1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kaybolan gökkuşağımız...'
Kaybolan gökkuşağımız...

'Kaybolan gökkuşağımız...'

“Kayıp” yakını Leyla Kıralp’ın ikinci kitabı “Kaybolan gökkuşağımız” yayımlandı. Leyla Kıralp kitaba önsözünde özetle şöyle dedi: “Paylaştığımız Islak ve Beyaz Mendil adlı kitabım gibi bu kitabım da başka ülkelerin, Kı

A+A-

 

 

“Kayıp” yakını Leyla Kıralp’ın ikinci kitabı “Kaybolan gökkuşağımız” yayımlandı. Leyla Kıralp kitaba önsözünde özetle şöyle dedi:

“Paylaştığımız Islak ve Beyaz Mendil adlı kitabım gibi bu kitabım da başka ülkelerin, Kıbrıs’ta Kıbrıslılar’a yaşattıklarını anlatıyor. Sadece bu kitabımda gerçek hayattan esinlenerek, olayları hikayeleştirerek anlatmaya çalıştım. Birçok Kıbrıslı, Kıbrıs’ta yaşanan acıları paylaştı... Birçok Kıbrıslı, birbirleriyle dost, birbirleriyle düşman oldu. Birçok Kıbrıslı, birbirlerine aşık oldu, birbirleriyle evlendi... Düşmanlıklar da yaşandı, dostluklar da. Düşmanlıkların sebebini artık hepimiz biliyoruz. “Anavatan” denilen üç garantör ülkenin, Kıbrıs’taki çıkarları için, Kıbrıs halkına yaşattıkları düşmanlıkların sonucu olan acılar ve ayrılıklardır... Dostluklar ise Kıbrıslılar’ın öz iradeleri ile oluştu. Oluşan dostluklardan Kıbrıs’ın gelecekteki günleri için sağlam temeller atılmış oldu. Bu hikayeleri okurken, hepiniz yaşadıklarınızdan ve işittiklerinizden birşeyler bulacaksınız satırlarında... Amacım Kıbrıs halkının yeniden bütünleşecek bir Kıbrıs’ta barış içinde yaşayabilmesine katkı koymaktır.

Bu hikayeleri yazarken eski ve güzel günler bir film şeridi gibi canlandı düşüncelerimde. Elbette o acılı ve korkunç günler de... Ama gelin biz o güzel günlere ve dostluklara sahip çıkalım, düşmanlıkları ve kötü, acılı günleri tarihin yargıçlarına havale edelim...”

Kitapta 16 öykü yer alıyor... Kitaba adını veren “Kaybolan gökkuşağımız”da, Leyla Kıralp özetle şöyle yazıyor:

“Bilinmeyen, yüreklee korku veren, beyinlere şüphe koyan karanlık ve kanlı eller, bu güzel günleri ve değerleri mahvetmek için tetiği çektiler. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini bozdular... Cumhuriyet yanlısı olanları ya öldürdüler ya da Kıbrıs’tan kovdular. Bu karanlık ve kanlı eller, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olan “Üç Silahşörler” ve onların Kıbrıs’taki tetikçileriydi... Bu garantörler, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’dir... Tetikçileri de TMT ve EOKA idi...

Bu üç garantör ve Kıbrıs’taki yerli siyasi tetikçileri, günümüzde hala Kıbrıs’ın barışını ve Kıbrıs’ın bütünleşmesini engellemek için uğraşmaktadır.

Bugün artık silahla değil, siyasetle tetikçilik yapılıyor. Uygulanan siyasetle Kıbrıs’ın nüfus yapısı, coğrafi yapısı, kültürel yapısı her geçen gün değişiyor... Değiştikçe yok oluyor... Gün geçtikçe kayboluyor Kıbrıslı kimliğimiz... Gün geçtikçe kayboluyor Kıbrıslı kültürümüz... Gün geçtikçe elimizden kayıp gidiyor Kıbrıs adlı ülkemiz... Kimimiz 1974’te savaşın enkazında, kimimiz ganimetin sefasında, renklerini bir bir yitiren gökkuşağı gibiyiz...”

Kitabın “Sonsöz”ünde ise Leyla Kıralp özetle şöyle diyor:

“Kitabımdaki hikayeler daha çok 1974 ve öncesini anlatıyor. Kahramanlarımı, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk diye belirtmedim hikayelerimin bazılarında. Çünkü Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler olarak aynı şeyleri yaşadık Kıbrıs denen vatanımızda.

Dilimiz ve dinimiz farklı olabilir. Ama kültürümüz ve kimliğimiz aynıdır. Kıbrıs denen bu coğrafya parçasının dağarcığında. Bu dağarcık, yüzlerce yıl önce, bu coğrafyada yaşayan milletlerin medeniyetleri ile dolmuş ve ortaya Kıbrıslı kimliğimiz ve kültürümüz çıkmıştır. Ama ne yazık ki 1974 sonrası bu yüzlerce yılda oluşan birikim, yapay nüfus ve ganimet düzeni ile giderek yozlaştırılmış, hatta yok olmaya doğru sürüklenmektedir.

Birçoğumuz Kıbrıs’ın dağarcığındaki kimlik ve kültürle özdeşleştik. Kimileri ise hala Helen ve Türk mülliyetçiliği yaratmak peşindedirler. Ben Kıbrıslı kimliğini ve kültürünü benimseyen ve bununla özdeşleşen Kıbrıslılar için yazdım bu hikayelerimi... Binlerce Kıbrıslırum’la arkadaş ve dost oldum 23 Nisan 2003’ten sonra. Çok eleştiri aldım birçok yerlerden. İlk kocasını Rumlar öldürdü, evinden göç etti ama hala akıllanmadı ve Rumlar’la arkadaş oldu diye... Kıbrıslırumlar’la sadece arkadaş olmakla da kalmadım ve ilk eşimi evden alıp da kaybedenleri dahi affettim. Böylece hem kendime, hem de çevremdeki tüm insanlara, sevgi ve barış yolunun düşmanlık, kin ve öfke ile değil, affetmekle mümkün olabileceği mesajını vermeye çalıştım. Bunda da başarılı olduğumu övünçle söyleyebilirim...

Çocuklarımıza, torunlarımıza yeniden bütünleşmiş, barış içinde yaşayan bir Kıbrıs’ın anahtarını teslim edebilmek için hep birlikte barış yoluna devam, devam, devam... Bu bizim boynumuzun borcu değil mi? Hepinizi seviyorum...”

 

 


 

 

Yeorgiadis, Genetik Enstitüsü’nü suçladı!...

 

Lefkoşa, 2 Temmuz 2012(T.A.K): Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslırum eski üyesi İlias Yeorgiyadis, kayıpların kimliklerinin tespit edilmesi işleminin Bosna-Hersek’teki bir laboratuara verilmesinin sorumlusu olarak Genetik Enstitüsü’nü gösterdi.

Alithia gazetesinde yer alan söyleşisinde Yeorgiyadis, Kıbrıs’taki kayıpların kimlik tespit çalışmalarında yaşanan sorunların sorumlusunun, yurt dışındaki benzer kurumlarla işbirliği yapmayı ve uluslararası standartlar çerçevesinde çalışmayı reddeden Genetik Enstitüsü olduğunu iddia etti.

Yeorgiyadis; Genetik Enstitüsü’nde, tek taraflı yorumlamalar ve sloganların öne çıkarılmasının yabancı çalışanlarla Kıbrıslırum çalışanların işbirliği yapmalarını engellediğini belirtirken özellikle kemik uzmanları (osteolog) ile genetik uzmanları arasında görüş ayrılıklarının sorun yarattığını iddia etti.

Genetik Enstitüsü’nün, “BM tarafından talep edilen kontrol mekanizmalarını uygulamaya koymadığını, bu sebepten de kayıp yakınlarına farklı kemik kalıntıları verilmesi gibi yanlışlıkların ortaya çıktığını” iddia eden Yeorgiyadis, kimlik tespiti sürecinde uluslararası kriterlerin uygulanmamasının sorunlara yol açtığını öne sürdü.

Yeorgiyadis, Genetik Enstitüsü’nün “içe dönük bir politika izleyerek modernleşme fırsatını da teptiğini, yaşanan olumsuzlukların bedelinin ise ne yazık kayıp yakınlarının ödediğini” iddia etti.

Yerogiyadis ayrıca; Enstitü’nün gerçekten istemesi ve daha modern ve dışa açık hale gelmesi durumunda kimlik tespiti programının yeniden Kıbrıs’a dönebileceğine inandığını ifade etti.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 724 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler