1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kaybolup giden tarihimiz
Kaybolup giden tarihimiz

Kaybolup giden tarihimiz

Kıbrıslıtürkler olarak kendi tarihi değerlerimize sahip çıkmayan, onların elimizden kayıp gitmesine birer izleyici olarak bakıp kalan yeryüzünün ender toplumlarından biriyiz... Her ne kadar da okuma-yazma oranımızla, üniversite bitirmiş gençlerimizin ora

A+A-

 

 

Kıbrıslıtürkler olarak kendi tarihi değerlerimize sahip çıkmayan, onların elimizden kayıp gitmesine birer izleyici olarak bakıp kalan yeryüzünün ender toplumlarından biriyiz...

Her ne kadar da okuma-yazma oranımızla, üniversite bitirmiş gençlerimizin oranıyla gurur duysak da, her ne kadar da turizm konusuna gelince yetkililerimiz büyük büyük demeçler patlatsalar da, kendi ülkemizin tarihsel zenginliklerinin yıkılmasına, elimizden kayıp gitmesine seyirci kalıyoruz...

Olası gömü yerleri göstermek üzere Aşşa’ya (Paşaköy) gittiğimizde, Aşşa’nın Kıbrıslırum muhtarı Yorgos Yuannu bana “Bak bu bina Kıbrıslıtürkler’in camisiydi” demişti... Bu cami terkedilmişti, onun yerine Paşaköy’de başka bir yerde bir kilise bulunarak camiye dönüştürülmüştü.

Tarihi eserler konusunda en önemli uzmanlarımızdan birisi olan, bu konuda kitaplar kaleme almış olan ve ömrünü araştırmayla geçiren arkeolog Tuncer Bağışkan’a Paşaköy’deki (Aşşa) bu camiyi sorduk ve o da bizimle şu bilgileri paylaştı:

“Paşaköy eski Türk mahallesinde bulunan bu ortaçağ kilisesi, Osmanlılar’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesinden sonra camiye dönüştürülüp kullanılmıştır. Bir zamanlar cami olarak kullanılan yapının batı penceresinin üst başındaki eski Türkçe kitabede “Sene 1271” (1854/1855) kaydı bulunmaktadır.

Bu yazıta dayanılarak kilisenin o yılda camiye dönüştürüldüğü ve/veya bu tarihte tadilat veya onarım gördüğü tahmin edilmektedir.

İngiliz Sömürge döneminin ilk yıllarında caminin kuzeydoğu duvarının bitişiğinde bir de sibyan okulu vardı. Şimdilerde gerek cami, gerekse sibyan okulu harabe durumdadır. Kendi malını bile değersiz sayan bir zihniyetin Kıbrıslıtürk toplumunu getirebileceği nokta aşikardı, şimdi ise daha da bir aşikar oldu sanırım… Böylesi bir rezillikten utanmamak elde değil…”

 

BEYKÖY CAMİSİ DE KADERİNE TERKEDİLDİ

Yine “kayıplar”la ilgili bir röportaj için gittiğim Beyköy’de de bir caminin tümüyle yıkıma terkedildiğini görerek çok üzülmüştüm...

Bu konuda da Tuncer Bağışkan’ın bilgilerine başvurduk. Bağışkan bu konuda şöyle dedi:

“Lekoşa kazasına bağlı Beyköy’ün merkezinde bulunan ve Temmuz 1974 tarihinden sonra kullanılmadığından harabe durumunda günümüze gelen köy camisi ile bitişiğindeki sibyan okulu.

Beyköylüler’in anlattıklarına göre, adanın 1571 yılında Osmanlılar tarafından alınmasından sonra Karaman’dan gelen üç kardeş köyü kurmuş. Üç kardeşten İbrahim adındaki bu köyde kalırken, bir süre sonra kardeşlerden biri Arapköy’e, diğeri ise Mora köyüne göç etmiş. Beyköy’ün merkezinde olan şimdiki cami ile sibyan okulu harabeleri Osmanlı döneminin sonu ile İngiliz sömürge döneminin başlarında imece yöntemiyle inşa edilmiş. Arazisi, Çoban İbrahim Mehmet’in babası olan Mehmet tarafından bağış olarak verilmiş. Yapımı sırasında köydeki her aile reisinin inşaata 100’er eşek yükü malzeme, özellikle de taş taşıması zorunlu hale getirilmiş. Taşlar köyün yaklaşık 2 kilometre kuzeydoğusunda ve Beşparmak sıra dağlarının güney eteklerinde bulunan Haci Gostanti tepesi ile yakın çevresinden sağlanmış. Eşeklerin sırtlarında ‘yağır’ olarak bilinen yaralar oluşmaması için sırtlarına yassı tahtalar konmakta, onların da üzerlerine araziden toplanan taşlar yığılmaktaydı. İri olan bu taşların bazıları “Kara Taş”, bazıları “Kepir taşı”, bazıları ise “Say taşı” adlarıyla bilinmekteydi.

38 yıldır kullanılmayan şimdilerde cami ile sibyan okulunun kapılarında incir bitmiş… Damı çökmüş… İç ve dış sıvaları dökülmüş… İç kısmı hem tuvalet, hem de mezbelelik… Siz kendi öz değerlerine bile sahip çıkmayan başka bir toplum biliyor musunuz? Belki Vakıflar İdaresi 38 yıldan sonra ortaya çıkıp “Bu camiyi ‘gahbe gavurlar’ bu hale getirdi” iddiasında bulunabilir! Huylu huyundan vazgeçer mi?”

Beyköy’ün son imamı Hüdaverdi Mehmet’le ilgili bilgiler ve bir de fotoğraf veren Tuncer Bağışkan şöyle diyor:

“Bu fotoğrafta Beyköy'ün eski camisinin en uzun süreli imamı Hüdaverdi Mehmet eşi ile görülmektedir. Beyköy camisinin şimdiki o rezil durumunu yaklaşık iki yıl önce incelediğim sırada bana Hüdaverdi Mehmet’in bu camiye kesintisiz 46 yıl süreyle imamet ve hitabet hizmeti verdiği ve bu caminin kuzey bitişiğindeki bir araziye defnedildiği söylenmişti. Defnedildiği sokağa da kendi adı verilmiş. Bir fatiha okumak için mezarını ziyaret ettiğimde mezar taşında şu kayıt vardı: “Merhum Hoca Hüdaverdi Mehmet. 1892 – 26.7.1974’de şehit edildi. Ruhuna fatiha”.

Kıbrıs’ta Osmanlı-Türk Eserleri kitabını yazım aşamasında ilkin köy camilerini tespit çalışmaları başlatmıştım. Beyköy’e her sıra geldiğinde bana “Bu köyde hiç cami yoktur” dendiğinden 2005 ile 2009 yıllarında yayımlanan 2 kitabımda da Beyköy camisi yer almamıştır. Ben de bu camiyle ilgili olarak saptadığım bilgileri geçtiğimiz yıl yayımlanan Halkbilimi dergisinde yayımladım.

Girne Milli Arşiv dosyadaki bilgilerden, Beyköylü Hüdaverdi Mehmet’in ilkin 1928 yılında beş şilin aylık maaşla köydeki imamlık görevine başladığı ve aldığı maaşla beş çocuğunu geçindirmekte zorlandığı bilgileri edinilmektedir. İmamet ve hitabet görevini ölüm tarihi olan 26.7.1974 tarihine kadar kesintisiz olarak 46 yıl sürdürmüş. Kayıtlarda sözü edilen beş çocuğunun büyükten küçüğe olmak üzere adlarının, İsmet, Kemal, Letife, Osman ve Nezihe olduğu bilgimize getirilirken, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tuncay adında bir çocuğunun daha dünyaya geldiği de bilgimize getiriliyor. 1933 yılında caminin imamet ve hitabet görevinin yanı sıra, aylık 2 lira maaşla köyün destebanlık görevini de üstlendiği Girne Milli Arşiv belgelerinden öğrenilmektedir...”

Paylaştığı tüm bu bilgiler ve her iki caminin ve Hüdaverdi Mehmet ile eşinin fotoğrafları için Tuncer Bağışkan’a sonsuz teşekkürler...

Eğer bu tarihi eserler dünyanın başka herhangi bir yerinde olsa derhal restore edilir, koruma altına alınır, onlarla ilgili bilgiler tarihi değerlere meraklı turistlere sunulurdu...

Bizde ise bize ait ne varsa yokolup gitmeye mahkum...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 590 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler