1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Karşıda Kalanların Hikayesi
Karşıda Kalanların Hikayesi

Karşıda Kalanların Hikayesi

Onca insan yer değiştirirken, kendi isteğiyle veya öldürülme korkusu nedeniyle zorunluluktan geride, yerinde kalanlar oldu. En çok da Karpaz ve Baf bölgesinde. Onlar ‘obir’ tarafta kaldılar diye ya unutuldular ya da yok sayıldılar uzun bir sür

A+A-

 

Onca insan yer değiştirirken, kendi isteğiyle veya öldürülme korkusu nedeniyle zorunluluktan geride, yerinde kalanlar oldu. En çok da Karpaz ve Baf bölgesinde. Onlar ‘obir’ tarafta kaldılar diye ya unutuldular ya da yok sayıldılar uzun bir süre.

Ali İhsan, İbrahım Aziz... Kıbrıslırum Hambou ile aşkları Panicos Chrysanthou’nun ‘Akamas’ filmine esin olan Hasan bunlardan sadece bazıları.

74’de kuzeye geçmeyip sevdiğiyle güneyde kalan Hasan’la en son Haziran 2008’de Aynikola’dan 8-10 kilometre sonraki Hasanbulliler Kayası’nın hemen dibinde”, Ergenç’in doğum günü kutlamasında karşılaşmıştık.  Çok olmamıştı hayat arkadaşı Hambou’yu kaybedeli, o nedenle de yüzüne derin, üzgün bir ifade hakimdi, “öksüz kaldım” demiş ve ağlamaya başlamıştı konu yitirdiği eşine geldiğinde...

Geride kalmak nasıl bir psikolojidir?

Bu insanların duyguları, düşünceleri ve yaşadıklarıyla ilgili pek bir bilgi yok iki tarafın da literatüründe...

Göç, yer değiştirme olduğunda, yer değiştirmeyenler, yerinde kalanlar, ve ‘düşman’la yaşamayı seçenlerin hikayesi bilinmiyor...

Akamas filminin çekimleri sırasında Androliku köyüne götürmüştü Panikos bizi. Çoğu yıkılmış kerpiç evlerin içinde koyunlar, keçiler yaşıyordu artık. Köy hepten terkedilmişti. Tek bir aile hariç. Hasan’ın ailesi...

Geride kalanlar marjinal kimseler ve yaşlılardı çoğunlukla. O veya bu nedenle göç etme dalgasına karşı direnmiş, yerli yerinde kalmayı seçmiş insanlar.

‘Vatan haini’ ilan edilme pahasına, toplum liderlerinin kararına karşı çıkmak, toplumunu karşına almak cesaret örneği midir?

Sırf yerinde, atalarının inşa ettiği evinde, bahçesindeki ağaçları bırakıp gitmiyor, geride kalıyor diye vatan haini mi oluyor insan?

Göç eden ya da etmek zorunda bırakılan bir aileden değilim. Adanın tepetaklak olduğu 1974’de doğmama daha bir yıl vardı; üstelik ailecenek İngiltere’deydik.

Yazı üzerinde çalışırken kendi ailemi düşündüm. 60lı yıllarda eğitim amaçlı gittikleri İngiltere’de değil de, mesela Gürgençler gibi Baf’ta, ya da babamın doğum yeri Limasol’da yaşıyor olsaydılar ne yapacaklardı, göç ederler miydi? Yoksa evlerinde, mahallelerinde kalmak için direnirler miydi?

Ya ben ne yapardım öyle bir durumda?

Çoğunluğa, genel akışa karşı durmak büyük cesaret. Ya da, çoğunluğun tanımladığı gibi ‘delilik’!

O denli ‘deli’ olabilir miydim ben de?

Baf’taki o iki Türk kadın mesela. Ergenç’i ziyarete gittiğimiz bir haftasonu, yine Ergenç’in evinde tanışmıştık bir tanesiyle. Evin önündeki küçük şifalı ot ve kaktüs bahçesinde kahvaltı yapıyorduk ki, selamının karşılık bulmasıyla bir iskemle çekip katılmıştı bize. Ne ikram ettikse geri çevirmiş, yarısı bitmiş sigarasını içmeye devam etmişti. Göz temasını seven birisi değildi. Kendiyle ilgili hiçbir şey anlatmamış, sadece sohbetimize yarım yamalak bir gülümseme ile katkı koymuştu. Yanımızdan ayrıldıktan sonra anlatmıştı Ergenç kadının hikayesini. Acıklıydı. Geride kalanlardandı kadın.

Dostumuz Lefteris Papaleontiou’nun Karpaz’ı terketmeyen Christinou teyzesi ve kendine talip olanları beğenmeyerek annesiyle birlikte yaşayan yeğeni Mariou da geride kalmayı seçenlerdendi.

Kıbrıs’ın güneyinde çıkan edebiyat, kültür ve sanat dergilerinden ‘in focus’un Nisan 2010 sayısında yayınlanan ‘The Memorial’ (Anma) adındaki yazısını Lefteris teyzesinin bu ‘evde kalmış’ kızı için kaleme almış.

Ayia Triada, bugünkü adıyla Sipahi köyünde yaşıyormuş Mariou. Önce babasını, kısa süre sonra da annesini kaybettiği yıllarda, köyden hala güneye göçler devam ediyormuş. Mariou ise annesi gibi evlerini, aile büyüklerinin mezarlarını bırakıp gidememiş.

Savaştan iki yıl sonra Sipahi’ye yerleşen yedi yaşındaki Pontuslu Fatma’nın ailesi komşuluk etmiş ona. Marinou’nun teyzesi, rahibin karısına ait eski evi verilmiş onlara.

Fatma Christinou teyzenin elinde büyümüş; ondan yemek yapmayı, ekmek yoğurmayı ve daha iyi Rumca konuşmayı öğrenmiş.

Christinou teyze ölünce Mariou ile sık sık görüşmeye devam etmişler. Katarak nedeniyle gözleri görmemeye başlayınca Fatma ilgilenmiş her ihtiyacıyla. Mariou Fatma’nın evine hiç gitmemiş, annesi de gitmemişti; ama Fatma bundan rahatsızlık duymamış. Günlük ziyaretlerini hiç aksatmamış.

O adamların gelip evini kendilerine satmaya zorladığını, boğazını sıkarak tehdit ettiğini sadece Fatma’ya anlatmış Mariou... O olaydan sonra hep tedirgin ve huzursuzmuş. Çok da yaşamamış zaten...

Hikayeler.  Hikayeler. Hikayeler.

Dilerim bir gün bu konuyla ilgili bir kitap hazırlanır da ortaya çıkar, onca yıldır ayıplamalarla, hainliklerle, düşmanlıklarla üstü örtülen bu hikayeler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1686 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler