1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Karma köylerde ilişkiler farklıydı…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Karma köylerde ilişkiler farklıydı…

A+A-

***  Bir zamanlar karma bir köy olan Komikebir’in düşündürdükleri…

31 Mayıs 2013 Cuma sabahı, Kayıplar Komitesi yetkilileri Murat Soysal, Ksenofon Kallis ve Okan Oktay’a olası bir gömü yeri göstermeye gidiyoruz. Yanımızda Hristina Pavlu Solomi Patça da var – o bir “kayıp” yakını – babası ve erkek kardeşi Galatya’da “kayıp” edilmiş…
Uzun yıllardan bu yana Karpaz’ın “kayıpları”yla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Aslında Karpaz, oldukça zorlu bir bölge – adanın geri kalanından hala uzakta, daha izole ve günlük tartışmalardan daha uzak bir yaşam biçimi hakim buralarda… Karpaz bölgesinin kendine özgü bir temposu var – bu bölgeden olaylara görgü tanıklığı yapmış şahitler bulmak da çok büyük çabalar gerektiriyor. Bana konuşan şahitler, oldukça cesur – özellikle Galatya yöresinde eğer bildiklerini paylaştıkları öğrenilirse, bazı köylüler onlara bunun bedelini ödetmeye çalışıyor. Bazı şahitlerin geçmişte kötü deneyimleri olmuştu: “Kayıplar”ın bulunmasına yardım edenlerin “hain” oldukları, “Kıbrıslırumlar’a satıldıkları” gibi çirkin ve aslı astarı olmayan dedikodular dolaştırılmıştı köyde… Aslında bu Galatya’ya ya da Karpaz’a özgü bir şey değil – nerede bir “saf” Kıbrıslıtürk ya da “saf” Kıbrıslırum köyü varsa, şahitlerin bu köylerde konuşmaları çok daha zor olageldi… Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın birlikte yaşadığı karma köylerde ise tam tersine insanlar konuşurken daha rahat, kendilerine daha güvenli ve ister 1963, ister 1974’te yaşananlar olsun, bildiklerini paylaşmaları çok daha az “tehlike” içeriyor… Çünkü Kıbrıs’ın geçmişteki karma köylerinde insanlar birlikte yaşamaya ve birbirlerine yardım etmeye alışkındı…
Örneğin bir Kıbrıslırum ebenin, Kıbrıslıtürk kadınların doğumuna nasıl yardımcı olduğunu, insanların birbirlerinin düğünlerini ve bayramlarını nasıl birlikte kutladıklarını çok dinledim… Bayram’da karma köylerde, Kıbrıslırumlar, Kıbrıslıtürkler’in kutlamalarına saygı gösterirken, köylüleri onlara ekmek kadeyifi, güllaç ya da bayramda ne ikram ediyorlarsa o tatlılardan sunarlarmış – aynı şekilde Paska zamanları da Kıbrıslırumlar, Kıbrıslıtürkler’e pilavuna, çörek gibi paskada pişirdikleri geleneksel yiyecekleri ikram ederlermiş.
Karma köylerde, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar yanyana tarlalarda, yol inşaatlarında çalışırlar, kadın işçilerden birisi doğum yaptığında veya hastalandığında, komşuları çocuklarına bakar, yemeklerini pişirirmiş. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Bodamya Festivali’nde gazeteci-yazar İbrahim Aziz’in hazırladığı Bodamya’da ortak yaşama ilişkin kitap ve fotoğraf sergisi bu köydeki karma yaşamı en iyi biçimde yansıtıyordu… Sergide, 1933’te yol inşaatlarında birlikte çalışan Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum Bodamyalılar’ı gösteren dev bir fotoğraf, çok etkileyiciydi. İbrahim Aziz’in kitabını satın aldım sergiden: İçinde köyün karma futbol takımı, çobanların birlikte davarlarını nasıl otlattıklarını gösteren çok eski fotoğraflar vardı.
Hristina’nın babası Pavlos Solomi, karma bir köy olan Komikebir’de Kıbrıslıtürkler vefat ettiği zaman onların defnedilmesine bile yardımcı olurdu. Komikebir’de yaşlılık nedeniyle vefat eden bir Kıbrıslıtürk olduğunda Hristina’nın babası gidip mezarın kazılmasına Kıbrıslıtürk dostlarıyla birlikte gönüllü olarak yardımcı olur, insanların acısını paylaşırmış. Hristina Kıbrıslıtürk çocuklarla birlikte oynayarak büyümüş ve onlardan Türkçe sözcükler öğrenmiş, onlar da Hristina’dan Rumca sözcükler öğrenmişler. Bu tür karma köylüler birer “toplum” gibi sessiz sakin yaşamışlar, ta ki politika hayatı zehirleyinceye, köyün dışından gelen talimatlar ve müdahalelerle hayat kaosa sürükleninceye kadar… Arada bir bazı çılgın gençler köy içerisinde “fasariya” çıkarmaya çalışsa da hayat kendi sorunları, kendi zorlukları, kendi temposuyla, köylülerin yoksulluğa karşı mücadelesiyle, eve, ailelerine ekmek götürme mücadelesiyle devam edip gitmiş…
Küçük Kaymaklılı Huriye Ebe aynı zamanda doğal bir şifacıymış, kırık-çıkıkları da tedavi edermiş ve her iki toplumdan köylülerine hayatı boyunca yardım etmiş, her iki toplumdan da saygı görmüş. Aynı şekilde Mirofora adlı ebe de, her iki toplumdan kadınların doğumlarına yardımcı olmuş seneler boyu… Önceleri eşeciğinin üstünde, daha sonra ise Lambretta motosikletiyle köyleri gezerek hiçbirşeyden korkmadan, eğitimini aldığı mesleğini icra ederek yaşamış. Mirofora Kaymaklı’nın renkli siması Yoğurtçu Musa’nın hanımına tüm doğumlarında yardımcı olmuş… Mirofora bana gençliğinden öyküler anlatarak Lambretta motosikleti üstündeki fotoğrafını ve ebe diplomasını göstermişti…Pazartesi devam edecek

Bu yazı toplam 1095 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar