1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kasparyan Sabunları vardı....Kasparyan'ın vasisi Mehmet Dayı'ydı'
Kasparyan Sabunları vardı....Kasparyanın vasisi Mehmet Dayıydı

'Kasparyan Sabunları vardı....Kasparyan'ın vasisi Mehmet Dayı'ydı'

Hüseyin Kaba eski Lefkoşalılar’dan... 1945 doğumlu olduğu için çok şey hatırlıyor... Onunla buluşup eski Lefkoşa’yı konuşuyoruz... Hüseyin Kaba’yla röportajımızın devamı şöyle: SORU: Lefkoşa üzerine şiirinizi de okur musunuz bize?

A+A-

 

 

 

 

Hüseyin Kaba eski Lefkoşalılar’dan... 1945 doğumlu olduğu için çok şey hatırlıyor... Onunla buluşup eski Lefkoşa’yı konuşuyoruz...

Hüseyin Kaba’yla röportajımızın devamı  şöyle:

 

SORU: Lefkoşa üzerine şiirinizi de okur musunuz bize?

HÜSEYİN KABA: Lefkoşa üzerine şiirim şöyle:

 

ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA LEFKOŞA!

 

Sessiz ve derince bir yerinde,

Bir şehir var,

Çığlık çığlığa uçuyor içimde! 

Biraz eski, Ptolemos LEFKO ve SİA kadar,

Kavak koruluğu LEUFKUSA Ya da  

Az biraz daha yeni LEFKOŞA kadar!

O şehir ki,

Koştukça atların çıngırak ve nal sesleri

Yükselirdi! Geçtikçe arabalar

Çocuk çığlıkları arasından

Daracık

Kaldırımsız

Sokaklarından…

 

Kimi öne eğik balkonuyla

Şapkası elinde;

Geçene selam duran şehir beyefendisi gibi!

Kimi yana yaslanmış gözü sokakta

Memedeki çocuk misali,

Alçı sıvalı kerpiç evlerin…

 

Kimi yorgun, kimi argın,

Kiminin yüksek duvarı;

Sarkar sokağa kimisinden portakal,

Limon dalları…

Kimisinden göğe yükselir hurma ağaçları.

 

Baş başa, omuz omuza vermiş bazıları,

Azacık ürkek

Ve çekingen mahbube gibi,

Biraz da acemicesine…

Kimi sırt sırta mahcube dargınlar gibi.

Önde durur kimi, gözü yolda bıçkın delikanlılar gibi!

Hepsi… Ama hepsi, bu şehrin,

Ç o-o k uzaklardan gelmiş sevgililerin,

 Bin yıllık vuslatı gibi;

Yanak yanağa,

Kucak kucağa,  sînesaf, sarmaş dolaş,

Aşk ve sevgi dizesi gibi

Kerpiç evleri...

 

Ve depreşiyor anımsadıkça içimdeki iflâh olmaz malihulya şehir:

Cıvıl, cıvıl çocuklarıyla Cirit, Silihtar ve

Musalla hisarları,

Akkavuk Mescidi, Ayluka, 

Laleli ve Yeni Cami mahalleleriyle…

Yine Bayrak, bayrak Sarayönü, Kızıl kule…

Dalga, dalga Arasta, Lokmacı ve mahzun

Baf Sokağı…

Cuma Senfonisini vuruyor kazancıların

Yürek hoplatan çekiç darbeleri…

Çığlık çığlığa oynuyor BANDABULİYA müzikali

Ve ARASTA, DEVECİLER,

GALEYRO BÜYÜKHAN’DAN

Yükselir

Operetlerin coşkun sesleri…

Gülbank-ı Muhammedi ve sala sesleri yükseliyor Ayasofya Minarelerinden:

Okuyanlardan biri dayım âmâ Hafız Hasan,

Diğeri çörekçi Cafer Efendi ve ismiyle müsemma

Ahmet Gürses diğeri...

Soludu yıllarca; göçüp hasret gitmeden insanları

Bu şehrin afsunlu, iç gıdıklayan,

Yasemin ve turunç kokusunu…

Öyle yazılmış…

 Hikmetinden sual olmuyor!

Olacak son güzergâhı Selimiye,

Sarayönü, Girne kapısı ve 

Nihayet bulacak

Menzilde, çığlık çığlığa son yolculuk… 

 

Hüseyin Kaba

 

Mahbube: Sevilen kadın

Mahcube:  Mahcup kadın

Sînesaf: Sarılıp kucaklaşmış

Gülbank-ı Muhammedi: Ezan

Müsemma:  Adı ile uyumlu

Hikmetinden sual olmuyor: Tanrı’nın bileceği işten soru sorulmaz

 

SORU: Çok güzel bir şiir bu...

HÜSEYİN KABA: 2007’ler gibi bir şeydir tarihi... Lefkoşa’yı anlatan bir şiirdir bu bana göre, biraz duygusalım, yazarken bazan gözyaşlarıma da hakim olamam... Yapı...

 

SORU: Bütün insan halleri makbuldür... Hissettiğin için böyle, hissetmesen yazaman...

HÜSEYİN KABA: Hissettiğim için...

 

SORU: Akkavuk’tan ne zaman ayrıldınız?

HÜSEYİN KABA: 1962’de ayrıldık oradan... 1963’te Bodamyalı Sokağı’na gittik, Nihat Çavuş’un vurulduğu sokağa gittik. Tam bizim karşımıza denk gelir. Emine oradan ayrıldı gitti, Türkiye’ye gitti, oradan da İngiltere’ye gitti... Mutlu bir izdivaç yapamadıydı, öyle işittiydim. Bir kızı vardı... İngiltere’de kaldı...

O yıllarda, o 1958’li yıllarda mahallede Kasparyan’ın Avni Efendi Sokağı’yla Bodamyalı Sokağı’nın kesiştiği blok üzerinde, bir de Laleli Cami Sokağı’nda büyük bir blok Kasparyan’a aitti. Sabun yapardı orada, sabun imal ederdi – Kasparyan Sabunları...

 

SORU: Kasparyan herhalde Ermeni’ydi...

HÜSEYİN KABA: Ermeni’ydi, Türkiye’den geldiydi... Hatırlarım o sabunları... Onun vasisi Türk’tü, Mehmet Dayı... Mehmet Andız... Erdal Andız’ın babası... Kahvehane açtıydı oraya, kiraları toplardı Mehmet Andız, Kasparyan’a verirdi, hesabına yatırırdı bankada. Ondan sonra 58 olayları olunca, kiralar da uçtu gitti, kimsesi vermez oldu, Andız da kaldı, otururdu biçare. Zaten Kasparyan o kahvehaneyi Mehmet Andız’a hediye diye verdiydi, son vaktinde oyalansın... Kahvenin müdavimlerinden birisiydi Hasan Aşık... Onun gibi daha genç insanlar, Emine’yi görürdü orada... Emine ayrıldıktan sonra eşinden, Hasan Aşık da evlendi ayrıldıydı, çocukları olduydu, uzun yıllar sonra evlendiler... Ve ben sevindim.

 

SORU: Aşık soyadı var Kıbrıs’ta, herhalde Alevilik’ten gelir...

HÜSEYİN KABA: Kaynatası Hüseyin Aşık’tan kaldı ona o soyadı. Aşık Hüseyin’in Avni Efendi Sokağı’nda Karakaş Bahçesi vardı. Sonra poliklinik oldu. Bizim evin arkasıydı... Polikliniğin olduğu yer Karakaş Bahçesi’ydi yani... Ve nereden Karakaş Bahçesi olduğunu bilmiyorum ama işleten Aşık Hüseyin’di. Orası Evkaf’a aitti. Sonradan Evkaf oraya poliklinik yapacağı için Büyk Hamam’ı verdi Aşık Hüseyin’e. Evkaf dedi “Sana verelim hamamı, işlet, para kazan...Sen da burasını bize ver, yapalım...”

Neticede poliklinik olarak yaptılardı, kiraladılar... Devlete kiraladılardı, epeyi da iş gördüydü...

 

SORU: Ama galiba ilk Karakaş Apartmanı’ydı o...

HÜSEYİN KABA: Hayır, apartman da yapıldı...

 

SORU: Ablamlar galiba Adalı’yla evlendiklerinde bir ara kaldılardı orada...

HÜSEYİN KABA: Aşık Hüseyin hamamı işletmeye başladıydı. Hasan Aşık’a daha önce “Dilliri Hasan” denirdi... Sonradan herhalde başka Hasan da vardı ki Hasan Aşık denmeye başlandıydı, “Aşık Hüseyin’in Hasan” diye kaldı...

Ama vardı bizde de “Aşık”lar... Şimdi birisini arıyorum ben, çocukluğumdan hatırladığım. Destan okurdu, ozan... İzini buldum, gidip bulacağım. Bakalım birşeylere rastlayacak mıyık...

Aşağıda, bu tarafta, Abdi Çavuş’ta Bakkal Yusuflar vardı, Pembe Marmara vardı... Ecvet Orhon vardı... Duygu Orhon en ufaklarıdır...

 

SORU: Duygu’yu hatırlarım, o eve gittiğimi de hatırlarım bir defa, Duygu’yu ziyarete... Güzel, iç bahçesi olan bir evdi...

HÜSEYİN KABA: Bizim Alparslan Sokağı’ndaki o sıra sıra evlerin paraleli olurdu o, bizim evden gözükürdü hep...

 

SORU: O evin aşağısında, köşe başında, Çolakoğlu’nun bakkaliyesine benzer bir bakkal vardı...

HÜSEYİN KABA: Bakkal Yusuf’tu o. Onun karşısındaki taş binaya da oğlu Mehmet bakkaliye açtıydı. Zaten Mehmet da oradaydı babasıynan, ihtiyarladığında Yusuf Dayı, Mehmet geçtiydi karşıya. Eviydi o Mehmet’in, bakkaliye açtıydı oraya...

 

SORU: Yani 1963’te Bodamyalı Sokağı’ndaydınız...

HÜSEYİN KABA: Evet...

 

SORU: 63’ü hatırlar mısınız?

HÜSEYİN KABA: Tabii, tabii... 62-63 mezunuyum ben, Ticaret Lisesi’nden mezun olduyduk. 18 yaşlarındaydım işte... Bir arkadaşım vardı, Allah rahmet eylesin, Saray Otel’de iş bulduydu, bana da söylediydi... “Ticaret Lisesi mezunlarına ihtiyaç var” dediydi, hesap-kitap bilirdik diye. Bizi da arattı arkadaş, girdik, başladıydık... İşe başladıydım, bir 15 gün sonra 21 Aralık olayları patlak verdiydi. Orada epeyi kaldık tepelerinde Saray Otel’in, mevzilerde... Mevzi kurulduydu. Ondan sonra dağa da gönderdiler bizi, gittik bir-iki ay, ondan geldik, 11nci Bölüğe gittik... 11nci Bölük da Viktorya Sokağı’nın orada...

 

SORU: Kara Aziz miydi komutan?

HÜSEYİN KABA: Kara Aziz’in zamanındaydı. Tabii bizim tanıdığımız öğretmen arkadaşlar vardı, büyük bizden tabii. Hurşid Hoca vardı, Hüseyin Konuralp vardı... Benim okul arkadaşlarım vardı, Elmas diye bir çocuk. Ermeni Kilisesi’nin avlusundaydık...

 

SORU: O sokakta Ermeniler yaşardı daha çok...

HÜSEYİN KABA: Orası Levantenler Mahallesi’ydi. Levantenler bilirsiniz Avrupa’dan Orta Doğu’ya gitmiş insanların çocuklarının oluşturduğu bir klandı Levantenlik. Levanten o anlama gelirdi. Onlardan zaman be zaman buraya gelenler olurdu, ticari amaçla. Ve buraya yerleşenlerin tavsiyesi üzerine çoğaldılardı onlar da. Beliğ Beyler’in, Ahmet Beliğ Paşa’nın evleri, yerleri vardı. Torunu Dr. Fikret Rasım’ın evi var oralarda. Ermeniler vardı...

 

SORU: Meşhur bir kunturacı yaşardı orada, röportaj da yaptıydım, elde ayakkabı üretirdi...

HÜSEYİN KABA: Eşref Düşenkalkar’ın kayınpederi Hüseyin Efendi vardı kunturacı, bir da Feramez vardı...

 

SORU: Hah! Feramez Usta! 80’li yıllara kadar o mahallede yaşardı...

HÜSEYİN KABA: Hacı Hafız Efendi Sokağı var oracıkta, Kamil Paşa Sokağı var... Kamil Paşa Kıbrıslı, üç kez vezir olduydu o da... Mehmet Emin Paşa da Magundalı, Baflı... Bilmiyor vatandaşımız, bu Magundalılar da bilmez. Yani... Mehmet Ali Paşa, misafir olarak geldiydi, İttihat ve Terakki zamanında istifa ettirildiydi, “İngiliççi”ydi diye... Halbuki diğerleri de Almancı’ydı yahut bilmem neydi. İşte aynı “klik”ten olmadığın için, dışlanın...

 

SORU: Hala öyle...

HÜSEYİN KABA: Hala öyle... Biz da dışlandık ya zamanında...

 

SORU: Aynı sistem devam!... Ne kadar kaldıydınız Ermeni Kilisesi’nin avlusunda?

HÜSEYİN KABA: Bölük oradan kaldırılıncaya kadar, kaldıydı orada. O bölük zaten “Akşamcı”ydı – ben “Akşamcı” derdim onlara. Çalışan insanların akşamdan akşama gidip nöbet tuttuğu bir yerdi ama devamlı personeli da vardı, o ayrı konu. Biz akşamdan akşama giderdik... Gündüz onları rahatlatalım diye giderdik 11’de nöbete, sabah 3’te çıkardık... Sabah 3’te çıkardık, yatırdık. Sabah biraz geç gidersaydık, patron da derdi “Nerde kaldın?”

Bir gün öfkelendim, o kadar öfkelendim ki “Buyurunuz da geliniz, görünüz! Hacıgiryago’nun binasını geliniz da görünüz! Nelere uğradı! Biz olmasak, direnmesek, sizin malınız da böyle olacak!” dedim, öfkelendiydim artık. “Geliniz ve görünüz” dedim. İyi saatte olsun, hayattadır kendileri, Yüksel Ahmet Raşit, çok da iyiliğini gördük tabii... Ama o da patron olarak soracaktı tabii... “Hüseyin, anladım” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1145 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler