1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kaybedenler Kulübü, Türk Siyaseti ve Kıbrıslı Türkler
Kaybedenler Kulübü, Türk Siyaseti ve Kıbrıslı Türkler

Kaybedenler Kulübü, Türk Siyaseti ve Kıbrıslı Türkler

Türkiye’den Kıbrıs işlerine meraklı bir akademisyenle sohbete daldık. Sohbet ilerledikçe meslektaşım daha açık ifadelerle onun için Kıbrıs Sorununun nasıl çözüleceğinin hiç önemli olmadığını söyledi. İki ayrı devlet, konfederasyon, federasyon vs. he

A+A-

 

 

Türkiye’den Kıbrıs işlerine meraklı bir akademisyenle sohbete daldık. Sohbet ilerledikçe meslektaşım daha açık ifadelerle onun için Kıbrıs Sorununun nasıl çözüleceğinin hiç önemli olmadığını söyledi. İki ayrı devlet, konfederasyon, federasyon vs. hepsinin olabileceğini belirtti. Bunun fazla “geniş” bir yaklaşım olduğunu ve sorunun nasıl çözülebileceğini belirleyen BM Güvenlik Konseyi kararlarının varlığını hatırlattım. Bu kararların bir zamanlar Türk tezi olan federasyonu öngördüğünü, buna rağmen Türkiye’nin bu kararları ihya etmediğini söyledim. Yanıtı hazırdı: “Türkiye Annan Planına ‘evet’ dedi.”

Türkiye’nin “2004-Çözümcülerinden” biriyle ne zaman Kıbrıs Sorununu konuşmaya kalksanız aynı durumla karşılaşırsınız. “Kıbrıs Sorunu çok sıkıcı”, “Kıbrıs satmaz”, “Rumlar çözüm istemiyor” lakırdılarını peşi sıra işitirsiniz. Bu türden “görüşleri” dile getirenlerin büyük çoğunluğunun 2004 yılına kadar “Ordu-Denktaş” politikalarına karşı ses çıkarmamaları tesadüf olmasa gerek. Hatta o politikaları büyük bir şevkle destekliyorlardı. 2004 yılında Türkiye’nin AB bağlamında çıkarlarını ileri sürerek hayatlarında ilk ve son defa ve bin bir zahmetle Kıbrıs Sorununda iki kelam ettiler. Ve bu iki kelamla bütün sorumluluklardan arındıklarını düşünüp, bütün kabahati Kıbrıslı Rumların sırtına yüklüyorlar. Aslında hiç bir zaman sorumluluk duymadıkları bir konuda ve gerçekte saygı duymadıkları Kıbrıslı Türklerin sergilediği çözüm iradesinin arkasına saklanarak Kıbrıslı Rumlara ver-yansın ediyorlar. 2004’te kadar Denktaş hayranlığı içinde ve Yüce Türk Ulusunun emrinde “çözümsüzlük çözümdür” diyenler, 2004’tte ettikleri iki kelamdan sonra bu kez Kıbrıslı Rumları ileri sürerek aynı anlama gelen politikalar izliyorlar.

Türkiye’de 2004’ten sonra, hiç önemsenmezmiş gibi yapılsa da, Kıbrıslı Rumlara karşı hınç ve öfke duyulduğu çok belli. Aşağılamaktan pek hoşlandıkları Kıbrıslı Rumların AB üyesi olması, şimdilerde de AB dönem başkanlığını devralması bu türden duyguları kamçılıyor. Çünkü kim ne derse desin Kıbrıslı Rumlar AB üyeliğiyle birlikte ellerine güç geçirdiler. Oysa Kıbrıslı Rumların bütün ada adına tek başlarına AB üyesi olmaları Türk tarafının “eseridir”. Hatta Glafkos Klirides kendi başarısı olan AB üyeliğini “kadirşinaslık” göstererek Denktaş ile paylaşıyor ve “Denktaş’ın heykelini dikmemiz gerekiyor” diyor. 

Kendilerine eleştirel bir açıdan bakamayanlar her zaman başkalarını kabahatli ilan ederler. Türkiye’de de durum bu. Şimdilerde “bütün kabahat Kıbrıslı Rumların” modası hüküm sürüyor. “Kıbrıslı Rumlara neden bu kadar kızıyorsunuz, onlar masada Türk tezi olan federasyonu görüşüyorlar” deseniz, “bizim için federal çözümün ayrıntıları önemlidir” diyorlar. Sanki Kıbrıslı Rumlar için çözümün ayrıntıları önemli değilmiş gibi…İşin püf noktası da burada zaten. Türkiye’nin Kıbrıs tahayyülünde federal devlet her zaman “bir tür Taksim” olarak canlandırıla geldi. Bu eskiden beri böyle. Fonskiyonal bir federal devlet yapısına dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda dönemin dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu bunun “Entelektüel Taksim” olduğunu söylemişti. Adnan Menderes de 12 Şubat 1959 tarihinde Demokrat Parti Meclis grubuna yaptığı konuşmada “Şimdiye kadar ilan ettiğimiz taksim prensibinde şekil itibarıyla netice almış sayılmazsak da mahiyet ve mana itibarıyla aynı prensibi tahakkuk ettirmiş” olduklarından söz ediyordu.

Bu yaklaşım 1974 sonrasında ortaya konulan “Federasyon görüşü” için de geçerlidir. Kafalardaki federasyon “mahiyet ve mana itibarıyla  taksimi tahakkuk eden” federasyondur. Kıbrıslı Rumlar bunu dün kabul etmiyordu, AB üyesi oldukları günümüzde de kabul etmeyecekleri çok belli. Bunu açıkça ifade ediyorlar zaten: “Türklerin Adanın Kuzeyinde Efendi, Güneyinde Ortak olacakları bir ‘ortaklık’ anlayışı kabul edilmezdir”.

Gelinen aşamada Kıbrıslı Rumlar AB dönem başkanlığı icra eden bir “devlet-toplumudur”. Kıbrıslı Türkler ise maalesef “öz yurdunda Parya…” Kıbrıs Rum toplumu Türkiye’nin AB üyeliğine kadar bekleyebilir. “Son pazarlığı” Türkiye kapıdan içeri adım atacağında yapmayı hesaplıyor olabilir. Kıbrıslı Rumların o an geldiğinde “federal devlet” konuşmak isteyeceği hiç kesin değil. Türkiye’nin şimdi konuşmak istemediği şeyi, yarın Kıbrıslı Rumların konuşmak istememesi kuvvetle muhtemeldir. Şu ana kadar “Toprak hatırına federal devlet” diyorlar idiyse, yarın “toprak hatırına toprak” anlayışına geçebilirler.

Bu yüzden henüz daha birazcık vakit varken, Türkiye’nin 2013 seçimlerinden sonra kurulacak müzakere masasına koyacağı öneriler büyük önem arz ediyor. Seçimi kazanacağına kesin gözüyle bakılan Nikos Anastasiadis’e Taksim kamuflajlı “federal devlet” önerilir ve “Türkler Kuzeyde Efendi, Güneyde Ortak”, “Bütün TC Vatandaşları AB Üyeleri gibi Adada Serbest Yerleşme vs. gibi Özgürlüklerden Yararlansın” denilirse, önümüzdeki yıllar da kaybolan yıllara ilave edilecek. Kimin kaybı mı? Elbette sadece Kıbrıslı Türklerin…

Bu ülkede Kaybedenler Kulübünün bütün üyeleri Kıbrıslı Türk’tür. Bu en azında ilk bakışta böyle. Son bakışta durum nasıl mı? Bu başka bir yazının konusu…    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1220 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler