Karar

Karar

Çocukluktan arkadaştılar. Aynı mahallede oturmuşlar, aynı topa vurmuşlar, aynı çamurda kirlenmişler… Anneleri “kirlenmek güzeldir” demiş mi bilmiyorum ama onlar mutluydular. Paylaşmayı çok güzel başarmışlar, biri diğerinin oyuncağıyla

A+A-

 

 

 

 

Çocukluktan arkadaştılar.

Aynı mahallede oturmuşlar, aynı topa vurmuşlar, aynı çamurda kirlenmişler…

Anneleri “kirlenmek güzeldir” demiş mi bilmiyorum ama onlar mutluydular.

Paylaşmayı çok güzel başarmışlar, biri diğerinin oyuncağıyla oynamış, diğeri bisikletini öbürüne vermiş.

“Senin, benim” gibi duyguları yaşamamışlar hiç… Herşey onların birlikte olmuş.

Ayrıldıkları zamanlar sadece yataklarına yattıkları zamanlardı. Hatta bazen orada bile yalnız değildiler.

Beraber uyudukları da çok oldu.

Taaa ki çocukluğu geçip 20’li yaşlara yaklaştıkları zamanlara kadar… O yıllarda mahalleye gelen bir kız onların birlikteliğinin sonu gibiydi. Başlarda böyle değildi. Birlikte gezdiler, birlikte tozdular.

Üçü bu kez birlikte paylaştılar… Paralarını, anılarını, acılarını, sırlarını, mutluluklarını…

O kadar ayrılmazlardı ki mahalleli birini eksik gördüğünde sorarlardı hemen; “Üçüncü nerde?” diye…

Eksiklikleri uzun sürmezdi zaten… En fazla birkaç saatlik ayrılıktı onlarınki… O da mecburiyetten… Sonrasında yeniden birlikteydiler. Sanki hayatta başkaları yoktu da, sadece üçü vardı. Öylesine gailesizlik, öylesine avarelik.

 

Çıkmaz

Yavaş yavaş başlamıştı sanki… Emir, Sevinç’e karşı başka başka duygular hissediyordu sanki… Sanki artık arkadaş değil de, ona artık farklı gözlerle bakan, arkadaştan öte başka bir şey olarak gören, onu koruması gereken, onu severken karşılık da bekleyen biri gibi bakmaya başladı.

Salih’in bundan haberi yoktu.

İşte bu ilk sırrıydı sanki Emir’in Salih’e söylemediği, söyleyemediği… Söylerse artık her şey biterdi, ne Salih kalırdı, ne Sevinç ne de Emir’in şimdiki hali…

Söyleyemiyordu bu hissettiklerini… Ne Sevinç’e karşı değişen duygularının ne olduğunu anlatabiliyordu, ne de Salih’le paylaşabiliyordu.

Bir çıkmaz içindeydi.

Ne yapacağını bilemediği için neredeyse 24 saat olan birliktelikleri aksamaya başlamıştı. Emir, çoğu zaman üçlüyü tamamlamıyordu.

Yanlış bir şey yapmaktan korkuyordu, açılmaktan, her şeyi mahvetmekten…

Birlikte olduklarında;

Emir son zamanlarda iyi görünmüyorsun, ne oldu?

İyiyim Salih, bişeyim yok.

Ama çok farklısın, eski Emir değilsin sanki…

Bişeyim yok dedim ya Sevinç…

Başını hiç kaldırmadı Emir bu yanıtları verirken… Sanki yüzü onu ele verecekmiş gibi… Sevinç’i sevdiğini yüz ifadesi ele verecekmiş gibi…

Aslında haksız da değildi.

Sevincin yüzüne baktığında başka biri oluyordu sanki… Yumuşuyor, eriyor akıyordu… Onun için de mümkün olduğunca bakmamaya çalışıyordu.

 

Yolculuk

Tamam o zaman, madem Emir de iyi, yarın dağdaki kulübeye gidelim mi? Çoktandır gitmedik.

Evet evet, Salih haklısın, ben kulübeyi özledim. Gidelim ne olur?

Ama benim işim var, gidemem herhalde…

Oyun bozanlık yapma Emir, hem bişeyim yok diyorsun hem de bişey varmış gibi davranıyorsun.

E tamam, sırf bişeyim olmadığını göstermek için geliyorum ha…

Tamam, yarın sabah sabah gidiyoruz. Her zamanki yerimizde buluşuyoruz o zaman.

 

Dağ kulübesi

Sabah erken kalktılar, dağdaki kulübeye kadar olan 2 saatlik yürüyüş mesafesini neşeli tamamladılar. Birbirlerine takıldılar, şakalaştılar… Zaman zaman durdular, manzarayı seyrettiler. Sonra yeniden yürüdüler… Susadılar, yollarının üzerinde incecik de olsa akan bir sudan kana kana su içtiler… Yanlarındaki şişelerini doldurdular ve sonunda kulübeye vardılar.

O akşam kulübede kalacaklar, yanlarında getirdikleri biraz sebze, biraz eti de pişirecekler, yiyecekler… Hem yemek için, hem de ısınmak için biraz oduna ihtiyaçları var. Mevsim bahar da olsa geceleri dağın tepesi serin oluyor. Mutlaka ki ateş yakmak gerekiyor.

Emir ve Sevinç civardan biraz odun toplamaya çıktılar. Salih, kalıp ortalığı biraz düzenleyecek. Hem içeriye hem de dışarıya ateş yakılacak ocaklar yapacak.

Emir odun toplama boyunca tutuk davrandı yine… Neden Sevinçle ikisi gelmişlerdi ki odun toplamaya… Boşta bulunmuştu o an… “Giderim” demişti aceleyle Sevinç’in de gideceğini fark etmeden…

Neyse, olan olmuştu artık. Yapacak bir şey yoktu.

Emir bunları düşünürken Sevinç sanki odun toplamaya değil de bir ceylan gibi sekip oynamaya gelmişti oraya…

Önceleri olsa Sevinç böyle görülmezdi gözüne… Bir çocuk gibi o da ona katılır, birlikte koşup oynarlardı.

Ama artık öyle değildi. Terliyor, ne yapacağını, ne diyeceğini, ne konuşacağını bilemeden gelecek etkilere göre tepki veriyordu sadece…

Birlikte olmaya fazla dayanamadı, odunları Sevinç’ten daha uzakta toplamaya çalıştı. Sevinç ona çağırdı, “geliyorum, odun buldum biraz, onları topluyorum” dedi uzaktan…

Sevinç anlam veremedi buna çünkü oldukları yerde işlerine yarayan çok sayıda odun vardı.

Sonunda topladılar odunları, kucakları doldu ve kulübeye geri döndüler. Tehlikeli anlardan birini daha atlatmıştı! Emir… Salih’in yanına gelince biraz daha rahatladı.

 

Karar

O gün akşama kadar dağda yürüdüler, sohbet ettiler, anılardan sözettiler…

Anılardan söz ederken Emir farklıydı yine… Salihle Sevinç, anıları mutlulukla anlatıyorlar, Emir ise bu anlatılanlardan acı duyuyordu sanki…

Kendini suçlu hissediyordu.

Bunu arkadaşlarına yapamazdı, onların bu dostluklarını bitiremezdi.

Onun için de bu akşam onlara kararını açıklamak istiyordu. Bir karar almıştı ve bunu en azından onların bilmeleri gerekiyordu.

Ateş yandı, etler, sebzeler kesildi, bir kabın içerisinde ateşin üstüne kondu. Yemekler yendikten sonra Emir’in kararını açıklamasına sıra geldi;

Arkadaşlar size bir şey söylemem lazım…

Tabii söyle dedi ikisi de birlikte…

Ben bir karar aldım.

 

-devamı haftaya-   

  

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 889 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler