1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KATLİAMLARIN HESABINI GERÇEKTEN SORMAK İSTİYOR MUYUZ?
KATLİAMLARIN HESABINI GERÇEKTEN SORMAK İSTİYOR MUYUZ?

KATLİAMLARIN HESABINI GERÇEKTEN SORMAK İSTİYOR MUYUZ?

Sivas Katliamında firari durumdaki sanıklar hakkında yıllardır devam eden davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi etrafında kopan “yalancı” fırtına üzerine konuşalım mı biraz? Önce bir konuyu açıklığa kavuşturalım: Sap ve samanı birbirine

A+A-

 

Sivas Katliamında firari durumdaki sanıklar hakkında yıllardır devam eden davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi etrafında kopan “yalancı” fırtına üzerine konuşalım mı biraz?

Önce bir konuyu açıklığa kavuşturalım:

Sap ve samanı birbirine karıştıran bu sert rüzgârlar ülkesinde “zaman aşımına uğrayanın” Sivas Katliamı Davası olmadığını, aslında yıllar önce, 16 Haziran 2000’de 33 sanığın idam cezası aldığını ve idam cezasının kaldırılması sonucu 2002 de bu cezaların “ağırlaştırılmış müebbete” çevrildiğini bilmiyor mu insanlar? Bu idam cezası sayısının da İstiklal Mahkemeleri’nden bu yana bir davada verilmiş en fazla idam cezası olduğunu bilmiyorlar mı?

Bilen biliyor elbette. Ama “mış gibi yapmak” konusunda ustalaşılan ve “mış gibi yapanların” peşinde oradan oraya savurulunan, fikir beyan etmeden önce en azından ayıp olmasın diye arşivlere bakılmayan bu memlekette sert rüzgârlara teslim ettik aklımızı.

Mahkemenin 8 firari hakkında “kamu görevlisi olmadıkları gerekçesiyle” zaman aşımı kararı vermesi vicdanlara sığar mı peki? Elbette hayır! Üstüne üstlük Başbakan Erdoğan’ın kararı akıl almaz bir ifadeyle “ülkeye millete hayırlı olsun” biçiminde yorumlaması vicdanları daha da kanatır mı? Elbette evet!

Ama bu yanlışlar, başka bir gerçekliğin, “mevcut hukuk çerçevesinde” “Sivas Katliamı Davasının sanıklarının cezalandırıldığı” gerçeğinin üstünü de örtmemeli. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki katliam, “faili meçhuller deposuna fırlatıldı ve hiç kimse ceza almadan bu dava kapatıldı”… Yok öyle bir şey!

“Şimdilik” sıyırmış görünen firari sanıklar için yargı süreci devam ediyor. Katliam mağdurları Yargıtay’a başvuracak ve ardından AİHM’e gidilecek.

Bunları neden söylüyorum? Sayısız günahı bulunmasına rağmen gücünü koruyan ve her geçen gün daha da otoriterleşen AKP’ye karşı muhalefet bu kadar sığ, bu kadar aciz biçimde yapılmamalı.

Eğer illaki Sivas ve diğer katliamlarla ilgili AKP’yi eleştireceksek, elimizde çok daha güçlü bir malzeme var:

Türkiye, Başbakan Erdoğan’ın 6 Ekim 2004’te Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde yaptığı konuşmada söz vermesine rağmen hala daha 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Divanı (UCD) sözleşmesine taraf olmaktan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulmasını sağlayan Roma Statüsü’nü imzalamaktan ve onaylamaktan kaçmaktadır!

27 AB üyesi ve aday durumundaki 3 ülke içerisinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne dayanak oluşturan Roma Statüsüne “taraf olmayan” ve imzalamayan tek ülke Türkiye’dir!

Neden biliyor musunuz? Çünkü Türkiye Roma Statüsü’nü imzaladığı takdirde Ermeni meselesi ve 1974 Kıbrıs Harekâtı nedeniyle başının fena halde ağrıyacağından endişe ediyor.

Türkiye’nin Statüye taraf olmama gerekçelerinin başında Kıbrıs meselesiyle bağlantılı olarak “savaş suçları” ve “saldırı suçu” konusunun gündeme taşınması geliyor. 1974 Kıbrıs Çıkartması’nda sırasında ve sonrasında yaşanan olaylar ile halen adadaki askeri varlığını devam ettirmesinin yaratabileceği hukuki sorunlar, Türkiye’yi Roma Statüsü’ne taraf olmak konusunda endişelendiriyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın; “ Türkiye’nin 1974’de adaya uluslararası hukuka aykırı olarak asker çıkartarak saldırı suçu işlemeye başladığı ve halen adadaki Türk askeri varlığı devam etmekte olduğu için, suçun bu zamana kadar işlenmesine devam edildiği, halen de işlenmekte olduğu, bununla birlikte akıbeti hakkında bilgi olmayan kayıp şahıslar hakkında da ihlal hala devam ettiğinden hem savaş suçlarından hem de saldırı suçun ötürü takibat yapılması gerektiği” tezleri Türkiye’nin Roma Statüsü’ne taraf olma konusunda ayak sürümesine yol açıyor.

Görüyorsunuz değil mi Kıbrıs sorunu ile Türkiye’deki demokratikleşme sorununun nasıl da iç içe olduğunu? İşte bunun için Kıbrıslı Türklerden çok daha fazla bizim, Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ihtiyacı var…

AKP 2002 yılından beri Roma Statüsü’ne taraf olmaktan kaçıyor! O kaçtığı sürece biz bu ülkede yaşanan demokrasi ayıplarıyla, katliamlarla, toplu kıyımlarla ne yüzleşebilir ne de hesaplaşabiliriz.

Eğer Türkiye’de gerçekten demokratikleşme, gerçekten katliamlarla yüzleşme ve hesaplaşma istiyorsak… Eğer gerçekten eli kanlı katilleri hiçbir hükümetin, hiçbir devlet kuruluşunun kanatları altında korunmasını istemiyorsak… Eğer gerçekten AKP’yi “demokratikleşme” konusunda samimiyet testine sokmak istiyorsak…

AKP Hükümetini derhal Roma Statüsü’ne taraf olmaya davet etmeli, O’nu buna zorlamalıyız.

Tabii niyetimiz gerçekten üzüm yemekse…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1116 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler