Allah’ın kulu katılmadığı için, işte o gün öldüler.

Başka ne söylesek düzen madem bu şekildedir...

 

SORU: Yasa değişikliği için herhangi bir milletvekiliyle konuştunuz mu?

ALİ ESENDAĞLI: Konuştum... Zorlu Töre beyle konuştum, izah ettim çünkü daha önce bir dönem köyde bir abide yapmaya karar verdiklerinde Zorlu Bey da gelmişti oraya ve ben kendilerine bu dört kişinin “şehit” kabul edilmediği için Şehitler Abidesi’ne isimlerini yazamayacaklarını söylediydim. O abide işi durdu. Ben Zorlu Bey’le görüştüm, dedim ki “Böyle böyle, bu insanların şehit olarak kabul edilmeleri için bir yasa değişikliğinin yapılması lazımdır...”

Zorlu Bey da bana “Zaten senin çocukların hukukçudur, böyle bir yasayı hazırlayabilirler, ben veririm ve geçirmek için da elimden gelen her türlü gayreti yapacağıma sana söz veririm” dedi.

Ama son zamanlarda herhalde benim içime da babamın cenazesini fazla beklettik diye sıkıntı vermeye başlayınca dedik ki alalım babamı gömelim ve gene bu iş devam etsin. Tabii ki arkadan diğerlerinin şehitliğini alması için ben mücadeleme devam edeceğim yani...

 

SORU: Benzer durumda olanlar bulsunlar mı seni?

ALİ ESENDAĞLI: Vallahi benzer durumda olanlar eğer beni bulurlarsa, gerekli girişimleri da beraber yaparık. Benim gelecek olanlardan, her kim olursa olsun, gerek tasarı hazırlanırken, gerek her ne yapılacaksa yapılsın, eğer maddi külfeti varısa, bunu da ben cebimden karşılayacağımı, hiç kimseden tek kuruş, herhangi bir masraf talep etmeyeceğimi da buradan kendilerine söz veririm. Yalnız beni gelip bulurlarsa, buluşursak, konuşursak ve bir grup oluştururuk, mücadelemizi daha kolay verebilirik. Bu durumda olan insanların benimle temasa geçmelerini da bekleyeceğim. Telefon numaram 0533 867 3334.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 606 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler