1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Karma birlikler geri çekilip ön cephelere solculardan oluşan birlikler gönderiliyordu'
Karma birlikler geri çekilip ön cephelere solculardan oluşan birlikler gönderiliyordu

'Karma birlikler geri çekilip ön cephelere solculardan oluşan birlikler gönderiliyordu'

Mike Efthimiu darbe günlerinde Alonağra/Aspro Mutti (Bozdağ) bölgesinde nelerle karşılaştıklarını, savaş sırasında Aspro Mutti yöresinde yaşananları ve Dimitris’in nasıl “kayıp” olduğunu anlatıyor... Onunla röportajımız şöyle: MİK

A+A-

 

 

Mike Efthimiu darbe günlerinde Alonağra/Aspro Mutti (Bozdağ) bölgesinde nelerle karşılaştıklarını, savaş sırasında Aspro Mutti yöresinde yaşananları ve Dimitris’in nasıl “kayıp” olduğunu anlatıyor...

Onunla röportajımız şöyle:

 

MİKE EFTİMİU: Kitrea’da (Değirmenlik) zeytin ağaçlarının altındayken biz, Dimitris’in babası Nikiforos gelmişti, oğlunu soruyordu... Bana “Oğlumu ne kadar tanın?” diye sormuştu, ben de oğluyla çok iyi arkadaş olduğumuzu  anlatmıştım – ona neler olup bittiğini orada aktarmıştım...

Orada birkaç gün kalmıştık – sonra 14 Ağustos’ta ikinci harekat başlamadan bir gece önce Girne dışına, Klepini’ye (Arapköy) ön cepheye götürülmüştük. Tabii orada olup bitenler da bir başka hikayedir...

 

SORU: Klepini’de (Arapköy) ne olmuştu?

MİKE EFTİMİU: Bizler 241nci birliği değiştirmeye gönderilmiştik oraya.. Ve yine, aynı hikayenin yaşandığından kuşkulanıyorum: Tam çok ağır kayıpların verileceği büyük bir savaşın yaşanmasından hemen önce, “karma” bir birliği, tümüyle “solcu” bir birlikle değiştiriyorlar, “solcu” birliği ön cepheye sürüyorlar! Bu birlik, 14 Ağustos’tan bir gün önce, ön cepheye sürülmüştü. 241nci birliği de Leymosun yakınlarına göndermişlerdi... Böylece savaşın ikinci safhasında gene ön cephedeydik, pek çok kişi bu esnada kaybolmuştu, kaybolanlar ağırlıkla rezerv güçlerden insanlardı – birbirimizi iyi tanıyorduk, birazcık da deneyimimiz vardı, nasıl bir arada kalacağımız konusunda... 14 Ağustos’ta sabahın çok erken saatlerinde saldırı altında kalmıştık – gene bir gece önce, küçük bir uyarı almıştık, “Uyumayın, saldırı olabilir” şeklinde...

 

SORU: Yani biliyorlardı ikinci harekatın 14 Ağustos’ta başlayacağını!

MİKE EFTİMİU: Biliyorlardı... Telsizcimiz Mikail Mikail öldürülmüştü, anlatmıştım size bunu... Telsiz bendeydi – komutanımız Vasilis Dukas’a güveniyordum, o da bana güveniyordu – savaşın ikinci safhası boyunca onun yanındaydım telsizci olarak. 13 Ağustos gecesi diğer birliklerle telsiz aracılığıyla temastaydım, onlara da “Bu gece uyumayın, saldırı olabilir” diyordum... Sabahleyin tam karşımızda bir savaş gemisi gördüm! Ve kendi kendime “Dün gece bu gemi burada yoktu!” diye düşündüm. Dukas’ı uyandırarak, “Bir gemi var tam karşımızda, bu durum hiç hoşuma gitmedi” dedim.

“Evet ama dün bir hayle gemi gördük” dedi bana.

“Ama bu öyle bir gemi değil, bu çok daha büyük bir gemi, bir savaş gemisidir bu” dedim.

O anda ateş etti bize savaş gemisi ve ilk toplarını üstümüze doğru savurdu! Toplar ateşlenmişti ve bu da savaşın ikinci safhasının başlangıcı oluyordu...

O gün Dukas sağlam durmuştu ama onun arkasında olması gereken subaylar değil... Türk ordusu bize saldırmaya başladığı halde, pozisyonumuzu koruyorduk... Ben ateş hattında değildim, komutanımız Dukas’la birlikteydim. Ön cephe, 200-300 metre kadar uzağımızdaydı. Komutanlar da bizden 500 metre kadar gerideydi – ben onların nerede olduğunu bilmiyordum, sanırım Dukas biliyordu. Şöförlerimiz de oradaydı çünkü buraya otobüsler ve kamyonlarla getirilmiştik. Şöförlerden biri yanımda oturuyordu, iki tane de tıp öğrencisi vardı benimle birlikte. Bir noktada Dukas bana, “Gidip bizim komutanlar nerededir, bir bakayım” dedi. “Hala orada mıdırlar, bilmek istiyorum ama geri döneceğim” dedi. Yanımızdan ayrıldı böylece... Saldırı devam ediyordu, saldırı altındaydık. Üç başka birlikle telsiz aracılığıyla iletişim halindeydim. Onlar da saldırıya uğramış olduklarını söylüyorlardı. Zaten yağan mermilerin yoğunluğundan da anlayabilirdiniz bunu... Savaş gemisi sürekli ateş ediyordu toplarla, uçaklar da ateş ediyordu... Sürekli bomba ve mermi yağıyordu etrafımıza... Dukas komutanlara bakmaya gitmişti. Şöför ve tıp öğrencileri bana “Hade gidelim” diyordu. Ben de “Hayır, bir yere gidemem, askerlerimizi buraya geri getirinceye kadar gidemeyiz” diyordum. Eğer ben oradan ayrılsaydım, tüm birlik dağılabilirdi çünkü... İki tıp öğrencisi o anda oradan ayrıldı, onları daha sonra da görmedim. Diğer birliklerle telsiz aracılığıyla konuşuyordum, Dukas’ın geri gelip gelmeyeceği konusunda kaygılanmaya başlamıştım. Biliyordum ki eğer geri gelecek durumu olsaydı mutlaka gelirdi, belki birşeyler olmuştu... Birlikleri teker teker arayarak yavaş yavaş ve dikkatlice geri çekilmelerini söyledim...

 

SORU: Komutan olmuştun!

MİKE EFTİMİU: Evet, işleri ele almıştım... Öteki birliklere nereye gelmeleri gerektiğini de söyledim. Otobüsleri sıralayacaktık, belki otobüslere binebilirdik ancak çok fazla ateş altında olacak olursak, otobüslere binmeyecektik... Teker teker gelmeye başladılar, koşup şöförleri buldum, otobüsleri çalıştırıp sıralamalarını istedim, belki anayola kadar çıkabilirdik ve oradan kaçardık.

Elbette bu konuda farklı görüşler vardır, yani otobüsleri kullanıp kullanmama konusunda. Çünkü eğer otobüsteyseniz ve bir saldırı olursa...

Dukas geri geldi, bunu kaydetmek lazım, geri gelmişti komutanımız. Bana “Herkes kaçtı, biz de kaçmalıyız” dedi. “Evet, gidiyoruz zaten” dedim.

Tek bir otomatik silahımız vardı... Bana “Ben yanıma birkaç kişi alıp o tepeye tırmanacağım, sizlere uçaklardan koruma sağlayacağım” dedi. Birkaç kişi aldı yanına ve “Beş dakikaya kadar hazır olacağız, o zaman buradan ayrılmaya başlayın” dedi.

Otobüsleri organize edip, gelen askerleri otobüslere bindirdik – tüm birliği otobüslere bindirip ve oradan ayrıldılar. Ben de binmiştim otobüse. Aslında uçaklar geliyordu, ateş açıyorduk uçaklara, kendimizi biraz koruma altına almak için, Dukas da zıplayıp son otobüse bindi... Üç-dört defa uçaklar saldırdı otobüslerimize... Bize ateş açıyorlardı, bomba atıyorlardı – tepelerdeydik ve sonuçta başardık. Beşparmaklar’ın bulunduğu yere kadar gittik, orada durduk, oradan Kitrea’ya (Değirmenlik) gidip gitmeme konusunu tartıştık. Bazı insanlar Kitrea’nın (Değirmenlik) ele geçirilmiş olduğunu duymuştu, böylece daha zor bir yolu seçerek anayoldan kaçındık ve dağlar boyunca ilerlemeye karar verdik. Lefkonuk (Geçitkale) yakınından geçtik, Lisi’de (Akdoğan) durduk bir süre, sonra da İngiliz Üsleri’ne vardık – 14 Ağustos öğleden sonraydı bu...

 

SORU: Ancak kardeşiniz “kayıp”tır sizin de...

MİKE EFTİMİU: Evet, kardeşim “kayıp”tır. Çünkü o gün yani 14 Ağustos’ta kardeşim Kutsovendi (Güngör) tepelerindeydi – üç hafta kadar önce de biz aynı bölgede bulunmuştuk. Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyoruz. Kardeşime yakın olan insanları buldum, onlarla konuştum. Saldırı altında kalınca kaçmaya başlamışlardı, bir noktada birbirlerini kaybetmişlerdi...

 

SORU: İki kez Kayıplar Komitesi yetkilileriyle Sihari yöresine gittiniz ve “kayıp” Dimitris Konstantinu’yu en son görmüş olduğunuz bölgeyi gösterdiniz. Bu ziyaretlerden birisinde de arkeologlar sıra haline girip bölgeyi iyice taradılar...

MİKE EFTİMİU: Evet, ayrıca kendim de gittim oralara çünkü gerçekten merak ediyorum ne oldu diye... O gün tam olarak nerede durduğumuzu bulabilmek çok önemliydi. O nedenle bu kadar zaman aldı. Yolun altında olduğundan kesinlikle emindim, 20-40 metre kadar aşağısındaydık yolun... O nedenle o gün olup bitenleri düşünmek, tam olarak nerede durduğumuzu hatırlamak zaman aldı... Olduğumuz yerden ne kadar koşmuştuk, koştuğumuz yerde neler vardı, koştuğumuz yerden bazı şeyleri hatırlıyordum. İnanıyorum ki %95, bulunduğumuz bölgeyi buldum – yani tam olarak nereye bakılması gerektiğini buldum...

 

SORU: Tabii eğer orada öldürülmüşse... Bir ihtimal da belki sağ veya yaralı olarak oradan alınıp başka bir yere götürülmüştür. Çünkü Dimitris’in durumuyla ilgili olarak yaptığım araştırmada, bir Kıbrıslıtürk okurum bana şunları anlattı: Sihari saldırısından bir süre önce (üç-dört ya da beş-altı saat önce) bir “keşif” mangası çıkarılmış – 8-10 askerden oluşuyormuş bu “keşif timi” –aralarında “kılavuz” olarak bir de Kıbrıslıtürk varmış – fakat bu “keşif mangası”, bölgede “kayıp” olmuş, sonra da savaştan kaçan ve sağda solda, bölgede buldukları Kıbrıslırum askerleri tutuklayarak Aspro Mutti’ye (Bozdağ) götürmüşler, Kıbrıslıtürkler’in elinde olan Aspro Mutti’ye... Bu “keşif timi” gerçek işlevini yani “keşif yapma” işlevini yerine getirip Sihari saldırısından önce geri dönememiş çıkarıldıkları birliğe – çünkü “kayıp” olmuşlarmış. Tutukladıkları Kıbrıslırum esirlerle birlikte doğrudan Aspro Mutti’ye (Bozdağ) gitmişler. Okuruma göre bu Kıbrıslırum esirler, Aspro Mutti’den (Bozdağ) başka herhangi bir yere sevkedilmemiş – yani örneğin Dikomo’ya ya da Boğaz’a gönderilmemişler başka Kıbrıslırum esirler gibi. Aspro Mutti’de öldürülmüş olabileceklerini söyledi bana bu okurum... Yani sizin karşılaştığınız ve size “Ellerinizi havaya kaldırın” diyen mangayla bu “keşif” timi aynı tim olabilir – Dimitris de bu şekilde tutuklanmış ve Aspro Mutti’ye götürülmüş olabilir.. Çünkü aynı bölgeden bahsederiz... Benim yaptığım araştırmada, Kıbrıslırumlar’ın elinde bulunan Alonağra’da kazı yapıldı ama Kıbrıslıtürkler’in elinde bulunan Aspro Mutti’de (Bozdağ) herhangi bir kazı yapılmadı henüz... Bu konuyu araştırmayı sürdüreceğim...

MİKE EFTİMİU: Bu da mümkündür...

 

SORU: Bazı Kıbrıslırum “kayıplar”ın Dikomo’ya gittiğini ve bazı Kıbrıslırum esirlerin Dikomo’ya götürüldüğünü biliyoruz, bazı yerler de gösterdik Dikomo’da – bazı “kayıp” Kıbrıslırumlar’dan geride kalanlar bir tarlada bulundu da ve daha kazılması gereken yerler de var orada, bunlardan bazıları askeri bölgededir ama eninde sonunda kazılacaktır oraları da diye düşünüyorum...

MİKE EFTİMİU: İki kişi daha vardı, Pazartesi erken saatlerde ateş açıldığında, askerlerimizden ikisi – birisi Stavros Kalli idi ve yanındaki de Larnakalı’ydı, adı şu anda aklımda değil – elleri bağlanırken görülmüşlerdi, esir olarak... Yani esir alındıklarını görenler olmuştu. O Pazartesi esir alındıkları görülmüştü, bunu “kayıp” Dimitris’le de konuşmuştuk... Dimitris bana, “Eğer böyle bir yerde esir düşecek olursa insan, seni esir alanların sana böylesi bir bölgede bakmaları çok zor olurdu, büyük olasılıkla öldürülür böyle bir esir” demişti. Böyle diyordu Dimitris...

Salı günü de düzlükte olan birliğe bir sürpriz saldırı düzenlenmişti.

 

SORU: Kalburcis’in birliğiydi bu sözünü ettiğiniz, Sihari’de... “Yanık konvoy” olarak bilinen yerdir bu... Kalburcis, bu birliğin komutanlarından birisiydi, bu bölgeden ayrılmak için iki kez izin istemiş ama ona izin vermemişlerdi, “Yunan kahraman Leonidas gibi kahramanca ölünüz!” demişlerdi adama! Kalburcis burasının çok tehlikeli bir yer olduğunu söylüyordu, ellerinde hafif silahlar olmadığı için saldırı altında kalacak olurlarsa çarpışamazlardı, bir topçu birliğiydi bu...

MİKE EFTİMİU: Dimitrios adlı bir komutan bu konuda bir kitap yazdı ve bu anlattıklarınızı o kitapta okudum, hatırladığım kadarıyla kitapta bu topçu birliğinin komutanının bir gece önce Lefkoşa’ya giderek buradan ayrılmak istediğini söylediği fakat ona buradan ayrılmak için izin verilmediğini yazıyordu...

 

SORU: Kalburcis üç defa bu bölgeden ayrılmak istemişti, ona iki defasında “Hayır” demişlerdi, üçüncüsünde “Evet” dediklerinde artık çok geçti zaten...

MİKE EFTİMİU: Bana bunun bir sürpriz saldırı olduğunu söylemiştin sanırım...

 

SORU: Bana konuşan bir Kıbrıslıtürk okurum, aslında Türk askerlerinin Sihari’de bu konvoydan habersiz olduklarını, tesadüfen onları gördüklerini anlattı... Kayıplar Komitesi kazı ekipleri Sihari’de yaptıkları kazılarda 30 küsur “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanları buldular, Alonağra’da ya da Kıbrıslırumlar’ın elindeki Aspro Mutti’de (Bozdağ) yürütülen zahmetli kazılarda da bazı “kayıplar”dan geride kalanlar bulundu...

MİKE EFTİMİU: Evet... DNA’dan kimler oldukları ortaya çıkacaktır bu “kayıplar”ın...Dimitris’in “kayıp” olduğu bölge ile Kalburcis’in Sihari’deki birliğinin bulunduğu nokta arasında yalnızca 400-500 metre kadar bir mesafe vardır. Yani yakınındaydık biz... Ben tepelerden indim ve bu bölgeden böylece kaçınmış oldum. Dimitris’le koşmaya başlamış olduğumuz saatten iki-üç saat sonra Sihari’deki birliğe saldırı yapılmıştı...

Bildiğim kadarıyla Sihari’de pek çok “kayıp”tan geride kalanlar bulundu...

 

SORU: Sihari’yle ilgili pek çok “mitolojik öykü” anlatılır... Özellikle rakamlar tam bir mitolojidir... İnsanlar bu bölgede 200 kişinin, 300 kişinin “kayıp” olduğunu anlatır ama bence doğru değildir bu rakamlar...

MİKE EFTİMİU: Sihari’deki birlikte 100’den az sayıda asker vardı... Sihari’de bazı subaylar genelde sağ görüştendiler – tüm birlikte kaç kişi vardı? 56 kişi vardı o birlikte... Sihari’deki birlikte olanların durumu, diğerlerine kıyasla daha iyiydi... Daha iyi bir yerdi... Oysa Dikomo bulunmak için çok zor bir yerdi...

 

SORU: Dikomo’daki zorluk neydi?

MİKE EFTİMİU: En zoru “sürgün” gibi gönderilmekti bir yere, mesela Alonağra’ya...

 

SORU: Hollanda’da yaşıyorsunuz...

MİKE EFTİMİU: Evet, Amsterdam ile Lahey arasında bir yerde yaşıyorum... Shell şirketi için çalışıyorum, petrol ve gaz üretimi yapan Shell şirketinde... Mühendisim...

 

SORU: Bunca yıl aradan sonra Kıbrıs’la ilgili neler hissediyorsun?

MİKE EFTİMİU: Ben hala “kayıp” Dimitris ile öteki “kayıplar”ın bulunması için uğraş vermek istiyorum. Bunu yapmak için gerçekten enerjim vardır... Yalnızca aileleri için değil, “kayıplar”ın kendileri için bir sonuca ulaşmak adına bunu yapmaya devam etmek istiyorum. Arkadaşım Mikis de bu konuda çok çaba harcıyor... İki hafta kadar önce arkadaşım Mikis, 91 “kayıp” için bir anma toplantısı düzenlemişti, bizim birliklerimizden 91 “kayıp” insandır bunlar...

 

SORU: Sayın Mikis Paşas, siz Yeri köyündensiniz... Miki Eftimiu, sizin “kayıplar” için yaptıklarınızdan övgüyle söz etti...

MİKİS PAŞAS: Miki Eftimiu arkadaşımız, çok iyi anlattı o günlerde yaşadıklarımızı... 1974’te savaştan üç ay önce ben Alonağra’daydım, bize verilen emir, tüm otomatik silahların “tamirat” için oradan kaldırılması idi... Oysa “tamirat” istemiyordu bu ağır silahlar çünkü yepizyeniydiler. Onları Alonağra’dan aşağıya indirmek de çok zordu... Ama indirmiştik emre uyup. Her mevzide 5-6 asker vardı, savaştan önce darbe olmuştu, aylardır izin istiyordu askerler ve onlara izin verilmiyordu... Ben de aylardır yerimin değiştirilmesini istiyordum ve kabul etmiyorlardı. Darbeden önce bu durum değişti.  Darbeden 40 gün önce Aspro Mutti’den Dikomo’ya göndermişlerdi beni. Bizim yerimize de hiçbir deneyimi olmayan yeni askerler getirmişlerdi... Dikomo’daydık biz. Komutanlarımıza, Dikomo’nun karşısında, Ağırdağ bölgesinde siperlerin kazılmakta olduğunu gidip söylüyorduk, komutanlarımız da bize “Dikkate almayın böyle şeyleri, kaygılanacak bir şey yoktur!” diyordu ve söylediklerimizi dikkate almıyorlardı. Savaşın başladığı gün, kırmızı bayraklar serilmiş olduğunu görmüştük o bölgeye, subaylarımıza ve komutanlarımıza “Kırmızı bayraklar serdiler Kıbrıslıtürkler!” diye bilgi vermiştik ama yine bize “Merak etmeyin da tatbikat yaparlar!” demişlerdi!

Sonra bize ateş etmeye başlamıştı Kıbrıslıtürkler, gidip bunu söyledik, komutanlarımız bize ateşe karşılık vermememizi, bunların sadece Kıbrıslıtürkler’in askeri tatbikatları olduğunu söylüyordu! Bize “Ateş açmayın” diyordu komutanlarımız...

 

SORU: Dikomo’da oluyordu bunlar...

MİKİS PAŞAS: Evet... Bizim birlikten 91 arkadaşımız “kayıp”tır. Sihari ve Dikomo’daki birliklerimizden tam 91 kişi “kayıp”tır...

Bu bölgenin durumu çok trajikti. Çünkü Türk tarafı üzerlerine ateş açıyordu fakat komutanlar bu ateşe karşılık vermelerine izin vermiyordu, emir “ateş açmayacaksınız” şeklindeydi... Saldırı altındaydılar ve bu zor durumdan kurtulmak zorundaydılar... Bu bölgede başka birlikler de vardı, bunlar hiç savaşmaksızın geri çekilmişlerdi...

Dikomo’ya da, Alonağra’ya da savaşmak üzere öyle askerler göndermişlerdi ki bunlar yalnızca altı aydır ordudaydılar, hiçbir deneyimleri yoktu, 18-19 yaşlarındaydılar, ne yapacaklarını bile bilmiyordu bu çocuklar. Alonağra’ya ve Ağırdağ’a saldırmaları emredilmişti... O birlikten hiç kimse geriye dönemedi... Türk askerleri onlara ateş açıp öldürmüştü kendilerini... Açık hedefti bu çocuklar...

Kutsovendi’de (Güngör) de pek çok insan öldürüldü...

 

MİKE EFTİMİU: 28-29 Temmuz tarihlerinde Kutsovendi (Güngör) tepelerini savunuyorduk...  Orada belli bir olay oldu ve 8-9 tanemiz, belki de daha fazla sayıda insan öldürülmüştü...

 

MİKİS PAŞAS: Cesetler çok kötü durumdaydı... Bu cesetleri görmüştük, bu cesetlerin durumunu bildirmiştik ama kimsecikler gelmemişti bu cesetleri almak üzere... Leymosunlu birisi Kutsovendi’de yaralanmıştı ve BMH’e gönderilmişti tedavi edilmek üzere, bir hata yapıp onu gerisin geri Kutsovendi’ye göndermişlerdi... O günlerde Kıbrıs’ta herkesin savaşmakta olduğu sanılıyordu ancak Leymosunlu bu yaralı asker Kutsovendi’ye geri gelince, BMH’de herhangi bir çatışmanın olmadığını, orada savaş olmadığını anlatmıştı bize... Orada hayat devam ediyordu... BMH dediğim, British Medical Hospital (İngiliz Askeri Hastanesi), Pallaryotissa civarındadır burası...

Şimdi bu asker yanlışlıkla geri gönderilince Kutsovendi’ye anlamıştık ki bütün Kıbrıs’ta savaş yoktu, biz burada Kutsovendi’de tek başımıza bırakılmıştık, korumamız da yoktu...

 

MİKE EFTİMİU: Biz ön cephedekiler için savaş tam bir cehennemdi ancak pek çok birlikte böyle bir durum sözkonusu değildi... Askeri hastanede bile savaş havası hakim değildi! Yani esas acıyı çekenler, ön cephede olan birliklerdi... Mikis’in de dediği gibi, ön cephede bulunacak olan birlikler de önceden özel olarak seçilmişti – örneğin size bizim birliğin tümüyle solcu gençlerden oluştuğunu anlatmıştım...

İşte bu yaralı asker yanlışlıkla gerisin geri Kutsovendi’ye gönderilince, anlaşılmıştı durum...

 

MİKİS PAŞAS: Bu durumda gidip komutanımıza şikayette bulunmuştuk... Ve bizim birliğin de değiştirilmesini istemiştik... Pek çok şikayet sonrası nihayet bizi değiştirecek başka bir birlik gönderilmişti. 251nci birliği göndermişlerdi buraya, bu Girne’de olan bir birlikti...

 

MİKE EFTİMİU: Bu birliklerden birisi 361nci birlikti, bir diğeri 251nci birlikti – bunlar ön cephede olmak üzere önceden seçilmiş birliklerdi...

 

MİKİS PAŞAS: 14 Ağustos günü Kitrea’da (Değirmenlik) zeytin ağaçlarının olduğu bölgedeydik. Sabah saat 04.00-05.00 civarı, komutanlar kaçmıştı, biz bunu daha sonra öğrenecektik... Bizi tek başımıza bırakmışlardı... Miamilya (Haspolat) – Kutsovendi (Güngör) hattı kırılmıştı ve biz Girne’de savaşıyorduk... Şanslı olanlar bir otobüs bulup, oradan ayrılıyordu... Miki gibileri Klepini (Arapköy), Trabezunda (Beşparmak) gibi yerlerdeydi, Beşparmak tepelerindeydi... Askerler yorgunluktan adım atamıyordu – örneğin Aspro Mutti’de olan askerler daha iyi eğitilmişti yürüme, tırmanma konusunda ama diğerleri öyle değildi... Onlar diğer askerleri bu yüzden izleyemiyor, geride kalıyorlardı... Bir asker arkadaşımız Klepini’de (Arapköy) pek çok ölü asker gördüğünü söyledi bize ama ben şahsen görmedim...

Beşparmaklar’a tırmandık, bu dağı aşarsak Kitrea’ya (Değirmenlik) ulaşacağımızı ve güvende olacağımızı hesaplıyorduk. Pek çok asker “Kitrea’da bira içeceğiz” diyordu...

Ben, Eksomedoş’tan (Düzova) bir arkadaşımla birlikte onun köyüne doğru gidiyorduk... Beşparmaklar’ı aştıktan sonra, Başpınar’a doğru 20-25 kadar insan görmüştük ama onların Kıbrıslırum olup olmadığını bilmiyorduk. Sonra konuştuk ve onlar bize çevrenin Türk askerleri tarafından alındığını anlattılar... Durup düşündük ve geceleyin dağdan aşağı inmeye karar verdik. Bu gruptan ayrıldık... Biz gene Eksomedoş’a gitmeye karar verdik ve gece boyunca yürüdük... Çeşitli tehlikeli durumlardan sonra da güneye gittik...

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 637 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler