1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Karmaşık Duygular ve Hikâyeler
Karmaşık Duygular ve Hikâyeler

Karmaşık Duygular ve Hikâyeler

İnsanların ne kadar farklı yaşamları vardır böyle? Ne farklı hikâyeler saklıdır, birçok değişik gizli yaşamlardan. Ama sanatçıların hikâyeleri çoğu kez bambaşkadır. Yüzyıllar öncesinden yaşanan bu hikâyelerin bugünkülerden ne gibi farkları vardır acaba? K

A+A-

 

 

İnsanların ne kadar farklı yaşamları vardır böyle? Ne farklı hikâyeler saklıdır, birçok değişik gizli yaşamlardan. Ama sanatçıların hikâyeleri çoğu kez bambaşkadır. Yüzyıllar öncesinden yaşanan bu hikâyelerin bugünkülerden ne gibi farkları vardır acaba? Kim bilebilir ki? Aslında duygular hep aynı duygulardır. Aşk aynı aşktır. Şekli değişiktir sadece ifadenin. Bu sanatçı hikâyelerinden bazılarını sizlerle paylaşmalıyım. Varın sizler de günümüz sanatçısıyla kıyaslayın. Ne dersiniz? Dört kıtanın meşhur piyanistlerinden Arthur Rubinstein, parmakları çok yorulduğu için, konserlerinden hemen sonra kendisinden imza isteyenlerin arzularını kesinlikle yerine getirmezmiş. Yine bir akşam, konserden sonra, piyanistin hayranlarından küçük bir kız, piyanistin konser salonundaki odasının önünde, elinde küçük bir imza defteri olduğu halde bekliyormuş. Piyanisti kapının eşiğinde görünce, yanına sokularak. “Biliyorum, efendim” demiş. “Parmaklarınız çok yorgun. Fakat benimkiler de öyle. Sizi alkışlamaktan… 

 

KENDISINI LAYIK GÖRMEDI

Bir hikâyemiz daha olsun şimdi. Liyakat başlığıyla sunayım sizlere. Liyakat mı ne demek? Yaaa o da var ya. Yeterlik demek, layık olmak demek. Büyük Alman bestecisi Beethoven’in Viyana’da iken oturduğu evin değerli hatıraları arasında bir de küçük piyano vardır. Beethoven birçok eserini bu piyanoda bestelemiştir denmektedir hep. Amerikalı bir genç kız, müze haline getirilmiş bu evi gezerken ilk gözüne ilişen, işte bu piano olmuş ve başına geçerek çalmaya başlamış. Bir yandan da, müze görevlisine dönerek: -Buraya çok ziyaretçi geliyor herhalde, değil mi? demiş. -Evet efendim.

Karşılığını almış ve sohbet devam etmiş. -Bu arada meşhurlar da geliyor değil mi? -Evet. Mesela ünlü piyanist Padarevski de geldi. Genç kız, parmakları hala piyanonun tuşları üzerinde gezinir halde: -Padarevski de bu piyanoda çaldı değil mi? diye sormuş. Müze görevlisi cevap vermiş:“Hayır efendim. Dünyanın en büyük bestecisinin kullandığı piyanoya kendisini layık görmediğini söyleyerek, ona elini bile sürmedi“.... hikaye güzel ama değil mi? Gerçek olduğundan şüpheniz bile olmasın sakın. Beethoven mi? Büyük ustanın buralarda fazla takıldığı falan yoktur. Ya da fazla takanı yoktur mu diyelim. Sanat nere, biz nere? Mi yoksa? Varsın bu hikayeye sizler bir anlam katın.

 

UNUTULAN! SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

Şimdi biraz da dram olsun. 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın yeni bittiği günler... Avusturya'daki Amerikan işgal bölgesinde akşam saat yediden sonra sokağa çıkma yasağı konmuştur. Salzburg civarındaki küçük Mittersil kasabasında devriye gezen bir Amerikan eri sokakta bir karaltı farkeder, durması için seslenir, karaltının yürüdüğünü görünce tüfeğini omuzladığı gibi basar tetiğe, karaltı yıkılmıştır. Yaklaşıp fenerini tutar, altmış yaşlarında orta boylu bir adamdır yerde yatan, şapkası yana fırlamış, gözlüğü kırılmıştır. Er bakar, hiç bir hareket yoktur. Ölmüştür altmışlık adam, kültür dünyası ertesi gün öğrenir çağın büyük bestecisi Anton Von Webern'in ölümünü. Viyana'dan kızını ve torunlarını görmeye gelen bu tuhaf insan, gene gerçekten garip bir biçimde hayattan ayrılıp gitmiştir. O anda unutmuştu yasağı belki kafasındaki ses bileşimleri arasında duymamıştı erin bağrışını, Atonal müzik akımının bu seçkin siması en kısa orkestra parçasının yazarıdır. Onbeş saniye sürer bu parça... Ayrıca yedi mezurluk bir müzik cümlesi üzerime <240 defa tekrarlanacaktır> notunu eklemiştir. Berlin'de çalındı bu eser, ancak dört piyanist nöbetleşe çalarak çıkabildiler işin içinden. Beheri yedi mezuru altmış defa tekraryabildi ve içlerinden biri <Altmış birinci defa çalsaydım delirebilirdim...> demeyi de unutmamıştır.

 

AŞIRMAK

İster inanın ister inanmayın bu hikâyelere ama şimdi sırada bir tane daha var. İlginç simalardan biri de  Daniel Steibelt olabilir. Zamanının İyi bir piyanist çok hızlı bir besteciydi Steibelt. Napoleone'un Austerlitz zaferinden sonra <Savaş Tanrısının Bayramı> adlı bir opera besteleyip bir ayda tamamlayıvermişti.. İki kusuru varmış Steibelt'in; İslah kabul etmez bir kleptoman oluşu ve kendisini çağının devi Beethoven'le kıyaslaması. İnsafsızca aşırırmış beğendiği melodi ve fikirleri. (Hikayenin bu kısmı bana bizim tarafları çağrıştırıdı da biraz garip bir gülümseme var bende) Tabii o zaman şaşmamak lazım  gerekiyor hızlı yazışına. Beethoven'le da tanışmış Steibelt. Viyana'da Kont Fries'in evinde rastlamışlar birbirlerine. Ertesi hafta buluşmalarında yeni bestelediği bir beşliği getirmiş Beethoven'e, eser çalınmaya başlayınca birinci bölümün melodi ve değişimleriyle kendi Op.11 <üçlü> sünden aldığını gören Beethoven'in adamın notalarını yırtışı zamanın en ünlü bir olaylarından biridir. Steibelt'in tüm yazdıkları kütüphane ve arşivlerin tozlu raflarında unutulup gitmişlerdir. Ancak bir buluşu yaşıyor: <Ped.> kısaltması. Piyano partilerinden pedal kullanılması gereken yerlere <Ped.> , kısaltmasını o düşünmüş, ilk o uygulamış. Eh o kadar yararı dokunmuş Steibelt'in. 

 

TREN MERAKI

İşte sizlere son bir hikaye.  Bir büyük bestecinin merakı da müzik tarihinin garabetleri arasına katılabilir: 19'ncu yüzyılın ünlü bohemyalı müzikçisi Anton Dvorak'ın trenle ilgili herşeye düşkünlüğü... Prag'da bulunduğu yıllarda kentin en büyük tren istasyonu Franz Joseph garına gider, gişe memurlarından başlayarak hamallarla, hareket memurlarıyla, tren makinistleriyle konuşur, tarifeleri ezbere bilir, kalkış ve varışları denetlermiş. Konservatuar'da Profesörken cebinden trenli saati çıkarır, 11.20'de gelmesi gereken Brünn-Prag ekspresinin gelip gelmediğini sorması, katarin lokomotif sürücüsü Yaroslav Votruba'nın kendisine anlatacak birşeyi olup olmadığını anlaması için öğrencilerinden birini yollarmış gara. Bu öğrenciler arasında sonradan ün yapacak Suk, Novak, Fibich, Nedbal ve Lehar gibi müzikilerde defalarca yer almışlardır. Kızı Ottile ile nişanlı olan geleceğin değerli müzikçisi Suk, doğduğu şehri ziyaretten Prag'a dönünce sorguya çeker Dvorak: <Nasıl geçti yolculuk?> Öğretmeni ve Kayınpederinin merakını bildiğinden kendini hazırlayan Suk cevap verir: <Mükemmel... 2'yi 34 geçe tam zamanında Krekoviç'e geldik. 3'ü 18 geçe Benschau'ya ulaştık. Lokomotif su aldı. On dakika sonra kalktık, 6'ya 10 kala Prag'a vardık. Tren'in numarası 10726 idi...> Dvorak parlar birden: <Tanrım şu deveye bakın, bilmiyor musun ki 10726 ancak lokomotifin fabrika numarası olabilir. Benschau katarının numarası 187'dir > Kızına dönüp devam eder: < Ve  sen de böyle bir adamla evlenmek istiyorsun ha????????>. New York Şehir Konservatuarı yöneticiliğine getirilince merakının cennetine düşer Dvorak. Her akşam bir defa kentin en büyük garı Grand Central'a gidip dev lokomotifleri, yataklı vagonları, lokanta vagonlarını seyreder, lüks Chicago ekspresi kalkınca evine dönermiş... İşte böyle.

Kalın sağlıcakla.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 679 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler