1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Karşı Hegemonya
Karşı Hegemonya

Karşı Hegemonya

Serkan Tansel: Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplumsal yapı neoliberal, muhafazakâr ve emperyalist politikaların kuşatması altındadır. Hiç şüphesiz bu politikalar mevcut hegemonyanın bileşenleridir.

A+A-

 

 

 

 

Serkan Tansel

serkan_tansel@yahoo.com.tr

 

 

         Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplumsal yapı neoliberal, muhafazakâr ve emperyalist politikaların kuşatması altındadır. Hiç şüphesiz bu politikalar mevcut hegemonyanın bileşenleridir. Kıbrıs Türk Solunun bu saldırılara karşı sistematik bir şekilde karşı koyması, bir başka deyişle kendi “Karşı Hegemonyası” nı üretmesi Sol siyasetin hedefi olmalıdır. Karşı hegemonya’yı oluşturmak için ise iktidara gelmenin şart olduğu kanaatindeyim. İktidar olmayı bir amaç olarak değil bir araç olarak görmek ve buna göre siyaset üretmek gerektiğinin altını çizmeliyim. Bu konuyu açmakta fayda görüyorum. Burada “iktidara gelmek” ve “iktidar olmak” durumlarını kesinlikle birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla Solun kendi hegemonyasını oluşturma sürecini ana iki evreye ayırmak gerektiği kanaatindeyim. Birinci evre “iktidara gelme” evresi, ikinci evre ise “iktidar olma” evresidir. Sol için seçimle iktidara gelmek yeterli değildir. Karşı Hegemonya’yı oluşturmak için “iktidar olmak”, yani Devlet aygıtına sahip olmak gereklidir. Bir başka deyişle iktidar olmak,  siyasi hareketin kendi hegemonyasını oluşturması yönünde önemli bir adımdır. Öte yandan Sol siyasi hareketin başarılı olması için bu iki evreyi birbirinden ayırmadan, bütünlüklü bir şekilde planlaması birincil gerekliliktir. Dünya siyasi tarihinde de örneklerine sıkça rastladığımız gibi siyasi hareketlerin iktidara gelmeden önce ortaya koydukları siyasi programlar ile iktidara geldikten sonra yaptıkları icraatlar arasında ciddi farklılıklar meydana gelmiştir. Bunun başlıca sebebinin mevcut hegemonyayı doğru analiz edememekten kaynakladığını düşünüyorum.  Bu yapılamadığı için siyasi hareket iktidara gelince mevcut hegemonyanın etkisi altına girmektedir. Dolayısıyla bu iki evreyi beraber ele alarak karşı hegemonyanın plan ve programının yapılmasında fayda vardır. Karşı Hegemonya’yı inşa etmek için kanımca beş önemli olgunun dikkate alınarak hayata geçirilmesi gerekir. Bunları aşağıda gibi sıralayarak açmak mümkün:

·   Seçimle iktidarı hedefleyen geniş kapsamlı bir “Sol İttifak” kurmak,

·   Temel sol politikaları (sosyal devleti savunan) ve 21. Yüzyılın yeni paradigmalarını içeren bir “Sol siyasi program”a sahip olmak,

·   Siyaseti geri çağırmak; tüm kesimlerle “diyalog” kurmak ve toplumsal destek sağlamak,

·   “Devletlilik” olgusunu hayata geçirmek ve

·   Türkiye Devleti/Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile “doğru bir düzlemde ilişki” kurmak.

         İlk evre olan “iktidara gelme” evresinde, mücadele edilecek mevcut hegemonya düşünüldüğünde geniş bir ittifakın oluşturulması gereklidir. Sol Hegemonya’nın oluşması için bahse konu ittifakın, sol hareketler- partiler, sendikalar ve sivil toplum kurumları- arasında yapılması kaçınılmazdır. İttifak oluşturulurken geçmiş deneyimlerden çıkarılan dersler ışığında ittifakın tarafları, Kuzey Kıbrıs’taki statükonun parçaları oldukları gerçeği ile yüzleşmelidirler. Diğer bir deyişle Sol İttifakın iktidara gelmesi halinde tarafların karşılıklı fedakârlıkta bulunması, mutabakat gerektiren diğer bir önemli noktadır. Bu fedakârlık zaten parçası olunan statükodan kurtulmak için önemli bir adımıdır.

         Diğer önemli bir konu ise ittifakın taraflarının neoliberal/muhafazakâr dayatmalara karşı temel sol politikalar konusunda uzlaşmalarıdır. Genel olarak temel sol politikalar, sosyal devleti oluşturan sosyal adalet, temel sağlık ve eğitim hizmetleri ve ücretli kesimlerin sosyal haklarının korunmasını kapsamaktadır. Bu yaklaşım, anti-kapitalizmin bir gereğidir. Aynı zamanda bu sosyal politikaların uygulanması halinde orta sınıf ve alt sınıfların gündelik hayatlarında müspet değişiklikler sağlayacağı için önemli bir toplumsal desteği de beraberinde getirecektir. Günümüzde dayatılan neoliberal ekonomik politikalara karşı sol siyaset, ekonomi pastasının yalnız adaletli paylaşımını değil, aynı zamanda büyütülmesini de programına almalıdır. Bunun yanında 21.Yüzyılın yeni paradigmaları; küreselleşme, yeni toplumsal hareketler, çok kültürlük ve sınıf geçirgenliği/oynaklığı bu sol politikanın kapsamına girmelidir. Yeni Feminizm, etnik azınlıklar, ulusal azınlıklar, cinsel azınlıklar, anti-nükleer hareket ve ekolojik mücadele Sol siyasetin üzerinde durması gerektiği önemli toplumsal hareketlerdir.

         Siyasete/siyasetçiye güvensizlik, sağ-muhafazakâr politikaların ve statükonun devamına hizmet eden bir olgudur. Sol hareket/ittifak iktidara gelmek için siyasete olan güvensizliği tersine çevirmelidir. Bunun yolu da siyaseti geri çağırmak ve tekrar siyaset yapmaktır; yani tüm toplumsal gruplarla diyaloga girmektir. Siyasetin tanımında “kamusal alanda diyalog” vardır. Dolayısıyla Sol siyaset, kendi hegemonyasını oluşturmak için Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan tüm kesimleri arkasına almalı, onlar için politika üretmelidir. Bugün ki gibi sol siyaset sadece merkezde; parlamento ve sendikalar ekseninde değil, aynı zamanda kimlik temelli ve kültürel olan azınlık, din, etnisite ve gelenek ekseninde de politika yapılmalıdır. Bir başka deyişle insanların hayatlarına dokunacak, gündelik hayatlarını pozitif yönde etkileyecek toplumsal politikalar üretmesini bilmelidir. Bunu yaparken Sol hareket günümüzde bazı sol kesimlerde görünen ırkçı yaklaşımlardan uzak durmalı ve konuya “Anayasal Vatandaşlık” çerçevesinde yaklaşmalıdır. Bu konu ayrıca ele alınması gereken çok önemli bir konudur.

         Karşı Hegemonya inşasında diğer bir önemli konu ise “Devletlilik” olgusudur. Bu noktada devletin revizyonundan bahsetmekte fayda var. Özellikle devlet aygıtının yeniden yapılandırılması kapsamında siyasal iktidarın arpalığı olmasından ve hantal yapıdan arındırılarak manevra kabiliyetinin, iş yapabilme ve topluma hizmet verebilme kapasitesinin artırılması gereklidir. Devlet mekanizmasına işlerlik kazandırılması, toplumun kendine olan güvenini pozitif yönde etkileyecektir. Tüm bunları yaparken devletin gelecekte Federal bir Kıbrıs’ın parçası olacağı ve Federe Devlet’e evirileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

         Mevcut hegemonyanın ana ekseni Türkiye Devletinin Kuzey Kıbrıs’ta yürüttüğü politikalardır. Dolayısıyla Karşı-Hegemonya için Türkiye Devleti ve/veya iktidarda hegemonik bir güç haline gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) hali hazırda yürüttüğü politikaları doğru analiz etmek gereklidir. Sanırım işin en zor kısmı bu noktadadır. Gerçek bir hegemonik güç haline gelen AKP iktidarının Kuzey Kıbrıs’ta uygulamak istediği ve hali hazırda uyguladığı neoliberal ve muhafazakâr politikalara karşı sol hareket, kendi hegemonyasını nasıl inşa edecektir? Bu inşa sürecini uzun soluklu bir mücadele olarak görmekte fayda vardır. AKP iktidarı da kendi hegemonyasını oluşturmak için Devletin iktidar odaklarına –bürokrasi, yargı ve ordu- karşı uzun soluklu bir mücadele vermiş ve önemli ölçüde kendi açısından başarıya ulaşmıştır. Birçok siyaset bilimci AKP’nin kendi “Pasif Devrimi” ni gerçekleştirdiğini kabul ediyor. AKP’nin “iktidar olma” yolundaki bu mücadelesinin birçok yönden örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.  Öncelikle mevcut hegemonya ile mücadelenin AKP iktidarına karşı cephe alınarak yapılmasını hiç de gerçekçi ve sonuç alıcı bulmadığımı söylemem gerekiyor. Böyle düşünmemin birçok nedeni vardır. Gerek toplumsal, gerek sosyo-ekonomik gerçekler, gerekse Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki rolü itibarıyla böyle bir yaklaşımın sol mücadeleye faydasının değil zararının olacağı kanaatindeyim. AKP iktidarının vesayet politikalarına karşı Sol hareketin en önemli dayanak noktası halk desteği olmalıdır.

         Hiç şüphesiz Karşı Hegemonya’yı oluşturma mücadelesi uzun soluklu ve zor bir mücadeledir. Solun kendi politikasını oluşturması yanında karşısındaki mevcut hegemonyanın gerçekçi analizini ve ifşa edilmesini de kapsar. Bu aynı zamanda toplumun her kesiminin dâhil olduğu statükonun da ifşa edilmesidir.  Karşı hegemonyanın oluşma sürecinde sol iktidar kültürel, politik ve ekonomik yönden eski toplumu yeni topluma dönüştürmek zorundadır. Karşı hegemonyanın ana hedefi de “Yeni Toplum” inşa etmek değil midir?

          

          

        

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 805 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler